HANDE BABA VE “GELİNCİK TARLASI” ÜZERİNE/Selma Özhan

HANDE BABA VE “GELİNCİK TARLASI” ÜZERİNE

Hande Baba, İstanbul’da doğdu. ‘Ölüm Bugün Hasta, Gelincik Tarlası, Rüzgâra Sarılmak, Günübirlik, Korkunun Kokusu’ yetişkin öykü kitapları olarak yayınlandı. ‘Dağınık Tiyatrocu, Lokum Tarihi Asansörde’ kitapları çocuklarla buluştu. ‘Ölüm Vardiyası- Soma’nın Öyküsü, İnadına Kadınım Kadınsın Kadınız’ adlı kitapların derleyeni olan yazarımız İzmir-Çeşme’de yaşıyor.

Yazarın diğer kitaplarında da olduğu gibi birbirinden farklı dünyaların büyülü atmosferine davet eden ‘Gelincik Tarlası’ on iki öyküden oluşuyor. Öykülerin her biri yaşamın beklenmedik anlarına dair eşsiz bir perspektif sunuyor. Sıradan yaşamların derinliklerine inip karakterlerin içsel dünyalarının kapılarını aralayarak duygusal yolculuğa çıkarıyor.

Yazarın ustalıklı kalemiyle işlenmiş simgesel betimlemeler, zengin anlatılar edebiyatımıza canlı, yeni karakterler kazandırıyor. Öykülerin yolculuğunda aşkın, kaybın, umudun ve insan olmanın karmaşıklığına dair derin iç görülerle karşılaşıyorsunuz. Anne, gelin, çaresiz kadınların yanında, “loş sancı, dolu fincan, boş terlik” gibi metaforlar kullanarak okura karakterle hesaplaşma, yüzleşme alanı bırakıyor.

Kapı aralığından boy gösteren karakterler; sevginin, şefkatin eşsiz ifadesi annelik olarak çıkıyor karşımıza bazen. Bu duygu öyle ustaca işlenmiş ki çiçeğin tohumdan filizlenip güneşe doğru uzanması gibi kadının ruhunda bir köşe, yalnızca evladına ayırdığı özel yer olduğunu bildiğiniz halde, o anneyi yeni keşfetmiş kadar haz alıyorsunuz öyküden. ‘Karda Yürüyüş’öyküsü Kadın canından can koparılıyormuş gibi ağlayan bebeğinin sesiyle uyanıp gece lambasının loş ışığında ona doğru uzandı.’tümcesiyle karşılıyor okuru. Her bir bölümü ayrı derinlikte düşüncelere sevk ederken aynı zamanda umut, kararlılık ve sorumluluğun gücünü de gözler önüne seriyor: ‘Ben öğretmenim, derse geç kalmamalıyım. Eve gidip hazırlanmalı, çocuğumu bakıcıya bırakmalıyım, geç kalmamalıyım. Ancak yetişirim.

Bireyin kendi iradesiyle hareket edebilme ve seçim yapabilme yetisi özgürlük; insan ruhunun en temel arzusu, insanın kendini ifade etme ihtiyacını karşılayabildiği gizli gücü. Yazar, yarattığı karakterler aracılığıyla, “İnsan ruhunun kanat çırpışıdır; onu kısıtlayan her şey, yaşamın özünü boğar,” dedirtiyor. Kullandığı metaforlarla özgürlüğü, adalet kavramını unutulmaz karakterleriyle belleğimize yerleştiriyor. Ardından, bireyin iç dünyasında doğruyla yanlışı ayırt eden ahlak pusulasını keşfettiriyor. Adı vicdan! Bireyin eylemlerini ve düşüncelerini değerlendiren, onu doğruya yönlendiren içsel ses… İnsanın hem kendisiyle hem de toplumla uyum içinde yaşamasını sağlayan bu iki temel unsuru, Suçum yok! Kız önüme atladı. Belki de intihar etmek istedi. Oysa topu topu iki bira içmiştim.’  diyebilen insanlara ayna tutuyor. Hapishanelerin yıkılıp yerine kuş barınağı yapılması düşleri… ‘Kanadı Kırık Kuşlar’ öyküsü simgesel benzetmeleriyle okura hayallerin sonu olmayan yollar olduğunu anımsatıyor.

Kadın sorunlarının derinliği her öyküde başka bir konuyla karşımıza çıkıyor. Kürtaj, bir kadının ruhunda derin izler bırakabilen karmaşık ve duygusal süreç… Kadınlar, bu zorlu kararı verirken içlerinde fırtınalar kopar. Kalpleri, akılları ve vicdanları arasında gidip gelir, yaşadıkları adeta bir duygu yelpazesi gibidir. Üzüntü, rahatlama, suçluluk, korku ve öfke bu dönemde kadınların yoldaşları olabiliyor. Anne adayı, kürtaj kararıyla birlikte hayallerini, umutlarını ve korkularını gözden geçirir, her bir karar bir baharın açması gibi hayatın farklı yönlerine dokunuyor. ‘Siz erkekler ne kadar kolay sanıyorsunuz doğum yapmayı.’  Yer yer başkaldırılarla bakışları dizginleyen, sağlığı, geleceği, ekonomik durumu ve toplumsal beklentiler arasında bir denge kurmaya çalışan kadın içindeki çelişkileri ve çatışmaları da kucaklar. Doğum ise bir kadının yaşamındaki en derin ve anlamlı deneyimlerden biridir. Yeni bir hayatın başlangıcı, sorumluluğu ve yükü aynı zamanda kadının bu süreçte güçlülüğü, dayanıklılığı kısa ve öz cümlelerle satır aralarına yerleştirilmiştir. Doğum anı, kadının içsel gücünü ve sevgisini en yoğun şekilde hissettiği anlardan biridir. Bu an, kadının yaşamında unutulmaz bir iz bırakır. Loş Sancı, öyküsü eril dünyaya muzipçe göz kırparken kadının korkusuzluğu, azim ve kararlılığı usul usul önümüze serilir. Bu sevgi, kadının bebeğiyle kurduğu bağın temelini oluşturur. Sevgi’nin Kırkı Çıktı öyküsünde annenin gözünde tek varlığı olan oğul, hoşgörülü karakterlerle okuyucuyu kendiliğinden içine alır.

Hastane koridorları, hayatın döngüsünün temsil yeri, başlangıçlar ve sonlar, umutlar ve hayal kırıklıkları ile doludur. Her adımda, hayatın kırılganlığını ve bir o kadar da güçlü olduğunu hissederiz öykülerde. Hoşgörünün, insan sevgisinin sembolü Heval Bebek. Yazar, yarattığı karakterlerle zeytin dalını elimize uzatıveriyor bu öyküde. Doğanın sürekliliğini ve yenilenmesini temsil eden ağaç motifi unutulmamış sayfa aralarında. Çınar Ağacı öyküsünde, doğayla iç içe geçmiş yaşamlar, doğanın döngüselliği ve insanla doğa arasındaki bağ, ruhsal ve mistik anlamlar yükleyerek anlatılmış. “…ağaç iri gövdesiyle, Rüzgâr ne kadar eserse essin köklerimi çekip çıkaramaz, der gibi dimdik yükseliyor.”

Gelincik Tarlası’nda zamanla kaybolan anılar, bu anılara duyulan özlem, kırılganlık, sevgi, barış ve melankoli gibi temalar, dünden bugüne doğru derin duygusal ve anlamlı bağlamlar kurmanızı sağlayacak. Kitabın sayfalarını çevirirken kendinizi hem düşündürücü hem de dokunaklı anlar içinde bulacaksınız.

Öykülerle içsel yolculuğumuz, diyebileceğim bu eser karda yürüyüşten çınar ağacının bilgece duruşuna, oyunların masumiyetinden hastane koridorlarının derinliğine kadar geniş bir yelpaze çizerek insan ruhunun derinliklerini keşfetmeye davet ediyor sizleri.

Hande Baba’nın nice öyküleriyle buluşmak üzere…