ORHAN AYTUĞ TOLU, ANJELİKA AKBAR İLE SÖYLEŞTİ
Ünlü ‘composer’ Anjelika Akbar, yıllardır farklı disiplinleri bir araya getiren özgün üretimleriyle dikkat çekiyor. Piyano bestelerinden televizyon programlarına, şiirsel metinlerinden kültürel projelerine kadar uzanan sanat yolculuğunda Akbar; sesi, sözü ve duyguyu aynı estetik potada buluşturan çok yönlü bir sanatçı kimliği ortaya koyuyor.
Bu söyleşide; TRT 2’de hazırladığı “Anjelika Akbar ile Sesler” programından kolektif üretim anlayışına şiirle kurduğu ilişkiden Türk halk müziğine ve yapay zekânın sanata etkisine kadar pek çok başlık etrafında sanatın bugünkü hâlini ve geleceğini konuştuk. Müziğin insan ruhundaki yerini derinlikli bir bakışla değerlendiren Akbar, aynı zamanda kendi sanat serüvenine dair samimi ve düşündürücü açıklamalarda bulundu.
Orhan Aytuğ TOLU: TRT’de ‘Anjelika Akbar ile Sesler’ adlı programı düzenlediniz. Program düzenleme düşüncesi nasıl gelişti? Bu programda çok farklı alanlardan ve disiplinlerden önemli portreleri konuk ettiniz. Konuk seçiminizi belirleyen ölçütler nelerdi?

Anjelika AKBAR:
Aslında uzun zamandır TV programı yapmak istiyordum ve bunun için çeşitli fikirler üretiyordum, hatta bazı yapımcılar ile konuşuyor, hangi formatın Türkiye’de uygun olabileceğini ve beni de mutlu edebileceğini düşünüyordum. Sonra da TRT 2 kanalı yeniden yayın hayatına dönmeye hazırlanırken bana böyle bir program yapmak ister miyim, diye bir teklif geldi. O anda düşündüm ki, farklı disiplinlerden insanları davet etsem, onların hayatlarındaki müzik rolünü irdelesem, ayrıca genel olarak yaptıklarını insanlara tanıtsam, hatta programın sonunda da her biri için o anda odaklanıp doğaçlama müzik yapsam, onların spontane müzikal portresi olarak, bu beni mutlu eder, seyirciler için de ilginç olur. Teklif ettim ve kabul edildi. Programın isim babası ise sevgili Hüseyin Sorgun oldu, ‘Anjelika Akbar ile Sesler’. ‘SES’ benim için tüm varoluşu oluşturan titreşimdir, sadece müzik veya herhangi mekanik sesler değil. Ve her programın başında, kitabımda da yazdığım cümleyi söyledim: Her insan bir bestedir ve hayat sesten ibarettir.
Konuklarımı ise genellikle kendim seçiyordum (160’tan fazla bölüm çektim). Merak ettiğim ve sohbet etmek istediğim insanları, bazen de zaten tanıdığım ve kıymet verdiğim, hatta dost olduğum ve yaptıklarını da insanlar ile paylaşmak istediğim değerli konuklar… Çok az sayıda konuk önerisi (sadece birkaç kişi) kanaldan geldi, inceledim ve onları da konuk ettim. Programın tanıtım çalışmasını sevgili Bircan Usallı Silan yapıyordu ve basında çok güzel yankı buluyordu. Her bölüm, her konuk için tamamen kendim hazırlanıyordum, özgeçmişlerini kendim inceleyip soruları tamamen kendim oluşturuyordum, bu benim için işin en ilginç kısmı idi. Her konuk için araştırma ve soru hazırlama yaklaşık iki hafta sürüyordu.
Konuklar çok farklı mesleklerden geliyordu: ressam, yönetmen, müzisyen, doktor, iş insanı, basın mensubu, mimar, akademisyen, küratör, yapımcı vs. Çok renkli ve güzel bir serüven idi.
O. A. TOLU: Bu programa dair unutamadığınız bir anınız var mı? Konuklarınız size ve müziğinize ne yönde katkılarda bulundu? Ayrıca konuklara özel doğaçlama icra ettiğiniz besteler arasından seçerek daha sonra yeni bir üretime kaynak niteliğinde kullandığınız bir çalışmanız oldu mu? Portrelerden izler gibi…

Anjelika AKBAR:
Öncelikle onlar beste değildi, çünkü ben onları önceden “beste”lemedim, tamamen o anda olan akışlar idi, onun için müzik dilinde onlara beste değil sadece doğaçlama diyorum. Hayır, hiçbirinden yeni bir beste yapmadım, aslında program başlandığında konuşmuştuk kanal ile, yapılan o kayıtlardan (ki tekrarı olamazdı, hepsi o anda geldi gitti, sadece kaydedildi) albüm yapılacaktı, ama maalesef yapılmadı, öyle kaldı.
O. A. TOLU: Teknolojik hızın ve dijital dönüşümün yaşandığı günümüz toplumsal düzeninde gelişen bireyci düşünceler ve yaşam biçimleri sanatı da etkisi altına almaya başladı. Siz, müziğin farklı türlerinde üretim yapan sanatçılarla ortak çalışmalara imza attınız. Sizin için kolektivizmin ve kolektif çalışmanın önemi nedir, bu konu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Anjelika AKBAR:
İşbirliği yapmayı seviyorum, her konuda. İnsanlar ile kolay ve rahat anlaşıyorum, yeter ki karşılıklı saygı ve öz disiplin olsun. Öyle olunca yaratıcılık alanında güzel sinerji doğuyor. Kolektif çalışmaları çocukluğumdan beri sevinçle yapıyorum. Evet seçiciyim, mutlaka. Ama seçim yaptıktan sonra her şey güzel akıyor ve mutluluk veriyor.
O. A. TOLU: ‘Kalbimde Olan’ adlı şiir kitabınız okuyucuyla buluştu. Kitabın açılış sayfalarında şair olmadığınızı belirtiyorsunuz. Şiir ile ilişkiniz (müziğiniz de dâhil olmak üzere) ve Türk şiiri hakkındaki düşünceleriniz nedir?

*Anjelika Akbar ve Özge Fışkın
Anjelika AKBAR:
Evet, ne yazar ne de şairim. Buna rağmen birkaç kitap, birçok makale ve birçok şiirim var ki, kendimi bildim bileli hep yazıyorum. Müzik ve yazı, ses ve söz benim için eşittir. Hepsi “kelam”dır. Eskiden tabii, Rusça yazıyordum ana dilimde, SSCB zamanında ben daha okulda okurken şiirlerim yayınlanıyordu edebiyat dergilerinde. Şiirsel anlatımı severim. Türkçeye yeteri kadar hâkim olmaya başlayınca (ki hiç ders almadım, ama içgüdüsel olarak bir şekilde kullanıyorum) o zaman şiirler ve yazılar Türkçe akmaya başladı. Bazı tanıdıklarımın ısrarı ile onlardan bazılarını kitaba aktardım ve onlara şiir demiyorum, “akış” diyorum, onlar anlık olarak çıkıyordu ve Facebook sayfama öylesine yazıp yolluyordum, hiç yayınlamayı düşünmeden. Şiir okumayı de severim, ama yine çok seçiciyim.
O. A. TOLU: Türk kültürü bağlamında devam edecek olursak türküler ve Türk halk müziğini bir besteci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce günümüzde türkülere karşı bir yabancılaşmanın yaşandığından söz edebilir miyiz, bu yabancılaşmanın nedenleri ve çözümüne yönelik önerileriniz neler olabilir?
Anjelika AKBAR:
Ben Türk halk müziğini ve genel olarak dünya halk müziklerini çok seviyorum. Türkiye’de benim bildiğim ve hiç anlam veremediğim, Türk halk müziği yayın yasağı varmış, kaç kişiye sordum, hakiki sebebine ulaşamadım. Belki bazı kesimlerde o zamanda beri türkülere karşı snop bir bakış açısı oluşmuş olabilir, bilmiyorum. Yabancılaşma ise genel, global olarak yaşanıyor; saf, olduğu gibi, doğal, samimi olan her şeye karşı bir direnç; daha robotik, daha yüzeysel tüketim söz konusu. Global çözümü henüz göremiyorum, ama bireysel olarak herkes olduğu yerde daha derin, daha içsel, saf şeyleri tercih ederse, kantite bir zamanlar kaliteye yansır. Dilerim öyle olsun.
O. A. TOLU: ‘432 Ahenk’ adlı albüm çıkardınız. Neden yaygın olan 440 HZ’de değil de 432’de karar kıldığınızı belirtmek ister misiniz?

*Anjelika Akbar ve Suren Maksutov
Anjelika AKBAR:
Bu uzun bir konu. Destek Yayınları’ndan çıkan “Her İnsan Bir Bestedir” adlı kitabımda oldukça detaylı bir şekilde bu konuyu anlatmıştım ve albüm, kitabın müzikli vücut bulmuş halidir aslında.
O. A. TOLU: İçimdeki Türkiyem albümünüzde ‘Yalnız Çınar’ adlı besteniz yer alıyor. Bu beste bağlamında sizdeki Nâzım Hikmet hakkında bilgi verir misiniz? Özellikle beste onun yurdundan ayrı kaldığı ama mekân tutamadığı döneme dair. Çınar ama yalnız ve köklerinden koparılmış… Klipte pandomim tarzı icra eden bir sanatçıya denk geliyoruz. Ek olarak, Nâzım Hikmet’in şiirleriyle ne zaman ve nasıl tanıştınız?
Anjelika AKBAR:
Bahsettiğiniz klip aslında bu besteyi yaptıktan birkaç sene sonra çıktı, Amerikalı bir dansçı ve aynı zamanda dövüş sanatları masteri tarafından besteyi dinlerken doğaçlama dans yaptığı ve yönetmen olan oğlum Yürek Akbar’ın o anda filme alınan bir sahnesidir, hatta çok beğenildi ve uluslararası ödüller almıştı. Evet, bestede Nazım Hikmet’in SSCB yaşamını yansıtıyorum, özlemleri, aşkları, protestolarını ve isyanlarını ve derin duygularını. Ben Nazım Hikmet’i SSCB zamanında nasıl olduysa Sovyet şair diye biliyordum, çoğumuz öyle biliyordu, Türkiye’den olduğunu pek bilmiyorduk. Türkiye’de ise geldiğimin ilk haftasında bir plaktan duydum Türkçe şiirini okuyan birini. Nazım Hikmet dediler. Tabii, Türkçe bilmiyorum ama dedim ki aaa, Sovyet Nazım Hikmet. Hayır dediler, bu bizim, Türk Nazım Hikmet’tir. Şiir okunuşu Türkçe olsa da, bana Mayakovski’yi hatırlatmıştı o yüzden dikkatimi çekmişti özellikle.
O. A. TOLU: Aynı albümde Köy Enstitüleri için yaptığınız beste var. Köy Enstitüleri için beste yapma ihtiyacı nasıl doğdu? Köy Enstitüleri’nin sizdeki yeri ve size çağrıştırdıkları nedir?

Anjelika AKBAR:
Zamanında Can Dündar beni aramıştı ve konuyu söyleyip belgeseli için müziği yapmamı rica etti. Dedim ki konuyu hiç bilmiyorum, bana bir sunum yapın, ben ağlarsam (kalbime dokunursa yani) o zaman müziği yaparım. Nitekim izledim, ağladım. Ve belgeselin müziklerini besteledim.
O. A. TOLU: Kaset, plak vb. ses taşıyıcısı materyaller günümüzde yerini internet tabanlı müzik platformlarına bıraktı. Yapay zekâ yazılımlarıyla üretilen -insansız- müzikler, özellikle türküler, yeniden sunuluyor. Bu bağlamda yapay zekânın müziğe etkisini ne aşamada görüyorsunuz? Müzik evrimsel bir aşamadan geçiyorsa, yeni dünya düzeninde müzik-insan ilişkisini yapay zekâ mı yönlendirmeye başlayacak? Anısı, duygusu, hikâyesi olmayan bir “bestenin” insana etkisi olur mu ve kalıcı olabilir mi?
Anjelika AKBAR:
Yapay zekâ insanı yönlendirme safhasına gelirse yandık demek, insanlık biyolojik bir tür olarak bitti anlamına gelecek ve buna kesinlikle yer vermemek gerekiyor, YZ güzellemeleri yapan herkesin bu çizgiyi bilmesi ve mesuliyeti idrak etmesi lazım. Ama yardımcı araç olarak, ölçülü kullanmak için, ressamın fırçalarını kullandığı misali, evet olur tabii. abartmamak ve kendi özünü unutmadan. Kolaya kaçmadan ve insan olduğunu unutmadan. Ayrıca YZ insan emeklerini hiçe saymış oluyor çünkü içine insan emeği ve kazanımları yüklenmiş, onları mix edip sonuç veriyor. İnsanın ve yaratıcılığın emeği çalınmamalı, bunu unutmamak lazım. Her şeyde yönetim ve mesuliyet insanda olmalı.
O. A. TOLU: Günümüz müziğinin tüketim toplumuyla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Anjelika AKBAR:
Bunu genellemek doğru olmaz. Toplum dediğimiz monolit, tekli bir yapı değil. Tek tek insanlardan oluşuyor. Evet, sürü psikolojisi ve bazı genel hareketler mevcut, ama yine de genelleme doğru olmaz. İnsan/müzik ilişkisi de bu anlamda “çeşitli”. Kaç insan varsa o kadar da müzik/insan iletişim örneği var. Bahsettiğim kitabımda (Her İnsan Bir Bestedir) buna da çokça yer veriyorum.
O. A. TOLU: Son olarak yeni çalışmalarınız, şiir-kitap dosyanız ve program düşünceniz var mı?
Anjelika AKBAR:
TV progamı hep gündemimde, beni çok mutlu ediyor, böyle bir alan ve çok da isterim devamını. Gönlüme uygun bir kanal ve aklıma gelecek güzel bir format olursa mutlaka devam ederim. Besteler, konserler, projeler devam ediyor. Aforizmalar 432 albümüm de ayda bir tekli olarak devam edecek bir sene boyunca. Sonra plak haline gelecek. Vokalli, sözlü bir albüm. Sevgili menajerim ve albümün yapımcısı Yeşim Doran’ın fikriydi bu albüm ismi. Ve çok sevdim. Albüm her ay yayınlanacak tekli (single) ile Pasaj Müzik’ten çıkıyor ve böylesi bir işbirliği beni çok mutlu ediyor; birçok müzik alanlarından kıymetli ses sanatçıları albüme konuk oluyor ve zaman zaman benim de onlarla birlikte şarkı söylediğim, popüler şarkıları piyanoya özgün bir şekilde uyarladığım kendim için ilginç bir albümdür.
O. A. TOLU: Sorularımıza verdiğiniz içtenlikli yanıtlar ve bize ayırdığınız zaman için teşekkür ederiz.
A. AKBAR: Ben çok teşekkür ederim güzel sorularınız için.


