GRAMATİK EXPRES VE ŞİİRİMİZDEKİ MERKEZKAÇ

EMEL İRTEM

GRAMATİK EXPRES VE ŞİİRİMİZDEKİ MERKEZKAÇ

Şeref Bilsel sadece kentli bir şair değildir, taşradan değildir, doğudan, batıdan değildir, kuzeyden, güneyden, denizden, topraktan değildir. Bütün bunları kapsayan ve bu tip kategorileştirmelerin önünü kesen bir şiir yazmıştır. Ama asıl önemlisi edebiyatçı kimliğini sonuna kadar dolduran duruşuyla bütün karşıtlıklar arasında bir köprü oluşturmasıdır. İstanbul’dan her zaman taşrayı takip etmiştir, her kuşağı izlemiş, farklı dünya görüşlerine sahip pek çok şair arasında da bir iletişim noktası oluşturmuştur. Bir anlamda barış getirmiştir. Asla bir araya gelmeyecek, yan yana düşmeyecek isimler, Şeref Bilsel’in olduğu yerde bir araya gelebilir. Bunun yapılabilir olduğunu ortak bir dilin mümkün olduğunu göstermiştir. Bu estetik bilince ihtiyacımız var. İyi şiire ve iyi şiirin görünürlüğüne de…

EMEL İRTEM

Çoğu zaman şöyle düşünürüm. “şiir bir yaratıktır” kendi yarattığımız ve ucu bucağı olmayan, öngörülemeyen, önü alınamayan bir vahşilik… Aynı zamanda bir gizli hal düşmanı, onu ehlileştirmek neredeyse imkânsız. Kimse üstüne binemez ve elindeki kırbaçla kimse terbiye edemez. Modern zamanın şiirle savaşımı bütün toplumun azizlerden ibaret olması neticesinde sona erebilir düşüncesini de kenara koyalım. En azından aziz olmayı hedefleyenler olabilir, onları da üzmemek iyi olur. Zaten şiirin bu koşulsuz başıboşluğunu tedavi edecek tek yöntem de bu olmasa gerek. Her halükârda şiir şair yoluyla direniyor. O noktada şunu sorabiliriz şair nasıl direniyor. Bu büyük kentlerde bu teknolojik aygıtlarla, değer yitimiyle eşitsizlikle nasıl baş ediyor? Doğduğumuz büyüdüğümüz yaşadığımız ve muhtemelen öleceğimiz dünya kuşkusuz birbirinden çok farklı oldu ve olacak. Kendi hayatının kendi alışkanlıklarının kendi hallerinin yabancısı şairin üstündeki bu muhacirlik hassasiyeti bittiği noktada umudumuzu yitirmeye başlayabiliriz sanırım.

Ben göçen şairleri severim. Coğrafyası değişen dönüşen hatta durduk yerde şaşırtıcı bir şekilde sözlerin hareketinin içinde okurunu kaybetmeyi ve kendini buldurmaktan ziyade bu kovalamacayı körükleyen şairleri severim. Hayatımızın en bulanık kısımlarını ceplerinde buruşturdukları şiirlerle netleştiren yahut tam tersini yaparak tekdüzeliği baştan çıkaran ve bizi rahat ve huzurlu yolumuzdan bu sevimli kötülükleriyle alıkoyan şairleri severim.

Taşındık sokak 40 numarada” oturuyor ve şöyle diyor:

Kendi sesinin ayazından kaçanlar

Tutsun kendini birazdan kar yağar

Kar tutsun kendini… Ama üşümek

Yanmış bir evin adamında ne arar

Taşındık sokak 40 numarada oturan ve hep taşınan şair, biraz bunları yapıyor. Kendisiyle okur aracılığı ile konuşurken yüreği elinde bütün o yangın yerlerinden derlediği şiirleri bir silah gibi kendi şakağına doğrultmuş. Muhteşem bir kendini imha planının parçasıyla bizi kuşatıyor ve sisteme ateş açıyor. Katili yakaladığımızda maktulü de bulacağız umudunu taşıyorsanız yanılırsınız. Şeref Bilsel şiirinde her ikisi de ayrı coğrafyalardadır. Dil üzerinden kurduğu ilişki konuşma dilinde de şiirsel albeniyi soldurmaz. Bir başkalığı vardır, sürekliliği vardır. Hiçbir sekteye uğramadan çarpmadan devam eden sözcüklerin peşine düştüğünüzde sizi bir şeyin parçası olmaya doğru yaklaştırır. Söze olan hâkimiyetiyle o ışığı yakar. Neredeyse sadece şiire ve şiirin ötesine adanmış bir hayattır bu.

Gerçekte böylesi bir iç disipliniyle şiiri hayatının merkezine alan önemseyen bu kendi yaratığını her gün besleyen şair pek göremezsiniz.

Onun dili memleketin toplamıdır.  Onları okuduğumuz andan itibaren Rize’den Mardin’den Kütahya’dan Şarkışla’dan Ergani’den İstanbul’a doğru hareket eden bir trenin yolcuları olduğunuzu anlarsınız.  Bu muhteşem yolculuğun sonunda bir amaç yok, ütopya yok, vaat edilmiş bir cennet yok. Yolculuğun kendisine bakmamız gerekiyor. Bizi akılcı olmaya davet eden bir düşbazla yol alıyoruz. Bizdeki bu geçişi büyük bir dalgalanma ve uyumla yaratan pratik zekânın ve duygu yoğunluğunun hedefiyiz artık.

Ama diğer taraftan buna bir açıdan görkemli bir çöküş de diyebiliriz. Çünkü içtenlik yalınlık bir bedel ister. Bu görkemli çöküşün ilk basamağı hem konuşma hem de yazı dilinin, ortaklaşarak şiire taşıdığı uyumdur. İkinci basamağı kendi coğrafyasındaki umutsuz muhacirliği, üçüncü basamağı ise vefayı işaret eder. Bu üç cehennemî erdemin bir araya geldiği bünyede büyüyüp serpilen şiir, sizi en ıssız anlarda yakalayan şiirdir. Sokaktan geçen adamı anlatır. Belediye otobüsünde yan koltukta uyuklayan adamın uykusunu, köşedeki simitçinin kahrını, parktaki bekçinin sevabını anlatır. Sıradan olmanın çaresizliğini anlatır. Evi, aşkı, çocukları dostları anlatır. Diğer taraftan da böyle değildir. Mesela sadece sokak vardır, otobüste yan koltukta sadece bir uyku vardır, köşede simit yahut parkta sadece bir sevap… Şair, şiirini toplum ve onun algıları üzerinden değil kendi imkânsızlığı üzerinden gerçekleştirir. İşte bu, bağımsız bir parodidir. Okura gerçekte çok yakın olan bir uzaklıktır bu.

Dil kendini terk etti bulmak için saflığı

Dil uzun uzun aktı taşların yasına değdi

Dil göğe çıktı bebeklerin vaveylasıyla

Dil kendi biçti yabanın ektiğini telaşla

Dil evet dil unut diyen dil

(Dünyanın Külü / Dağdağa/ İkaros Yayınları / İstanbul-2013)

Biz o trene binmiş giderken hadi diyelim ki adı Kurtalan Ekspresi gibi bir şey olsun Gramatik Expres diyelim, şifrelerimizin ele geçirildiği hayatlarımızdan taşarak sığındığımız vagonlarda biraz bize nefes aldıracaktır. Kaybettiklerimizi yeniden kazandırabilir. Aynı zamanda bizi sandığımız güzergâhın çok ötesine taşıyan o huysuz makiniste bakıp sık sık kızacağımız da muhtemeldir. Belki  “Zemistan” sınırlarında kara saplanacağız. “Yoksulluğu doğuya gelin verdik” diyen seslerin içinden geçerek geri dönüş yollarını arayacağız.

Ama geri dönüş mümkün değildir artık. Bizi özgürleştiren şiirin tutsağı olmak iyi şiirin yarattığı bir paradokstur.

Şeref Bilsel sadece kentli bir şair değildir, taşradan değildir, doğudan, batıdan değildir, kuzeyden güneyden denizden topraktan değildir. Bütün bunları kapsayan ve bu tip kategorileştirmelerin önünü kesen bir şiir yazmıştır. Ama asıl önemlisi edebiyatçı kimliğini sonuna kadar dolduran duruşuyla bütün karşıtlıklar arasında bir köprü oluşturmasıdır. İstanbul’dan her zaman taşrayı takip etmiştir, her kuşağı izlemiş, farklı dünya görüşlerine sahip pek çok şair arasında da bir iletişim noktası oluşturmuştur. Bir anlamda barış getirmiştir. Asla bir araya gelmeyecek, yan yana düşmeyecek isimler, Şeref Bilsel’in olduğu yerde bir araya gelebilir. Bunun yapılabilir olduğunu ortak bir dilin mümkün olduğunu göstermiştir. Bu estetik bilince ihtiyacımız var. İyi şiire ve iyi şiirin görünürlüğüne de…

Konuşmasak konuşmamış oluruz

Demirin akışına yol gösteren uykuyu

Pazar günlerini okşayıp kabaran uykuyu

Kırmızıdan önce bir güle dokunan uykuyu

Konuşmasak konuşmamış oluruz

(Dünyanın Külü / Demin / İkaros / İstanbul 2013)

diyen şaire bakıp diyorum ki iyi ki varsın dostum, konuşmadan nasıl can oluruz, yazmadan nasıl var oluruz?