FARUK DUMAN-MASALIN GÖLGESİNDE/ZEYNEP EŞİN

FARUK DUMAN-MASALIN GÖLGESİNDE

Faruk Duman’ın öykülerini her okuyuşumda, bir rüzgârın sesini duyarım. Kelimeler sanki ormanın içinden geçer, bir suyun akışına karışır, sonra sessizce içimize yerleşir. Türk edebiyatında az yazar vardır ki doğayla insan arasındaki bağı bu kadar doğal, bu kadar içsel bir dille kurabilsin. Onun öykülerinde hiçbir şey bağırmaz; her şey kendi ritminde, kendi sükûnetiyle vardır. Belki de bu yüzden Faruk Duman, çağımızın en sessiz ama en direngen öykücüsüdür.

Faruk Duman 1974 yılında Ardahan’da doğdu. Bu biyografik bilgi basit görünür ama onun öykücülüğünü anlamanın anahtarıdır. Ardahan’ın soğuğu, yalnızlığı, doğası Duman’ın bütün metinlerinin dokusuna sinmiştir. Ankara’ya göç ettiğinde bile yazısının merkezinde o taşra sessizliği kalmıştır. O yalnızlığı estetize etmez; ondan bir düşünce, bir dil kurar. Duman’ın dünyası, insanın şehirden önceki hâlidir — suyun, toprağın, rüzgârın hâlâ söz hakkı olduğu bir dünya.

Duman’ın öykücülüğü bir masalın içinden doğar ama masal orada süs değildir; bir düşünce biçimidir. Onun hikâyeleri halk anlatılarından, mitlerden, söylencelerden beslenir; ama bunları bugünün insanına ait bir iç çatışmanın aynasında yeniden kurar. Masal onun için geçmişin hatırası değil, bugünün aynasıdır. Bu yüzden onun masalı büyülü değil, bilinçlidir.

Ben Duman’ın dilini “modern bir masalcı dili” olarak görüyorum. Masalın şefkatini taşır ama çocukluğun değil, olgunluğun masalıdır bu. İyilikle kötülük arasında bir mücadele yoktur artık; insanın kendi gölgesiyle hesaplaşması vardır. Duman’ın öykülerinde kahramanlar kazanmaz, yalnızca fark eder. Bu fark ediş, insanın doğayla yeniden tanışmasıdır.

Masallardan beslendiği açıktır. Kurtlar, kediler, atlar, ormanlar, sisler onun sürekli motifleridir. Ama bu imgeler folklorik değil, simgeseldir. Her hayvan, insanın bir yönünü taşır. Bir kedi, merhametin sembolü olabilir; bir kurt, içgüdünün, bir kuş özgürlüğün… Fakat Duman bu sembolleri öğretici bir niyetle kullanmaz. Onlar öykünün organik parçasıdır.

Masal, onun öykülerinde zamanın dışına çıkar. “Bir varmış bir yokmuş” yerine, “hep varmış” bir evren vardır. Bu evren, doğanın sesleriyle kuruludur. Kar yağar, su donar, ağaç eğilir ve hikâye başlar. Duman’ın masalında doğa yalnızca sahne değil, karakterdir.

Faruk Duman’ın öyküleri çoğu kez toplumsal gerçekçi olarak sınıflandırılmaz; ama onun dünyasında toplum hep vardır. Fakat bu toplum, ideolojik bir kavram olarak değil, insanın içindeki yaradır. Duman bir olayın politik yönünü anlatmaz; o olayın insanda bıraktığı yankıyı anlatır. Bir köydeki işsizliği, bir kadının sessizliğini ya da bir çocuğun korkusunu, bir rüzgârın sesiyle duyurur.

O, toplumsal gerçekçiliğin bağıran, gösteren üslubundan uzak durur. Onun duyarlılığı sessizlikte gizlidir. Av Dönüşleri’ndeki bir karakterin ormanda kayboluşu, bir yandan bireysel bir arayış, öte yandan toplumsal bir yalnızlıktır. Faruk Duman’ın öykülerinde her bireysel hâl, toplumsal bir yankıya dönüşür.

Bu sessiz gerçekçilik, bana göre onun en etik tarafıdır. Çünkü Duman’ın öyküleri acıyı teşhir etmez, onu taşır. Anlatıcının sesi her zaman ölçülüdür; acıya hürmet eden bir dil vardır orada. Türk edebiyatında pek az yazar bu kadar alçakgönüllü bir vicdanla yazar.

Duman, klasik öykü yapısını yıkmaz; onu içten içe dönüştürür. Öykülerinde giriş-gelişme-sonuç düzeni çoğu zaman vardır, ama sonuç eksiktir. Çünkü onun için önemli olan sonuç değil, sürecin kendisidir. Olay değil, hâl anlatılır.

Bu “yarım bırakılmışlık” Duman’ın poetikasının merkezindedir. Öykü bittiğinde okurda bir tamamlanmamışlık hissi kalır; çünkü hayatın kendisi de böyledir. Hiçbir hikâye tam bitmez. Faruk Duman’ın öyküleri bu sonsuzluğu duyurur.

Dilindeki sadelik, biçimsel olarak da kendini gösterir. Betimlemeler kısa ama yoğundur; diyaloglar az, ama anlamlıdır. Her sözcük, atmosferin bir parçasıdır. Onun öykülerinde fazlalık yoktur. Yazmak, onun için azaltmaktır. Faruk Duman zamanla oynamayı sever. Zaman onun metinlerinde doğrusal değildir. Bir an geçmişe açılır, sonra şimdiye döner, sonra belki çocukluğa. Zaman bir nehir gibi kıvrılır. Bu yüzden Duman’ın öykülerinde kronoloji değil, ritim vardır.

Bellek onun en önemli temalarından biridir. İnsan hatırladığı sürece vardır. Ama bu hatırlama nostaljik değildir. Duman, geçmişi bir sığınak olarak değil, bir soru olarak yazar. “Geçmiş bize ne yaptı?” sorusunu sorar sanki her öyküsünde.

Bir çocukluk anısı, bir kar yağışıyla yeniden canlanır. Kar, Duman’ın simgelerinden biridir: hem örtendir hem gösteren. Hafızanın beyazlığıdır. Belleğin içindeki keder, onun öykülerinde doğanın hareketiyle anlatılır. Faruk Duman’ın öykülerinde kadın figürleri merkezde olmasa da belirleyicidir. Kadınlar konuşmazlar, ama hikâyeyi taşırlar. Sessizliğin bilgesi gibidirler. Duman’ın kadınları edilgen değil; doğayla, hayvanlarla, toprağın diliyle ilişki kurabilen varlıklardır.

Kadınla hayvan arasında kurulan empati hattı, Duman’ın öykücülüğünü etik bir düzleme taşır. Bir kadının bir köpeğe baktığı, bir kediyi sevdiği, bir kuşu dinlediği anlar, öykünün en insanî anlarıdır. O küçük temaslar, Duman’ın dünyasında adaletin kendisidir.

Hayvanlar, onun metinlerinde vicdanın taşıyıcılarıdır. Kurt, kedi, at ya da karga — hepsi insanın bir parçasıdır. Onlar doğanın değil, insanın içgüdüsünün temsilcileridir. Duman bu yüzden doğayı anlatırken aslında insanın karanlığını anlatır.

Faruk Duman’ın dili, Türkçe’nin en temiz kaynaklarından beslenir. Kimi yazar dili genişletir; Duman onu derinleştirir. Onun cümleleri bir şiir dizesi gibi akar ama biçimsel olarak şiir değildir. O, öyküyü şiirle kirletmeden şiirsel kılar.

Bu dilde sade bir müzik vardır. Kelimeler, birbirine görünmez bağlarla tutunur. Duman’ın Türkçesi doğaldır ama sıradan değildir; gündelik konuşmanın içinden geçerek kendine özgü bir ritim bulur. Bir sözcüğü seçerken acele etmez. Her kelime, kendi yerini bulana kadar bekler.

Ben Duman’ın dilini suya benzetiyorum. Şeffaf ama derin. Yüzeyde sade bir anlatı vardır; ama derinlerde insanın varoluş sancısı dolaşır. Bu yüzden onun öykülerini okurken bir yandan huzur, bir yandan da tedirginlik hissedersin. Çünkü su gibi, onun dili de hem arındırır hem boğar.

Duman’ın öykücülüğü sadece estetik değil, aynı zamanda etik bir tavırdır. Yazmak onun için bir eylem değil, bir sorumluluktur. Sessizliğe saygı duyar, kelimeyi kutsal bir alan olarak görür. Gürültülü çağın içinde sessiz kalmak onun direniş biçimidir.

Ben onun öykülerinde bir “yavaş adalet” duygusu seziyorum. Kahramanlar çoğu kez mağlup olur ama onurlarını korurlar. Duman’ın dünyasında zafer değil, direnç değerlidir. Bu direniş, başkaldırı biçiminde değil, içsel bir vakar hâlindedir.

Faruk Duman’ın öykülerinde iyilik ve kötülük sınırları belirsizdir. Çünkü o, insanın doğasını romantize etmez. İnsan, doğayla uyum içinde olabileceği kadar ondan kopuktur da. Bu kopukluk, onun hikâyelerindeki melankolinin kaynağıdır.

Duman’ın öykülerinde masal, insanın evrenle kurduğu etik ilişkiyi yeniden hatırlatır. Masalın dilinde hâlâ umut vardır, ama o umut saf değil, bilgedir. Duman’ın masalı çocuklara değil, yetişkinlere anlatılır. Çünkü artık herkesin kaybolduğu bir dünyada masal, yeniden hatırlamanın tek yoludur.

Benim için Duman’ın masalı, bir tür varoluş düşüncesidir. Hikâyeyi anlamak için değil, yaşamak için yazar. Okur da bu hikâyelerin içinde kendi kaybını bulur. Onun masalları iyileştirici değil, fark ettiricidir.

Faruk Duman, gerçek ile düş arasındaki o ince çizgide yürür. Ama o çizgi, hiçbir zaman kopmaz. Gerçek düşe, düş gerçeğe karışır. Bu yüzden onun öyküleri, hem bir rüya hem bir tanıklıktır.

Faruk Duman’ın öykülerini okuduğumda, sanki bir ülkenin değil, bir vicdanın haritasına bakıyorum. Orada sınırlar yoktur, ama yankılar vardır. Her karakter, bir başkasının acısını taşır. Onun dünyasında hiçbir canlı ötekileştirilmez. İnsan, doğayla ve kendisiyle barışma arayışındadır.

Faruk Duman’ın öyküleri bana göre Türk ede- biyatında üçüncü bir damar açmıştır: gerçekliğin içindeki masal. Onun metinlerinde toplumsal olanla mitik olan, şiirle sessizlik, hayal ile bellek birleşir.

Benim için o, yazının vicdanıdır. Çünkü o, kelimeleri kullanmaz; onlara hizmet eder. Yazarken hükmetmez, dinler. Duman’ın yazısı bir dua gibidir

— sessiz, içe dönük, ama derin.

Faruk Duman’ın öyküleri bana göre masalın kalbinde, insanın vicdanında yankılanıyor. Her öykü bir sessiz nefes gibi… Her karakter bir iz, her kelime bir dua…Türk öykücülüğü, onunla birlikte yeniden toprağa, suya, rüzgâra döndü. Ve biz, onun hikâyelerinde, insanı değil; insan olmanın ağırlığını hatırladık.

Kaynakça

Ecevit, Yıldız. Modern Türk Öyküsü Üzerine. İstanbul: İletişim Yayınları, 2021. Moran, Berna. Edebiyat ve Doğa. İstanbul: Metis, 2015.
Atasü, Erendiz. “Zamanın Yankısı Olarak Öykü.” Cumhuriyet Kitap, 2018. Narlı, Mehmet. “Olaydan Hâle Geçiş.” Türk Dili Dergisi, 2019.
TEİS – Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2019.
K24. “Faruk Duman Öykülerinde Hayvanların Dönüştürücülüğü.” 2021.