FURKAN KILIÇ/HAYATIN RİTMİ

Hayatın Ritmi

Hayatı yaşamak gerek. Bazen öyle anlar doğar insanın içinde; göz kapakları ağırlaşır, hisler tarif edilemez hale gelir. Yazarlar genelde her şeyi tarif çabasındadır; sözcükleri kâğıda döker, cümleler kurar. Kelimeler kifayetsiz kalır. Kaleme bir ağırlık düşer. Kollar yorulur. Neyse, devam edeyim.

Ağlayınca biter sanırsın. Duygunun akıp gideceğini, hafifleyeceğini düşünürsün. İnsana beş duyu organı yeter. Altıncı bir duyguya yer açıldığı vakit, bir kapı aralandığı vakit işler karışır. Her şey bambaşka hal alır. İçimizi saran o gitmek bilmez sevgi… Bu, bir insana, bir nesneye duyulan basit bir sevgi değil. Bu, hayatın ta kendisine duyulan o ilahi coşkudur.

Biraz romantik konuştuğumu biliyorum. Romantik olmak güzeldir. Hayatta her şeyin ihtimal dahilinde oluşuna inanmak, bütün kapıları açık tutmak muhteşemdir. Bazen bir parkta, ağaçların gölgesinde durup soluklanmak bazen bir kitap sayfasında, dizleri başımın altına çekip okunmayan satırları dinlemek… Hayatın seni sürükleyeceği yeri bilemezsin. Belki bu bilinmezlik hayatın en güzel yönüdür.

Kararlarını sorgularsın. Bunu yapmalı mıydım? O yapılmamalı mıydı? Söylerim: bu iyidir. Sorgulayan ruh uyanıktır. Umutludur. Hayatın senin elinde oluşu, olmayışı çok sorun değil. Önemli olan şudur: O anı yakalamak. Tüm varlığınla hissetmek. Sadece bir kahkaha atabilmek. Samimi bir kahkaha… Hayatın anlamı budur. Hayatın en büyük sırrı budur: kahkaha, gülmek, yaşamak.

Mutlu olmak lazım. Geçirdiğin güne bakıp sorman gerekir: Bugün güldüm mü? Güzel bir şey gördüm mü? Sevdiklerime sarıldım mı? Benim hesabım açıktır. Kitabım, müziğim, yazdıklarım ışığımdır. Sevdiklerim… Onlar cihazı toprakta tutanlar.

Yaşamayı sevmeye başladım. Bu çok iyi bir şey. Kafam karışık olsa bile hayatta çok didinmemek gerektiğini anlıyorum. Rüzgârın esişine karşı koymamak… Su akışına uymak… Garip ritüellerim vardır. Yatmadan önce kulaklığımı takar, zihnime kelimeleri işlerim. Bilirsiniz, uykudayken kulak duymaya devam eder. Rüyalarımı değiştiririm. Geçmiş rüyalarımı bugüne taşırım. Duyamadığım sözcükler hayatıma yön vermeye başlamıştır. Okuyamadığım, hissedemediğim sözcükler.

Artık kafaya takmıyorum. Taktığım zaman olaylar kötüye gidiyor. Endişe bir çığ gibi inişe başlar. Devrin gerçeği budur: Akışına bırakmak. Sürüye katılmak. Hayatın dansında adımlarını tutturmaya çalışmak. Kendine güvenmek.

Galiba yazınca sözcükler ağlıyor. Pencereyi açıp uzaklara dalmak gerek. Şehri sevmek zamanıdır. Terminal boşalmış. Otobüsler gitmiş. Yolda beyazlı bir adam karşıya geçiyor. Burası Çinçin. Burada duygularına değil kendine hâkim olman lazım. Duygularını tanı. Onların kölesi olma. Hayat budur işte: Bir pencere, bir uzaklık, pencereden bakanın ruhundaki sonsuzluk…