Ruhun Bütün Baykuşları
dağlardan öğütülen kayalar
dalgalara esir edildi
şehrin ışıkları karartılmış
soğumuş aşk güvensizlikten
taşır mı şimdi bu yükü bu deniz
anlamıyorlar son nefeslerine kadar
kopartıp götürüyor rüzgâr
zamana katıp
zerre zerre, tel tel
ve bundan suskun
ruhun bütün baykuşları
öfkelensin asalaklığa batmış
suyun tadını unutmuş
ve üretmeyi bilmeyen buyurucu
ufak dereler
ve başımın üzerindeki gök kubbe
dokunduğum toprak
bölüştüğüm ekmek bana yeter
kavuştuğunda omuzlarda halaylar
sardığında sımsıcak dayanışmanın kolları
mırıldandığımız ezgilerin ziyafeti yeter…
bilgeliğimi sırt çantamda taşıyorum
ölümlü sulardan doğrularak başımı kaldırıp
ölümü ve doğumu küllerime kazıyıp
yanan bir kalp önemlidir
pençeleri arasındaki avıyla
yavrularına süzülen bir kartal gibi
deste kıraç ekilen başaklar
alazına uzanan ihanet yaralayacak
aç bırakacak ama yılmayacak,
söndürülecek vurulan her ateş
yağmur betonu aşacak, değecek toprağa
ve bağıracak
ruhun bütün baykuşları

