Emre Açıkgöz’ün İlk Romanı “Üçüncü Ahit” Üzerine İnceleme
Güzide Hekimoğlu
Emre Açıkgöz’ün Üçüncü Ahit – Modern Zaman Menkıbeleri adlı eseri ilk sayfalarından itibaren okuru gerçeklikle metafiziğin birbirine karıştığı tekinsiz bir evrene sürükler. Roman, dört karakterin dağ yolculuğuyla başlar; ancak bu yolculuk kısa sürede yalnızca fiziksel bir yön arayışı olmaktan çıkarak varoluşsal bir sınava dönüşür. Zamanın durduğu, mekânın güvenilirliğini yitirdiği, doğanın ise düşmanca bir karaktere büründüğü bu atmosfer, anlatının temel gerilim kaynağını oluşturur.
1994 doğumlu yazarımız Emre Açıkgöz, ilk romanıyla Zey Kitap aracılığıyla okurlarıyla buluşmuştur. Yazarın ilk romanı olan Üçüncü Ahit – Modern Zaman Menkıbeleri, gotik atmosferi, Jungcu sembolizmi ve yer yer büyülü gerçekçiliğe yaklaşan anlatım özellikleriyle dikkat çeken çok katmanlı bir eserdir. Açıkgöz, romanda dikkat çekici bir atmosfer oluştururken gotik, psikolojik ve mistik unsurları bir araya getirerek iddialı bir anlatı kurmayı başarmıştır.
Gotik edebiyat, 18. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış bir edebiyat türüdür. Özellikle gotik roman, okurda korku, tedirginlik, gizem ve tekinsizlik duyguları uyandırmayı amaçlar. Bu tür eserlerde amaç yalnızca korkutmak değil, insanın bilinçaltındaki korkuları, suçluluk duygusunu, ölüm düşüncesini ve bilinmeyene karşı duyduğu kaygıyı görünür kılmaktır.
Türk edebiyatında gotik romanın ilk örneklerinden biri Selim Nüzhet Gerçek’in ‘Canvermezler Tekkesi’ adlı eseridir. Eser, 1921 yılında yayımlanmıştır. Sonraki yıllarda Peyami Safa’nın ‘Matmazel Noraliya’nın Koltuğu ve Yalnızız’ romanları da bu türün önemli örnekleri arasında gösterilmektedir.
Açıkgöz’ün romanında da gotik edebiyatın temel özellikleri belirgin biçimde görülmektedir. Bunun yanı sıra eser, psikolojik ve mistik unsurları da bünyesinde barındırarak çok katmanlı bir yapı kazanmaktadır.
Yazarın ilk romanı olan Üçüncü Ahit – Modern Zaman Menkıbeleri, görev gereği çıktıkları yolculukta dört arkadaşın hem fiziksel hem de ruhsal serüvenlerini konu alır. Romanda her karakterin kendine özgü özellikleri vardır ve karakterlerin adları bu özelliklerle ilişkilendirilmiştir. Ferit, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu’ndaki Ferit’le benzer özellikler gösterir. Üçüncü Ahit’teki Ferit doğada kendi yolculuğuna çıkarken Peyami Safa’nın Ferit’i İstanbul’un kalabalığında yalnız kalmıştır. Samim, Yalnızız romanındaki Samim’le benzer özelliklere sahiptir. Üçüncü Ahit’teki Samim de yol gösteren, bilinçli ve lider bir karakterdir. Azize, ilahi ışığı ve umudu temsil eden bir karakter olarak okunabilir; onun hep üst katta olması ve sonunda Müjgân’ın ona bir türlü ulaşamaması bunu destekleyen unsurlar arasında yer alır. Müjgân, daha çok dünyevi olana ve estetik kaygılara bağlı bir karakterdir. Hatta Samim’in onunla ilgili sözleri bu durumu açık biçimde yansıtır. “Kadın çirkinse suç mu? Hep Müjgân’ın estetik zırvalarının tesiri.” (s. 19)
Romanda Carl Gustav Jung’un analitik psikolojisinin izleri de görülmektedir. Bu yönüyle eser, Jungcu sembolizm açısından oldukça zengin bir görünüm sergiler. Romanın yağmur, orman, kayboluş, gizemli ev ve yolculuk gibi temel motifleri, bireyin bilinçdışına yaptığı yolculuğun sembolleri olarak okunabilir.
Orman, bilinçdışını sembolize eder. Karakterlerin henüz keşfetmedikleri yönlerini ve bastırılmış taraflarını temsil eder.Yağmur ve tufan arınma ve dönüşümün sembolleri olarak değerlendirilebilir.Yağmur kirlenmiş olanı temizlerken, tufan da benzer biçimde her şeyi yeniden başlatan bir güç olarak karşımıza çıkar. Jungcu yorum açısından yağmur ve tufan, eski benliğin dönüşümünü ve yeni bir benliğin ortaya çıkışını çağrıştırır. Gizemli ev, benliğin merkezini temsil eder. Karakterler yalnızca kişiler değil, insan benliğinin farklı parçalarını temsil eden arketipsel figürlerdir. Orman bilinçdışını, yağmur arınmayı, ev benliğin merkezini, yolculuk ise benliğe ulaşma çabasını simgeler.
Ferit, Jung’un gölge arketipiyle ilişkilendirilebilecek bir karakterdir. Roman boyunca en çok umutsuzluğa kapılan kişidir. Ölümü kabullenir, yürümekten vazgeçer ve toprağa uzanarak kendini doğaya teslim etmek ister. Samim, benlik arketipini temsil eden karakter olarak değerlendirilebilir. Romanın en dengeli karakteridir. Kriz anlarında paniğe kapılmaz, sezgilerine güvenir ve grubu yönlendirir. Azize, anima arketipiyle ilişkilendirilebilecek, ilahi ve dişil yönü temsil eden bir figürdür. Romanın en saf ve umut dolu karakteridir. Özellikle pencere önünde ışıkla aydınlatıldığı sahne dikkat çekicidir. Müjgân ise logosu, yani akılcı ve açıklayıcı yönü temsil eden bir karakter olarak öne çıkar. Romanda akılcı yönü temsil eder. Müjgân olayları anlamlandırmaya çalışan karakterdir. Sürekli açıklama üretmeye, estetik ve düşünsel yorumlar yapmaya çalışır.
Emre Açıkgöz’ün Üçüncü Ahit – Modern Zaman Menkıbeleri adlı eseri ilk sayfalarından itibaren okuru gerçeklikle metafiziğin birbirine karıştığı tekinsiz bir evrene sürükler. Roman, dört karakterin dağ yolculuğuyla başlar; ancak bu yolculuk kısa sürede yalnızca fiziksel bir yön arayışı olmaktan çıkarak varoluşsal bir sınava dönüşür. Zamanın durduğu, mekânın güvenilirliğini yitirdiği, doğanın ise düşmanca bir karaktere büründüğü bu atmosfer, anlatının temel gerilim kaynağını oluşturur.
Eserde doğa unsurları yalnızca bir arka plan işlevi görmez; aynı zamanda yaşayan ve anlatıyı yönlendiren bir atmosfer oluşturur.Doğa olayları, karakterlerin iç dünyalarındaki korku, belirsizlik ve çaresizliğin dışa vurumu olarak karşımıza çıkar. Bu yönüyle doğa, romanda adeta görünmez bir kahramana dönüşür.
Yazarın dili imgeler ve metaforlarla bezenmiştir. Yağmur, balıklar ve özellikle güve motifi romanın en dikkat çekici sembollerinden biridir.Romanın sonunda güve, Azize’nin yanına giderek umut ve mutlulukla ilişkilendirilen sembolik anlamını tamamlar. Çünkü Azize’ye göre güve güzel günlerin habercisidir. “Güve bizim memlekette bir müjde habercisidir.” (s. 8).
Anlatım yoğun olmasına rağmen açık ve anlaşılırdır; dil oldukça sadedir. Gerçekçi betimlemeler, yazarın güçlü bir gözlem yeteneğine sahip olduğunu gösterir. “Sonra mıcırlı köy yolu başladı, yürümek kolaylaştı. Pabuçlarımı kaldırmadan, ayağımı sürterek yürüyordum ki çamur mıcırlara yapışsın, pabucum temizlensin…” (s. 44). Roman ağırlıklı olarak birinci tekil şahıs anlatımıyla kurgulanmış ve olaylar kahramanın bakış açısından okura aktarılmıştır.Bununla birlikte bazı bölümlerde anlatımın sınırları genişleyerek ilahi bakış açısına yaklaşan anlatım özellikleri de görülmektedir.
Romanın kurgusu tutarlı bir biçimde inşa edilmiş; okur, kahramanlarla birlikte bir arayışın parçası hâline gelmiştir.Özellikle merak unsuru, okuru romanın içine çekerek anlatının sürükleyiciliğini artırmaktadır.
Emre Açıkgöz, doğa ile insanın mücadelesini yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal ve metafizik bir düzlemde ele alırken okuru sürekli sorgulamaya yönlendirir. Roman, ilk bölümünden son sayfasına kadar sembollerle örülü çok katmanlı yapısını korumayı başarır.
İlk romanı olmasına rağmen kurduğu güçlü atmosfer, başarılı mekân tasvirleri, sembolik dili ve okurun ilgisini canlı tutan merak unsuru, Emre Açıkgöz’ün yazarlık yolculuğunda dikkat çekici bir başlangıç yaptığını göstermektedir. Üçüncü Ahit – Modern Zaman Menkıbeleri, yalnızca olay örgüsüyle değil, okuru düşünmeye, sorgulamaya ve sembollerin ardındaki anlamları keşfetmeye davet eden yapısıyla da dikkat çeken bir eserdir. Bu yönüyle çağdaş Türk romanında gotik ve psikolojik anlatıya ilgi duyan okurların yanı sıra sembolik ve felsefi okumaları sevenler için de dikkate değer bir eser olarak değerlendirilebilir.


