ANIT İNSAN MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ’LA SÖYLEŞİ

ANIT İNSAN MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ’LA SÖYLEŞİ

Zübeyde Seven Turan:

Anıt İnsan Muazzez İlmiye Çığ ile Karaburun’da 14. Ütopya Buluşmaları’nda birlikteydik. Bulunduğu yeri ışıtan güzel insanla söyleşiden önceki konuşmalarından söz edeceğim. Onunla ilk önce 2006 yılında Kuşadası Edebiyat Günleri’nde tanışmıştık. O zaman Susku şiir kitabımı imzalamıştım kendisine. Aradan bir buçuk yıl geçtiğinde, bu kez Karaburun’da karşılaştık. Beni gördüğünde “Aaaa ayol, Atatürk’ün kızı da buradaymış. Sen Ata’nın anasıysan ben de kızıyım,” dedi. Etkinlik süresince yan yana oturduk.

Söz kendisine düştüğünde:

Muazzez İlmiye Çığ:

“Bakıyorum da benim yaşımı yaşayan yok aranızda! Atatürk’ün uzantısı gibiyim. Cumhuriyetin simgesiyim ben! Kendimi öyle görüyorum. Bugün Sümerlerden söz etmemi istemişler. Sümerlerin de ütopyaları vardı. Bir kral; insanın insana işkence etmediği, oğulun babayı saydığı, güçlüyle güçsüzün kavga etmediği gün yeryüzündeki bütün yaratıklar sevinecek! Tanrıların adaleti sağladığı, kardeşin abladan korktuğu gün…

Sümerler yazı başlayınca okullar açıyorlar. Önce hayvan ve şehir adlarının listesini yapıyorlar. Otuz bin, kırk bin satır uzunluğunda edebi eserlere rastlıyoruz. Yirmi çeşit efsaneleri var. Bunlar Tevrat’a ve Kuran’a girmiş. Zaman içinde yaşadıkları topraklarda kuraklık olmuş. İnsanlar doyma derdine düşmüşler. Sulama yapamadıkları için yiyecek fiyatları o/o200 artmış. Aç kalmasınlar diye çocuklarını başkalarına satmışlar. Savaşı hiç sevmemişler. Bunlardan doğan günlük sıkıntılarını ve acılarını tabletlere yazmışlar. Felaketleri yaşadıkça çok sayıda ağıtlar yakmışlar. Zaman içinde, Fırat’ın ve Dicle’nin taşkınlıklarını kanallar açarak azaltmışlar. Tarımı geliştirmişler. Ardından hayvancılığı geliştirmişler. Deriyi altınla işlemişler. Ürünlerini başka ülkelere satmışlar. Karşılığında; taş, altın ve gümüş almışlar. Çalıştıkça varsıllaşmışlar, varsıllaştıkça düşmanları çoğalmış. Dirlik içinde yaşamak için kurallar ve yasalar koymuşlar.

Kadın tek kefil olabiliyor Sümerlerde! Erkekler özel durumlar dışında bir kadınla evlenebiliyor. Evlilik belgesi olmayan evlilik geçersiz sayılıyor. Araştırmalar sırasında bulunan bir küpte altmış yargıcın kararına rastlanıyor. Bu hem onların adalet anlayışları için hem de arşivleri için bulunan en önemli ipuçlarıdır.

İlk kadın şair Enhdianna,  M.Ö. 2400 yılında yazmış şiirlerini. İlk aşk şiiri Sümerler’de yazılmıştır. O günden bugüne akan ne varsa her şey şiirlerle taşınmıştır. Nuh’un tufan hikâyesi de Sümerler’ce yazılmıştır. Bu şiirlerin çoğunun neden Tevrat’ta olduğunu çözememiş din adamları. Sümer dili ile Türkçe arasında çok yakın benzerlikler olduğu görülmüştür. Kimi sözcükler o günlerden günümüze değin taşınmıştır. Sümerlerle Türklerin dillerinde üç yüz ortak sözcük olduğu saptanıyor. Ayrıca Türklerin yerleşik kökenleri olduğunu gösteren kalıntılar bulunuyor. Ben bunu çok önemsiyorum.

Akatlar, Sümerlerin aralarına sızınca kadının önemi azalmaya başlar. Özellikle ticaret başladığında daha da ötelenir kadın. Doğan çocuklar önceleri klanın malıydı. Aile hayatı başlayınca kadın eve hapsoluyor. Çocuklarını ve ailesini bırakamıyor. Ve o günlerden bugünlere nasıl taşındığını izliyoruz hep birlikte. Bugün aklı evvellerin tamamı kendi egoları için kadınları kapatıyorlar. Onlara çok acıyorum. En kötü yanı da örtünen kadın bunu özgürlük sanıyor,“ diyerek tam bir saat ayakta konuştu. Akıcı ve yalın söylemiyle, dipdiri belleğiyle zamana meydan okuyan, Atatürk’ün kızı olmakla övünen Çığ, yaşayan bir zaman parçası değil de neydi, diye düşündürttü hepimize.

Konuşmasının hemen ardından kendisiyle söyleşi yapmak istediğimi söyledim. “Eeee sor o zaman!” dedi, güleç yüzüyle. Sorularıma başladım, ama 100 yaşını geride bırakmış bu anıt kadına soru sormak isteyenler, onunla bir fotoğraf karesinde anı ölümsüz kılmaya çalışanlar aman vermedi bize. Saçlarımı okşayarak; “Şekerim gel bu söyleşiyi otelde sürdürelim, senin için de uygunsa tabii,” dedi.

Ertesi gün, sözleştiğimiz saatte oteldeydim. Her olasılığa karşı odasına telefon açtım. Kapıyı kendisi açtı. Bir gün önceki Muazzez İlmiye Çığ gitmiş; Sümerbank basması elbisesiyle bir genç kız duruyordu karşımda. Aklımdan geçenleri dillendirdim. “Bahar dalı gibisiniz!” dedim. “Aaa ayol gerçekten mi moralimi yükseltiyorsunuz,” diyerek sevindi bahar dalı, söylemine.

Yeniden döndük ırmak yaşamına

Z.S.T  : Kimdir Muazzez İlmiye Çığ? Aynadaki size bakınca neler dillendirirsiniz?

M.İ.Ç: Cumhuriyetin bir simgesiyim ben! Kendimi öyle görüyorum. Bu kuşakta benden yaşlısı yok. Atatürk’ün uzantısı gibiyim.

Z.S.T : Öncelikle bir Cumhuriyet kızı dahası Atatürk’ün kızı olduğunuzu hepimiz biliyoruz. Bu Cumhuriyet kızı kaç yapıtla anılıyor içinde yaşadığımız günlerde?

M.İ.Ç: On altı diyorlar. Bir Atatürk kitabım var. Atatürk’ün insan yanını; sevinçlerini, üzüntülerini ve ağlamalarını çıkardım ortaya. Bunu basmak istemediler. Yazdıklarımdan ödün vermedim. Adana Eğitim Vakfı bastı önce, sonra Kaynak Yayınları bastı. Oldukça ilgi çekiyor bu yapıt. Bakalım okuyunca siz ne diyeceksiniz?

Bir çocuk kitabımda çocuklara Sümerleri tanıttım. Ezop hikâyelerinin ucu Sümerlere kadar uzanıyor.  Hayvan masalları yazdım. Nazan Erkmen resimledi bu kitabımı.

Z.S.T: Şiire ilginizi dahası ortaya çıkmayan şiirlerinizi biliyorum. On altı yapıttan sonra yine de sormalıyım. Edebiyat ve Muazzez İlmiye Çığ yakın mı? Bu sorunun yanıtı evet ise, ne denli yakın?

M.İ.Ç: Ben edebiyatçı değilim, ama başkaları bana siz edebiyatçısınız diyorlar. Ben tabletlerden aldıklarımı ve Zaman Tünel’ini kurgu yaptım. Şiire yakın durdum, ama bu şair olduğumu göstermez.

Z.S.T: Her anlamda karma bir toplum yapımız var. Toplumu oluşturan bireyler de öyle! Bugün bile özgür kadının sıra dışı kaldığı ülkemizde, bir araştırmacı, dahası yaratıcı olarak size insanların bakışından söz eder misiniz?

M.İ.Ç. Bizim kadınlarımız eskiden beri sanatçıymışlar, ama konuşamamışlar. Söze dökemediklerini çoraplara, kilimlere işlemişler. Yetenekleri hep bastırılmış, bunları ortaya dökmelerine izin verilmemiş. Bu benim kuşağım kadınlarında elbette ki daha fazla. Ben onların simgesiyim. Karşılaştığımız ve konuşma fırsatı bulduğumuz zaman o insanlar beni bağrına basıyorlar. Şu mahkeme olayını anımsayın. Ülkenin dört bir yanından kadın kuruluşlarından destek gördüm ben. Bunlar parayla pulla sağlanamayan şeyler!

Z.S.T: Yaşadığınız çağda silinmez izler bırakan anıt kadınsınız bana göre! “Doğruyu söyleyenler dokuz köyden kovulmuştur,” ülkemizde. Onuncu köy aradınız mı hiç?

M.İ.Ç: Benimle uğraşanlar her zaman oldu, ama pek kovulmadım. Bundan ötürü de onuncu köy aramadım. Bu anlamda şanslı insanlardanım ben!

Z.S.T:  4000 yıl öncesine çevirdiniz feneri, günümüze değin ulaşan söylencelerin çoğunu onadınız bir anlamda. Koşulsuz inanılmasını istedikleri düzmecelerin çoğunun da perdesini indirdiniz. Doğal olarak da tepkiler aldınız! Bu tepkileri göğüsleyebildiniz mi? Sizi durduramadıklarını biliyorum, ama bir an da olsa, keşke, dedirten bir duygu yaşadınız mı?

M.İ.Ç : Hayır, hayır hiç keşke demedim. Doğru olduğuna inandığımın ardından yürüdüm hep. Başörtüsü konusunu biliyorsunuz. Sümerlerde genel kadınlar başörtü kullanıyorlar, diğer kadınlardan ayrılmak için. Aşk Tanrıçası, göğün fahişesi olarak kabul ediliyor. Bu bilgilere tabletlerden ulaştık. Bu konuyu çok konuştum. Kitaplarımda da yazdım. Vatandaşlık Tepkilerim kitabım çıktığı zaman basından izlemişsinizdir, bir avukat beni mahkemeye verdi. O davada yargılanırken yirmi beş gönüllü avukat görev aldı. Bunların içinde Aziz Nesin’in avukatı Veli Devecioğlu, Gülser Aytaç ve daha birçok avukatım vardı. Savcı beraatımı istedi. Bu davada kamuoyundan da çok büyük destek gördüm. Unutmadan Egeli Kadın Yazarlar’a da desteklerinden ötürü teşekkür ederim. Basına da genel olarak teşekkür ettim, ama İzmir’de olunca, yanımda da onlardan birini görünce yeniden edeyim, istedim.

Z.S.T:   En yakın durduğunuz yazın türü hangisi?

M.İ.Ç : Her daldan bir şeyler yazdım aslında, ama denemeye daha yakın duruyorum.

Z.S.T:  Yakın tarihe tanıklık etmiş birisiniz. Ben de köy enstitülü bir babanın çocuğu olarak atlamak istemiyorum. Ne söylersiniz köy enstitüleri deyince?

M.İ.Ç : Neler söylenmez ki, o akışkan ırmak devam etseydi biz yüz yıl daha ileride olurduk bugün! O okulları istemeyenler de fark ettiler bunu. Düşünün Tayland’da yüzde doksan okuma yazma bilmezken bir uzman kişiyi araştırma yapmak üzere İngiltere’ye gönderiyorlar. Nasıl okutabiliriz insanlarımızı, diyerek araştırma yapıyorlar. İngiltere yetkilileri o görevliye Türkiye’yi öneriyor. Ülkesinin yetkililerinden izin alarak ülkemize geliyor. Altı ay Hasanoğlan’da kalıyor. Bu özgün okulların işlerliğini öğreniyor. Köy enstitülerü konusunda bilgilerle donanıp Tayland’a dönüyor. Öğrendiklerini yetkililere anlatıyor. Tayland hiç zaman yitirmeden bunu uyguluyor. Bugün o ülkenin yüzde doksan beşi okuyor. Bir de bizim ülkemizin haline bakalım! Birçok dünya ülkesine örnek olarak verdiğimiz projemize ne yazık ki sahip çıkamadık. Eğer sahip çıkabilseydik bugünkü çığ gibi büyüyen imam hatip okulları, kuran kursları olmazdı. Böylesine şaşkına dönmezdik!

Z.S.T : Sizin başka söylemek istediğiniz var mı?

M.İ.Ç: Söylemek istediğim var elbette. Ütopya’da da konuştuk. Artık Sümer’i değil Atatürk’ü konuşmalıyız.

Ben 1933 yılında öğretmendim. 10. yılda bu ülkede son derece mutluyduk. Oysa hiçbir şeyimiz yoktu. Bütün olumsuzluklara karşın, bana göre çok ilerledik. Fransa, devrimini yüz yılda tamamladı. Bizim devrimimiz daha ağırdı onlardan. Biz sanayi devrimi de yaptık. Dilimize sahip çıktık. Çok güçlü bir Rönesans’tı yaptığımız. Atatürk halkı ikna etti. Halka yazıyı değiştireceğiz, diyor. Halk kabul ediyor. Bir ayda öğrenilecek, dedi. Öğrendi halkımız. Bu konuda halkevlerinin çok büyük etkisi oldu. Okumayı çocuklar okullarda öğrendi, analar ve babalarsa halkevlerinde. O günlerde insanların yetenekleri ortaya çıktı. İsterlerse neleri başarabileceklerini gördüler. Özgüvenleri çoğaldı. Ne yazık ki demokrat parti zamanında kıyıldı bu devrimlere. Ardından kuran kursları, imam hatipler geldi. Menfaate soktular her şeyi. Siyasilerin yanlış kararları ne yazık ki iyi olanı sildi süpürdü. Son zamanlarda yapılan mitingler, bu mitinglere katılanlar beni çok heyecanlandırıyor. Demem o ki umut hâlâ var. Ben halkıma güveniyorum.

Z.S.T. Teşekkür ederim Atatürk’ün kızına, çok hem de!  Bana da umut aşıladınız!

M.İ.Ç. Ben teşekkür ederim. Gençleri yanımda görmek beni mutlu ediyor, var olun!

Önünü göremeyenlerin giderek arttığı günümüzde biliyorum ve görüyorum ki Sevgili Muazzez İlmiye Çığ fenerini karanlığa tutmayı sürdürecek. Geçmişimizden gelen varsıl kalıta çevirdiniz boy aynanızı. Birkaç kuşağı kucaklayan ışıldağınız, hiç sönmesin Sevgili Çığ! Anadolu toprağı denli verimli kaleminize ve belleğinize güç diliyorum.

“M.İ.Ç. ile bu söyleşiyi 2007 yılında yaptım. Aradan yıllar geçse de hala güncelliğini koruyor.”

Zübeyde Seven Turan

2007/ Karaburun