Ece Ayhan için Yedi Pul
1. Tarihçi şair olabilir, üstelik de şahane olur! bkz. Fernand Braudel ve şiir diye de okuduğum Akdeniz’i. Fakat şairin tarihçi olması biraz şaşırtıcı bir durumdur. Yani olmasa iyi olur! Kendini öyle adlandırmasa. Romancı Kemal Tahir’in tarihçi olması nasıl tuhafsa, Ece Ayhan’ın kendisine; ‘şair değilim, etikçi değilim, tarihçiyim’ demesi de bir o kadar tuhaf. Eskiden her ikisi için de öyle düşünmezdim, hatta bunun onları farklı kıldığını düşünürdüm. Şimdiyse şairin, romancının tarihçi rolüne soyunması bence anlamsız, özenilmiş ve ‘süsüne kaçılmış’ buluyorum bu tavrı.
2. Ece Ayhan’ın yalnızca şiiri, söyleşileri, yazıları, anıları değil, kendisi, yani varlığı da ‘italik’ geliyor bana! Bu nedir diyecek olursanız, ‘light’ değil, ‘bold’ değil, düz hiç değil, olsa olsa ‘eğik’ olabilir düşüncesinden gelen bir saptama. Şiire de dünyaya da topluma da eğilerek bakıyor, daha önce pek rastlanmayan bir ‘mesafe’den bakıyor, belki oradan ve düz olmayarak, biraz daha iyi görünüyordur! Sakın ola kimse bundan, yapacağım kelime oyununa da yaslanarak ‘ithalik’ anlamı çıkarmasın! ‘Şiirin yapısını tersine çevirdi’ türünden görüşler şiirinin ilk dönemi için ya da Ece Ayhan Üçlemesi diyebileceğimiz Kınar Hanımın Denizleri(1959), Bakışsız Bir Kedi Kara(1965) ve Ortodoksluklar(1968) için geçerlidir. 1973’te yayımladığı Devlet ve Tabiatise tam anlamıyla Bold Ece Ayhan’dır ya da bir şiirinin başlığıyla, “Bir Fotoğrafın Arabı”dır!
3. Timour Muhidine’in değerli çalışması, aynı zamanda yüzyılı aşan bir süre, 1870-1980 aralığını içermesi ve kapsamıyla da seçkin bir yapıt olan Türk Boheminde Bir Cevelan’da (Kırmızı Kedi, 2022), şairlerin, yazarların, ressamların adları defalarca geçerken, Ece Ayhan’ın adı bir kez, o da başka şairleriyle birlikte İkinci Yeni içinde doğum ve ölüm tarihiyle anılır! Oysa yakın arkadaşı İlhan Berk defalarca söz konusu edilecektir kitapta. Bunu kitabın eksikliği olarak görmüyorum. Zaten Ece Ayhan’ın İstanbul’a son ve uzun dönüşü 1983 yılında olmuştur. Kitap da 1980’e dek gelmektedir. 1990’ların sonlarına dek Ece Ayhan da bu bohemin bir parçası olmuştur. Benim anımsadığım, Cemal Süreya’dan İlhan Berk’e, Cihat Burak, Edip Cansever, Nilgün Marmara, Lale Müldür, Komet, Mustafa Irgat, Semih Kaplanoğlu, Ahmet Soysal, Turgay Özen, Mehmet Güreli, Seyhan Erözçelik, Vivet Kanetti, Ömer Uluç, Ergin Ertem, İzzet Yasar, Seçkin Yasar, Orhan Duru, Sezer Duru, Mehmet Günsur, Emel Şahinkaya Günsur, Gülseli İnal, Orhan Alkaya’ya dek adlar da bu yılların boheminde yer almışlardır. Bohemin içinde birbirine benzeyen üç isim vardır, üç benzersiz, üç ‘karaşın’ Neyzen Tevfik, Hayalet Oğuz ve Ece Ayhan!
4. İlhan Berk sonradan resme başladı, en çok da ‘nü’leriyle hayli para kazandı sanıyorum, Enis Batur’un demesiyle “Sapkın Nakkaş” Ece Ayhan yakın arkadaşı Cihat Burak’tan “Nakkaşandan, ressamların piri sayılabilecek” diye söz eder. Aslında ilk şiir kitabı Kınar Hanımın Denizleri’nden (1959) son kitabı Sivil Şiirler’e (1993) dek adeta bir ‘minyatür ustası’ gibidir. Çok Eski Adıyladır (1982) kitabının girişinde de anacaktır bunu, “Meclislikler, Minyatürler” diyecektir. Şiirlerini bir minyatür işler gibi yazmıştır. Daha doğrusu çizmiştir. Belki de düşünüp tasarlamıştır. Yok yok, sanırım en doğrusu şu: Ece Ayhan şiirlerini ‘minyatür’ gibi işlemiştir. Onun gözü toktur, okurunsa şiir-minyatürlere karnı tokmuş besbelli!
5. Şiiri anlamadıklarını söyleyenler, eğer okumuşlarsa Ece Ayhan şiirlerini örnek verirler. Açık şiir değildir, ama çok anlaşılır bir şiirdir. Bana kalırsa da anlatmak için yazmıştır şair. Konuşkan bir şiirdir Ece Ayhan’ın kendisi gibi. O anlatırdı durmadan, şiiri de anlatır, hem de çok anlatır, çok şey anlatır: Gösterir. Baktırır. Durdurur. Düşündürür. Güldürür. Sevindirir. Ağlatır. Acıtır. Utandırır…Daha ne anlatsın?
6. İstanbul yazarları, şairleri sayılıyor eskiden yeniye: Nedim, Yahya Kemal, Orhan Veli, Sait Faik, Orhan Kemal, Orhan Pamuk belli başlıları. Ece Ayhan unutuluyor, hepimiz unutuyoruz. Oysa Cumhuriyet’inen eski İstanbul şairi belki de odur. Bizans’tan başlayarak Osmanlı’ya, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e şiiri İstanbul doludur. Üstelik yakası açılmadık bir İstanbul’dur onunki. Şöyle bir karıştırın Yort Savulları, Metin Eloğlu’nun azıcık İstanbul istemesine de gerek kalmaz, aradan dökülür İstanbul! Onun İstanbul’unu da başka yerde, yazıda, şiirde göremezsiniz, kimselerin görmediği, görüp göstermek istemediği İstanbul’dur ki böyle bir İstanbul yazılmamıştır!
7. Ece Ayhan Pulu: Baş aşağı çevrilmiş bir harita.

