“Yetmiş Yaşın Şiiri”
(Bu yazıyı 2020’de yazmıştım, hem 70. yaşı hem kitabı vesilesiyle. 19 Şubat 2022’de onu kaybetmeden önce hakkında çıkan yazıları topluyordu, benim de 3-4 yazım vardı, birini bulamamıştı, ben de. Bu yazıyı okuyunca ‘sen yazmayı seviyorsun!’ demişti bana, ben yazmayı o da yazıda gezmeyi seviyordu. Samanlıkta iğne aramak deyiminin burada yeri yok ama, Sina’nın şiir hali zaten öyle de yazı halini de buna benzetiyordum, bilgi yanlışına da katlanamazdı yazım yanlışına da, tarih, kişi ve yer adları yanlışına hiç! Şimdi ikimizin de bulamadığı yazıyı yeniden aramaya koyulmalı, onu Sina’nın 75. yaşına yetiştirmeliyim…80 yaşını da kutlamışım yazıda, 80 iyiydi ona da yakışırdı, koca bir adam, 80 ancak yeterdi ona, biraz dar gelirdi ama kıyıdan köşeden yanlardan üstlerden alınca damat ceketi gibi otururdu üstüne, 85 rahat olurdu, içinde hareket ederdi, 90 değmeyin keyfime derdi! Geniş zamanın şiirini yazan adama da zamanı biraz geniş biçeydin olmaz mıydı be patron?)
Ben demedim, şair dedi. Şairler bu yaş işlerine (yaş işlere de tabii!) bayılırlar, en sevdikleri yaş 20’dir ve sonra kendilerini hep o yaştaki halleriyle hatırlamayı severler. 40’ta 40 yaş şiirleri yazarlar. Sonra da pek yaş belirtmeden yazarlar, akıllarına gelmediğinden değil, genç ve şair olarak kalmayı sevdiklerinden. Şiire başlama yaşları esastır, şiirden gün almak da güzeldir.
Ee, ben niye bu başlığı attım öyleyse, Sina Akyol tabii, şiir olsun diye yazmış ama, ondan da önce müjdeler var diye yazmış olmalı. Şair, 70 olduğuna inanamamış besbelli! Haklı da, atları da vururlar, ağaçlar ayakta ölür, şairler evvel gider. O bizi şiiriyle kutlamış, biz de onun 80. yaşını, şimdiden kutlayalım!
Daha bugün, Orhan Veli için yazdığım uzunca bir yazıda, “Onun şiirleri de bizim haikularımızdır” dedim, ilk haikuları o çevirmiştir, yazmıştır, haikuyu Türkçeye yakınlaştırmıştır. Oruç Aruoba başta pek çok şair de yazmıştır, ama bana kalırsa Orhan Veli’den sonraki haikubaşı Sina Akyol’dur.
15 kitabı vardır, adlarını saysam şiir diye okursunuz, ben öyle okuyorum: Çırıl ve Çıplak, Salyangoz İlmi, Sütün Huyu, Çayırkuşu Zaten Hep(Mayıs Y.)… Son kitaplarının adları. Haiku hem geleneksel olduğu için kadim hem de doğa üstüne yazıldığı için taze olduğundan, değişimden söz etmeyi gerektirmeyen bir şiir. Sina Akyol şiiri de öyle.
Bir çeşmenin sevinci var Sina’nın şiirinde. Güleç bir su. Dünyaya kaçmış bir güneş. Seyyar ya da gezgin bir yağmur. Yaz gecesi hırkası. Asude kalalım hep duygusu. Şairlerle dünya arasında bir yatıştırıcı şair. “Gelmiş Bulunduk”un sevinmiş bulunduk hali. Hatta ‘ölmeyeceksek sevinelim bari’ ki ‘ölmeyeceksek şiir yazalım bari’ anlamına da gelir.
Taze ölüyle de konuşur, ona “Az bekle, kurdunu böceğini/salma hemen” buyurur, evvel giden şair ahbaplarımızı da üstelik kendi cenazelerinde dirilmeye çağırır. Taze şiirdir, dirim şiiridir, hep turfanda şiirdir. Eskiden şakacı demiş olabilirim bu şiir için şaşırıp da yok şaka filan değil, öyle görür, öyle bakar, öyle yaşar, öyle duyar, öyleyse de böyle uydurur: “Ha sen..Ha ben../zaten yorulmuştum, uykuya gittim/ikimizin yerine uyudum/sarmaş dolaş”
İlhan Berk soyundandır, suyundandır, huyundandır, “yetmiş yaşın şiiri”ni madem yazmış, okuyalım; “Bakakalıyorum./Güneşin, ayın, toprağın, denizin/baktığı bana/ bakakalıyorum.” demişliğine bakmayın, gençlik şiiridir diye okuyun.
Sina Akyol’u hep okuyalım, Çayırkuşu Zaten Hep okuyalım, bir de onun dediğini yapalım: “meğer artık yazmasam/Melih Cevdet okusam.”
Şiiri bağ bahçe yazısı da yarım elma, gönül alma. Gökten üç elma düşsün biri yazının, biri şiirin, biri de okuyanın başına. Şiir huyu çekmiş de yazı huyu çekmemiş İlhan Berk’e, az yazmış uz yazmış, yarım elma ondan. Bu yazıları diyorum da iki kitabı var, Düzyazdım(Kırmızı Kedi), Zamana Bırakılmış Yazılar (Pikaresk, 2020), “Kah ağırbaşlı kah şırılşenlik yetmiş sekiz mürekkep”ten oluşuyor yeni kitabı. Bir elma da Salah Birsel’in başına, onun ‘şıngır mıngır’ Beyoğlu tarihine benzer, ‘şırışlenlik’ şiir tarihi yazıyor Sina Akyol da. Anılar, mektuplar, anmalar, şiir olmuş insanlar, zamanlar, dostlar, ki hepsi de “Arkadaş” bir şairin adıyla başlar. Sina’nın yazısına düşünce insan bir hoş oluyor, kendini bayaa seviyor! Diyeceğim, insana hem şairleri daha çok hem de kendini adamakıllı sevdiren yazılar, beni de yazmış, iyi ki, fena birine benzemiyorum! Sağ ol şair!
Ee diyeceksiniz ki, anlatamıyorsun, haklısınız, bazı kitaplar üstüne o kitapları yazanların yazması gerekiyorsa, bunların başında da Sina Akyol gelir, o yüzden yazamıyorum işte. Bu arada şiirinin ve yazılarının ruhuna yakın olsun diye, sabahın erinde kalktım, gönlümü açtım, bahçeye baktım, “Bismillah tu Hafız Post” ve dahi “Ya Kebikeç” deyip kitap ve yazı dualarımı okuduktan sonra, kitabın kapağını çevirdim. Diyeceğim şudur, Sina’nın yazdığı, konuştuğu, yanıtladığı, söyleştiği ‘Zamana Bırakılmış Yazılar’ına siz de bakın, “ah o kitapta ben de olsaydım” diye diye okuyun. Şiiri bağ bahçe tamam da yazısının da organik olduğunu görün. Yazının sofrasında, 78 çeşit serpme seçme ürün hem gözünüz doysun hem gönlünüz!

