ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU İLE “ANLAT BANA” ÜZERİNE RÖPORTAJ

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU İLE “ANLAT BANA” ÜZERİNE RÖPORTAJ

Yazmak çoğu zaman bir iç sesi içe dönüştürme biçimidir. Özgü Çömezoğlu tam da bu dönüşümün izini sürer.  “Anlat Bana” insanın kendini, kitaplarını ve yaşamını anlamaya çalıştığı meditasyon gibidir. Çömezoğlu, biz okuyuculara bunu sessizce fısıldar. Okurun hem kendi geçmişine hem de insan olmanın kırılgan yanlarına ayna tutar. Biz de yazarla kitabının hem akademik hem de duygusal ve içsel temaları üzerine konuştuk.

Aliye Gökçe:

“Anlat Bana” kitabı zihninizde nasıl doğdu bahseder misiniz?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

Kitabı hazırlayan öykülerin temaları farklı alanlardaki gözlemlerimin aynı süreç içinde dikkatimi çekmesiyle oluştu. Bu kitapta üç farklı yaklaşımı temsil eden öykülerim bulunuyor. Bunlardan biri, iç dünyalarımızın günlük hayatımızı nasıl yönlendirdiğini izlediğimiz öyküler. Bunun yanı sıra bir diğer yaklaşımdaki öyküler insan doğasının insanlık tarihi içinde özlerini nasıl koruduğunu gösteriyor. Son olarak da insanlığın gittiği yönün nerelere varabileceği üzerine kafa yorduğum öyküler yer alıyor. Bu fikirler yazım sürecimde eş zamanlı olarak dikkatimi çeken konulardı ve kitap böyle bir yazım süreciyle doğdu. 

Aliye Gökçe:

Bir karakteri yaratırken duygusunu mu hikâyesini mi öncelikle düşünürsünüz?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

Bu cevaplaması oldukça zor bir soru ama galiba önce duygusu ortaya çıkıyor ve bu duygu beni hikâyesini bulmaya yönlendiriyor. Bulduğum hikâye de karakterleri yaratmama yardımcı oluyor. Gerek kendime gerekse çevreme yönelik gözlemlerim beni her seferinde yeni bir soruya itiyor.

Aliye Gökçe:

“Anlat Bana” kitabını okurken okuyucu kendi içsel hesaplaşmalarını yaşamıştır diye düşünüyorum. Siz de yazarken ifade biçimi olarak mı yoksa bir tür iyileşme yolu olarak mı yazmış olmayı tercih edersiniz?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

Yazma süreci, biraz önce bahsettiğim o sorulara cevap aramak, benim için iyileşme sürecinin ta kendisi. Gözlemlerimi ifade etmekse bunun önemli bir bölümünü yaratıyor. Okur için de iyileştirici bir keşif yolunu açmasını çok isterim.

Aliye Gökçe:

Anlatmak eylemi kitapta bir tür terapi gibi ilerliyor. Sizce insan neden anlatmak ister?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

Anlatma eylemini insanın kendisini ifade ettiği bir terapiye benzetiyorum. İnsanların kendilerini anlatmaları da aslında bir nevi kendilerini gözden geçirmelerine ve daha net bakış açısı kazanmalarına yarıyor bence. Özellikle kitabın adını taşıyan “Anlat Bana” öyküsünde, karakter sözle anlatmaktan yılmış olsa da eylemleriyle, görünüşüyle kendi kendini anlatmaktan geri duramıyor. İnsan doğasında hep anlatmak var galiba.

Aliye Gökçe:

Karakterlerinizde kayıp ve ölüm kavramalarını işlerken umudu korumayı aynı zamanda nasıl anlatıp aktarabildiniz?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

Gerçek anlamda bir kayıp korkusu yaşamak insanı umuda sıkı sıkı sarılmaya zorluyor. Fark etmeden ayakta durmaya programlıyor insan kendini. Korku ve umut beraber geliyor çoğu zaman.

Aliye Gökçe:

“Anlat Bana” da en çok hangi duygunun sesini duymamızı istediniz?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

İster eski zamanda ister gelecek bir dünyada insanın özünün ve duygularının aynı temelleri olduğunu fark ettim. Okuyucunun da bunu hissetmesini isterim.

Aliye Gökçe:

“Anlat Bana” kitabını yazarken en zorlandığınız bölüm hangisiydi?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

En zorlandığım öykü “Açlık” öyküsüydü. Çünkü orada hayat koşulları binyıllar içinde değişse de hayattan beklentilerimizin sabit olduğunu anlatmak istedim.

Aliye Gökçe:

Türk edebiyatında içsel ve ruhsal temaları işleyen kadın yazarlar arasında kendinizi nerede ve nasıl görüyorsunuz?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

Ben içsel temaları birbirimizi bulabildiğimiz bir platform gibi görüyorum. Edebiyat dünyamızda içsel temaları işleyerek kendimizle ilgili farkındalıklar yaratmamızı sağlayan pek çok iyi kadın yazar bulunuyor. Ben henüz kendimi bu yolda adımlarını atmakta olan bir yolcu gibi görüyorum. Önümde uzanan yolu dikkatle izliyorum.

Aliye Gökçe:

Kitapta mitolojiye ve sanat tarihi eserlerine de yer verdiğiniz görülüyor satır aralarında. Edebiyat, Sanat Tarihi ve Mitoloji üçlemesi sizce hayatı anlamlandırma konusunda birbirini nasıl besler?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

Bu üç konunun birbiriyle çok yakından ilişkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü aslında hepsi de kültür ürünleri olarak her zaman hayatımızda. Her biri insan eylemlerinin maddeye veya söze dönüşmesiyle ilişkili, yani eylemleri ifade biçimine dönüştürüyor. Eylemlerimizi somutlaştırıyorlar diyebiliriz. Bunlar insanların tarihi süreç içinde temel özelliklerinin ve ihtiyaçlarının nasıl benzerlik taşıdığını da gösteriyor.

Aliye Gökçe:

Son olarak sizce insanın en büyük içsel arayışı nedir diye sorarak bitirmek isterim?

ÖZGÜ ÇÖMEZOĞLU:

En zor soru en sona gelmiş. Bunun cevabı da sanırım insanın içinde bulunduğu koşullara göre değişir. Ama bana kalırsa  çok temel bir içsel arayışımız hem kişisel hem de toplumsal anlamda kayıp korkumuzun nasıl üstesinden gelebileceğimiz.