ÇAPUT
Ege’nin lacivert sularında makineli tüfeği andıran tok, seri gürültüsüyle ilerleyen, boyası yer yer dökülmüş eski tekneyi, bembeyaz köpükler ısrarla kovalıyordu. Memduh; kararlı, sert ifadesiyle denizin sonsuz enginliğini izliyor, kolu sağa sola oynatmanın hazzı gözbebeklerine yansıyordu. Motor kolunu ve İsgül’ün kaderini sıkı sıkı kontrolünde tutmak vazgeçilmez tutkusuydu.
Eşarbının altında sakladığı ak saçlarıyla yıllarını geçirdiği teknenin yıpranmış boyası gibi teni de pörsümüştü kadının. Güneşten kararmış ellerini bastıra bastıra ovalar, ovaladıkça üzerindeki kırışıklıkların eskisi gibi dümdüz olmasını umutla beklerdi. Gençlikte kocasının dayatmalarını kabullenmek ve çaresizlik çökertmişti onu. Erken kalkmak, çaparileri ve ağları hazırlamak erkek işleriydi, kuvvet gerektiriyordu. Yıllarca denizde erkek gibi çalışmak, ellerine batan olta iğneleri ve balıkların dikenleri canını yakmıyordu, aksine onu sertleştirmiş ve güçlendirmişti. Memduh’un ve ailesinin iğneleri daha delici ve acımasızdı.
Balıkların suskunlukları ona hak vermelerindendi ya da İsgül’e öyle gelirdi. Bir bakıma suç ortaklığına birlikte hazırlanıyorlardı. Sırdaşı olan balıklarla zihninden konuşur, içinin zehrini onlara akıtırdı. Aklında planladıklarını paylaşır, konuşamadıkları için şükrederdi. Çoğunlukla onlara acır, tuttuklarını, kocasına fark ettirmediğini sanarak ve onlardan özür dileyerek suya geri atardı.
‘’Deli karı, yine başladın mırıl mırıl. Atma şunları…boşa mı uğraşıyoruz yahu.’’ diye hoyratça azarlardı Memduh.
Bütün yaz teknede yatıp kalkıyorlardı. Evde ya da teknede İsgül’ün görevi temizlik ve yemekle uğraşmaktı. Bir de geceleri Memduh’un biyolojik, duygusuz, otomatikleşmiş isteklerini yerine getirmekti. Bu görevlerin en zoruydu işte. Her seferinde tiksinir, bir an önce bitmesi için dua eder, balıklardan daha dilsizleşirdi.
Yılların kütükleştirdiği kollarıyla İsgül, halatı iskeledeki babaya fırlattı. Eskisi gibi güçlü olmadıklarından balıkçılığı bırakıp artık turist gezdiriyorlardı. Müşterilere öğle yemeği vermek için sadece gerektiği kadar balık tutarlardı. Yaşlı kadın “Tamam oldu herif!’’ diye tekneyi limana dikkatle yanaştırmaya çalışan Memduh’a seslendi. Kocası teknede yapılacak başka iş yokmuş gibi yıllardır yaptığı gibi sadece motor kolunu çevirdi. Sonra bir hamleyle tekneden atladı. En sevdiği şey, yabancı grupları abartıyla karşılamak, onlara ne kadar misafirperver olduğunu sırnaşarak göstermek, sözde İngilizce bildiğini onlara kanıtlamaktı.
“Velkam,velkam madam, mistır, geçin,geçin…”
Yabancı üç sarışın kadınla dört erkek neşeyle tekneye doluştular. Memduh turistlere alelacele hareketli bir müzik açtı. Onları rahat ettirebilmek için fır dönerdi. Ama böyle olunca İsgül’ün keyfi kaçar, fark ettirmeden kocasının bakışlarını izlerdi. Konuştuklarını anlamasa da Memduh’un aklından geçenleri kestirebiliyordu. Grup, teknenin kenarlarındaki banklara neşeyle yerleşti ve hemen üstlerini çıkarıp hasret çektikleri güneşin tadını çıkarmanın telâşına girdiler. İsgül, gencecik kızların bikini üstlerinden taşan dik, dolgun memelerine, kaymak gibi tenlerine, sıkı kalçalarına sezdirmeden kaçamak bakışlar atıyordu. Önce utandı ve işine odaklanmaya çalıştı. Sonra kıskançlık ve öfke sardı içini. Sakin denizin pürüzsüzlüğü kadar güzel ve diri tenleri, bulutsuz gökyüzü gibi mavi gözleri ve o muhteşem memeleri ve kalçaları hangi anaların doğurabileceğini düşünmeden edemedi. Sonra teknenin alt katında kendi sarkık memelerini eliyle yokladı. Avuçlarındakiler ekmek hamurundan daha yumuşak ve pörsük oldukları için öfkesi daha da arttı. Memduh…evet Memduh; mademki onu kendine esir etmişti, bu şıllıkları da beğenmemeliydi. Bu manzara kendini değersiz, aşağılık hissettiriyordu. Her kaçamak arzulu bakış yıllar önce samanlıktaki Memduh’u hatırlatıyordu yaşlı kadına. Yıllardır sönmeyen hıncı, öfkesi, intikam duygusu, içinde sinsice büyüdükçe büyüdü. En acımasız duygularını, kinini ve en sessiz çığlığını öfkeden kabaran göğsünde saklamaktaydı.
On beşindeyken Memduh göz koymuştu bir kere ona. Çeşmeye her gidişinde arkasından gizlice yanaşır, kulağına. ‘’Seni alacam kız, kaçarın yok’’ diye tıslar, sırıtarak uzaklaşırdı. Köy çeşmesine su doldurmak için gelenler, sudan çok dedikoduyu güğümlerine dolduranlar; “Kız ne naz ediyorsun, bu çocuk sana vurgun, daha ne istersin?” diye gülüşürlerdi. O da omuz silker aldırmazdı. İsgül’ün gönlü muhtarın oğlu Halit’teydi.
Genç kızın annesi ile babası bir gün balığa çıktıklarında aniden deniz kabarmış, tekneleri alabora olmuş, kurtulamamışlardı. İsgül’e halası etrafa mahçup olmamak için sahip çıkmıştı. Hele o eniştesi yok muydu? Kaç kez yıkanırken kapı aralığından gözetlediğini fark etmişti. Halasına söyleyecek gibi olmuş ama gözlerindeki ve yüz çizgilerindeki ifade cesaretini söndürmüştü. Yıkanırken ve giyinirken hızlı hareket eder ve kapı arkasına ağır bir şeyler koyar olmuştu. Her nedense kapıların tüm kilitleri bozulmuş, bir türlü tamir edilemiyordu.
İlkokula gitmesine gerek görülmedi. Ağ örmede ve ev işlerinde eli çabuktu genç kızın. Okula gidip de ne olacaktı?Zaten birkaç yıla kalmaz talipleri çıkacak ve everilecekti.
Çok güzel bir kız sayılmazdı ama çirkin de değildi. Genç kızlığın duygularını o da hissediyordu. Gece yattığında Halit’i düşünür, hayaller kurardı. Oysa Halit onunla ilgilenmezdi bile.Yakın arkadaşı Firdevs, İsgül’e gizli gizli buluştuklarını, ıssız yerlerde onu nasıl sıkıştırdığını iştahla anlatırdı. İçi sızlayarak, özenerek arkadaşını dinler, duygularını ona fark ettirmemeye çalışırdı.Köy yeri, ne kadar sırlarla dolu olsa da bazı durumlar gizlenemezdi. “Firdevs Halit’in yavuklusu “diye söylenti çıkmıştı bile. Her fırsatta Firdevs’e rağmen Halit ile konuşabilmek ya da göz göze gelebilmek için yolunu değiştirir, bu sırada yüreğinin çarpıntısını boğazında duymakla yetinirdi. Delikanlının onu görmezden gelmesi göz yaşlarını elinin tersiyle silmesine neden olurdu.
Bu arada Memduh peşini bırakmıyordu. Nereye gitse kendini göz hapsinde hissettirirdi. Kulağına eğilip; ‘’Seni anama isteticem, kaçarın yok kız,’’ diye tıslardı. Genç kız ise itiraz eder, reddederdi her seferinde. Ta ki o güne kadar.
Memduh İsgül’ün halasının ve eniştesinin balığa çıkmalarını sabırla beklemiş, aklındaki hain planının en uygun zaman olduğuna o gün karar vermişti. Nasıl olsa gün batımında ancak dönerlerdi. Evin arka tarafındaki ahıra gizlice saklanmıştı. İsgül’ün ahıra girmesini saatlerce beklemiş, sonrada kapıyı arkasından kilitlemişti. Zorlu kovalamacayla kızı yakalamış dik, diri memelerini acıtarak avuçlamış, üstünü başını paramparça etmişti.
“Kulun kölen olayım, bırakıver gideyim. Acıyıver bana…”
“Ne acıyacaamışım. Elbet kul köle olacan, ne sandıydın?”
Zalim elleri kızın pürüzsüz, bembeyaz teninde yalvarmalarına rağmen dolanmış, ağzına çığlıkları duyulmasın diye küçük, lanet, pis bir çaput tıkamış, çirkin sırıtmasıyla sahip olmayı başarmıştı.
“Hadi şimdi itiraz et, bakalım. Benim olacaksın dediysem benim olacaksın. Kaçarın yok demiştim sana. Yakında seni anamlar istemeye gelirler.’’ Bu sözleri söylerken bakışlarında başarının hırsı okunuyor, şalvarının uçkurunu acele etmeden bağlıyordu.
O kara günden sonra İsgül’ün hayatının yönetimi Memduh’a geçmişti. Olanları kimselere inandıramazdı. Köyün diline düşmektense evlenmek en iyi yoldu. Halası ve eniştesi sorumluluktan bir an önce kurtulmak uğruna seve seve İsgül’ü Memduh’a verdiler. Gösterişsiz bir düğün yapıldı. Sabah kayınvalidesi ve görümcesi kapının önünde bekaret çarşafını bekliyorlardı. Memduh veremeyince bütün köyde kızılca kıyamet koptu. Aldıkları gelin bakire değildi. Kim bilir kim bozmuştu kahpeyi? Zavallı Memduh nasıl onu karı diye bir daha koynuna alacaktı, gururu yok muydu? Hemen aldıkları hala evine geri bırakılması gerekiyordu. Memduh ısrarla itiraz etmesine rağmen samanlıkta yaşanılanlardan hiç bahsetmedi. Amacına ulaşmıştı. Gerisi önemli değildi. Hiçbir şey olmamış gibi hayatına pişkince devam etti. Kız da kendini savunamadı, sadece yıllarca için için ağladı, o leke ile yaşlandı gitti. Memduh’un ailesi yıllar geçse de o günü unutmadı, iğnelerini üzerinden eksiltmediler. Hiçbir zaman Memduh gerçeği anlatma cesaretini bulamadı. Gerek de görmedi. Torun da veremeyince ailenin sürekli dışlandığı, namussuz, aynı zamanda dölsüz gelini oldu. İkili arasında dölün tutmamasından kim sorumluydu belli olmasa da yine de dölsüz olan İsgül’dü.
Teknenin alt kamarasında küçücük bir mutfak vardı. Orada müşterilere içeceklerini ve öğle yemeklerini hazırlardı yaşlı kadın. Tuttukları balıkları tavada kızartır, yanına makarna haşlar, salata yapardı.
“Hadisene lan, daha ne sallanıyorsun?” Memduh kafasını alt kata uzatarak seslendi. Kadın cevap vermeden sofrayı sessizce kurdu. İştahla sudan çıkanlar gülüşerek yemeklere saldırdılar. Akşamüstü turistler tekneden neşeyle inerek kendi yaşamlarına akıp gittiler. Karı-koca tekrar denize açıldılar. Açık denizin ortasında bir yerde Memduh motoru durdurdu. Alt kamarada uzanacağını söyledi. Mutfak hemen kamaranın karşısındaydı. Tabak çanağı toplarken kapı aralığından Memduh’un ne yaptığını görüyordu İsgül. Arkası dönük halde yere eğildi, bir şey aldı. İsgül bunun turist kadınlardan birinin yerde unuttuğu bikini altı olduğunu görüyordu. Sesini çıkarmadan izlemeye devam etti. Bir gözü onda bir eli tabak çanaktaydı. Kocası onun izlediğini fark edince sertçe kapıyı kapattı. Yaşlı kadın bu sefer kocasının bir şeyler döndürdüğünün sezgisiyle kapıya yaklaştı, eğilerek anahtar deliğinden izlemeye devam etti. Memduh, bikininin ağ kısmını burnuna değdirerek kokluyor, gözlerini deviriyor, kendinden geçiyordu. Sessizlikte zevkten inlemesi duyuldu. “Ihhh…”
Kadın hınçla kapıdan uzaklaştı. Bütün vücudu titredi. Yılların kini adeta teninin gözeneklerinden taşıyordu. İntikam planını ömür boyu gerçekleştireceği zamanı beklemişti. İşte o zaman, bu zamandı. Aşağılık adama bir gün daha katlanamazdı. Yukarı çıktı. Motoru çalıştırdı. Tekne gürültüyle açık denizde hedefi olmadan ilerliyordu. Etrafına bakındı. Görünürde başka tekne yoktu. Şalvarının cebinden yıllardır sakladığı pis, lanet çaput parçasını aldı ve motorun alt kısmına sıkıştırdı. Motordan boğuk ses gelmeye başladı.
“Herif gel. Motordan acayip sesler geliyor.”
Memduh duymadı. Sesini biraz daha yükselterek bir daha seslendi.
“Nasıl yani, niye çalıştırdın ki?” diye alt kattan tepki geldi.
“Gidelim artık dedim, gel bir bak hele.”
Memduh ilerleyerek motora eğildi. İsgül göz bebeklerindeki çirkin, iğrenç mahmurluğu gördü.
“Ne oldu şimdi buna, bu hırıltı ne?”
Memduh tam motora sıkışmış çaputu fark ettiği, elini uzattığı sırada yaşlı kadın derin bir nefes aldı, yıllarca biriktirdiği öfkenin gücüyle adamın kafasına çapayı indirdi ve ardından atik bir hamleyle ileri itti. Memduh ne olduğunu anlamadan köpüklerin arasında motor çarkına çarpıp bulanan kırmızılıkla bir göründü bir kayboldu.
“Balıklarım size selâm olsun.”diye haykırdı. Koşarak alt kattaki masum bikini altını da aldı, köpüklere fırlattı. Sonra çaputu motordan kurtardı. Ardından onu da fırlattı. Ayağa kalktı, dengede durmaya çalışarak kollarını gökyüzüne açabildiği kadar açtı. Ses tellerini yırtarcasına özgürce uzun uzun çığlık attı. Artık sessiz olmayacaktı çığlıkları. Bakışları ufukta, ruhundaki rahatlık hissiyle sırıtma sırası ondaydı ve motorun kolunu sıkı sıkı kavradı.

