MURAT ÖZSAN VE ŞİŞEDEKİ GEMİ ÜZERİNE
“Seni o şişeden çıkaramam ama sana liman olabilirim.”
Ankaralı yazar Murat Özsan, İnşaat Mühendisi olmak için ODTÜ’ye gider. Ancak aradığını burada bulamayan yazarımız bir yıl sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne giderek doktor olma kararı verir. Buradan Mikrobiyoloji uzmanı olarak mezun olur. Bu süreçte küçük küçük yazdığı şiirleri, mesleğinin ağırlığı yüzünden, kendi deyimiyle rafa kaldırır. ‘Martılar ve Mersin’ onun yazın hayatında önemli bir yere sahiptir. Yazarımız Murat Özsan, ilk kurgusunu martıları izlerken kafasında oluşturduğunu söyler. 2009 yılında Geçmişin Rüyası adlı romanıyla edebiyat dünyasına giriş yapar. Ardından 2014 yılında Ve Ötesi romanı yayımlanır. Edebiyatı çok sevdiğini ve bu alanda çok fazla eğitimler aldığını, atölyelere katıldığını söyleyen yazarımızın 2018 yılında yayımlanan Umudun Rengi adlı romanı, 2019 Attila İlhan Roman Ödülü’ne layık görülmüştür.2020 yılında Bana Borcun Var adlı eseriyle okurlarıyla buluşan yazarımızın Yenişehir’de Bir Kavak Ağacı adlı öykü kitabıyla son romanı Şişedeki Gemi, 2025 yılında Alakarga Yayınları’ndan çıkmıştır.
Şişedeki Gemi, Damla’nın sırlarla dolu aile geçmişinin anlatıldığı bir romandır. Eser, Damla Soydar’ın açıklamasıyla başlar. Buradan bir günlükle karşılaşacağımız anlaşılır. Yazar kurgusunu oluştururken günlük türünden yararlanmıştır. Ayrıca bazı bölümlerde Nihal, Ediz, Cevriye Şahin, Dr. Necdet ve Dr. Deniz’le yaptığı görüşmeler söyleşi tekniğindedir.
Roman bir nevi otobiyografik özellikler de taşımaktadır. Yazarımızın tıp doktoru olması onun hastalıklar karşısında başarılı ve gerçekçi yorumlar yapmasını sağlamıştır.
Katmanlı bir roman olan Şişedeki Gemi birden fazla olayın iç içe girmesiyle oluşmuştur. Her katmanda farklı bir olay yaşayan kahramanların hemen hepsi ana olay etrafında şekillenmiştir.
İlk katmanda Damla’nın bir aile sırrını öğrenmesi ve bu sırrı araştırmaya başlaması ana olayı oluşturur. Ardından gelen iç olaylar bu bölümü destekler niteliktedir. Yazar Özsan, ana tema olarak da aile ve kuşak çatışmasıyla birlikte aile içi şiddeti ele almıştır.Her katmanda bu çatışmaları net bir şekilde görmemiz mümkündür.Gerçeklerle yüzleşmenin ne denli zor olduğunu da söyleyebiliriz.
Murat Özsan, bu romanında toplumda yanlış algılanan asperger sendromuhakkında bilgi vermeyi de ihmal etmez. Otizm spektrum bozukluğunun bir çeşidi olan ve bu sendroma sahip çocukların okul yaşamında ve aile içinde uyum sağlayabilmesi için çeşitli eğitimler alması gerekmektedir. Ancak roman kahramanımız Sarp, bu eğitimlere maalesef aile içinde ulaşamamıştır. Öncelikle Sarp’ın hastalığını anlayamayan aile, sonrasında da bu hastalığı çocuklarına yakıştıramayıp bir türlü kabullenememiştir. Bu durumda olan birçok aile gibi diyebiliriz aslında. Ayrıca eserde toplumsal bir sorun da dile getirilmiştir: Evsizler. Eserde evsizlerin sorunlarından değil de onların hayattaki duruşlarından romantik bir biçimde bahsedilmiştir. Bunu Damla’nın “Evsizler de bir çeşit gezgin sayılabilir mi? Bulundukları yerin gezginleri.”(s. 163) sözlerine dayanarak söyleyebiliriz.
Eserde teknolojiyle birlikte insan ilişkilerinin bozulduğu ve toplumun yozlaşmaya başladığı görüşü de yer almaktadır. Aynı zamanda burada yazarın sanata bakışını da görürüz. Yazar, Damla’nın 118. sayfada yaptığı konuşmayla düşüncelerini okura aktarır.
“Ancak günümüzde her şey gibi müziğin de tüketim toplumunun bir nesnesi hâline geldiğini, piyasanın hırçın ellerinde şekil değiştirdiğini söyledim. ‘Ne yazık ki artık onun değerini belirleyenin ruhu değil, getirdiği kâr.”
Eserde bol bol farklı sanat dallarından örnekler verilmiştir. Mektup türünde Cemal Süreya’nın karısına, Kafka’nın babasına, Romergue’nin de Marliyn Didrich’e yazdığı mektuplar; operada libretto, fotoğrafçılık sanatı ve müzik karşımıza çıkar. Farklı disiplinlerin bir arada kullanılması yazarımızın bilimsel yanının olduğu kadar sanata da ilgisi olduğunu gösterir.
Şişedeki Gemi bir metafordur, otizmli bir çocuğun sıkışıp kaldığı dünyayı simgeler. Bu metaforlar eserin içinde ara ara yer almıştır. Damla’nın ölen ablası da mum metaforuyla karşımıza çıkar. “İnternette denk geldiğim bir söz vardı: Bir insan sevdiği birini kaybederse, yüreğinde kırk tane mum yanarmış. Her gün bu mumlardan biri söner, ama kırkıncı mum sonsuza dek yanık kalırmış.” (s. 189) En önemli metafor da Damla’nın adıdır. Damla adı özellikle ikinci çocuğa da verilmiştir ki yazar eserinin sonunda hasta bir çocuğun suçluluk duygusundan arınmasını istemiştir.
Yazar sade, açık ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Dili liriktir.Betimlemeler gözleme dayalı, gerçekçi bir biçimde yer alır.Kahramanların psikolojik durumlarını ön planda tutarak betimleme yapılmıştır.
Romanın anlatıcısı birinci kişidir. Kahraman bakış açısı ile yazılmıştır. Ayrıca eser çok seslidir. Damla’nın söyleşi yaptığı bölümlerde yazar o kahramanların dilinden olayları anlatmıştır.
Murat Özsan, eserinde geriye dönüş tekniğini başarılı bir şekilde kullanmıştır. Okuyucuyu sıkmadan ve anlaşılır bir biçimde uyguladığı bu teknik, özellikle Damla’nın ailesi hakkında bilgi almak amacıyla yaptığı görüşmelerde etkili bir şekilde karşımıza çıkar.
Roman dokuz bölümden oluşmakta ve bu bölümler de kendi içinde alt bölümlere ayrılmaktadır. Her katman kendi içinde bir çözüme kavuşurken yalnızca bir konu tam anlamıyla sonuçlanmamış ve açıkta bırakılmıştır: İlhan’ın kaybolması ve ‘Timsah’ lakaplı evsizin kimliği. Bu iki karakterin aynı kişi mi yoksa farklı kişiler mi olduğu konusunda yazar net bir açıklama yapmamıştır.

