ROCK’IN ÖZGÜRLÜĞÜ, BLUES’UN RUHU, MARS’IN PRENSİ EVRENCAN GÜNDÜZ
Rock’ın asi özgürlüğünü, blues’un derin ruhunu ve sokağın sahici enerjisini aynı potada eriten bir isim: Evrencan Gündüz. Sahneye çıktığı anda yaşı, dili, kültürü unutturan; müziğiyle doğrudan kalbe temas eden bir sanatçı o. Babası Asım Can Gündüz’ün mirasını omuzlarında taşırken, kendi sesini ve yolunu cesurca inşa eden bir müzisyen.
Gitarının tellerinde bazen bir blues ağıdı, bazen bir rock çığlığı, bazen de Anadolu’nun kadim ezgileri yankılanıyor. Ama onu asıl farklı kılan şey; sahne ile sokak arasındaki o görünmez çizgiyi bilinçli olarak silmesi. Kadıköy-Moda sokaklarından uluslararası sahnelere uzanan yolculuğunda, müziği bir gösteriden çok bir temas biçimi olarak görüyor.
Bu söyleşide; çocukluk yıllarından prodüksiyon disiplinine, gitar tercihlerinden sokak performanslarının özgürlüğüne, atölye çalışmalarından dünyaya dair hayallerine kadar uzanan çok katmanlı bir müzik yolculuğuna tanıklık edeceksiniz.
Rock’ın özgürlüğü, blues’un ruhu ve biraz da “Mars’ın Prensi”nin enerjisiyle… Evrencan Gündüz anlatıyor.
SİNAN AYDIN:
Seni izleyen insanları, üstün performansınla büyülüyorsun. Sahnede çok başarılısın, çok doğalsın, çok samimisin. İnanılmaz yeteneklisin. Senin için ‘ İçine bir Siyahi kaçmış ‘ diyorlar. Bu güzel sözleri duymak seni nasıl etkiliyor?

EVRENCAN GÜNDÜZ:
Öncelikle tüm güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Bu güzel sözleri duymak, şu an üzerinde çalıştığım albüm sürecinde bana ayrıca güç ve motivasyon veriyor. Bunu ilk söyleyen kişi babamdı. Onun gibi yetenekli bir müzisyenin bana bu sözleri ithaf etmiş olması, armağan etmiş olması ve benim yaşadığım müzik hissini bu şekilde onurlandırması çok mutluluk verici.
SİNAN AYDIN
Bir müzisyen çocuğu olarak büyümek, seni müziğe nasıl yaklaştırdı?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Evet. Çok şanslıyım ki iyi müzik dinleyen ve iyi müzik yapan bir babam vardı ve onun evdeki CD’lerini dinleyerek büyüdüm. Dolayısıyla en iyi ‘blues’ efsanelerini ve en iyi ‘soul’ ‘r&b’ şarkıcıları dinleme şansına eriştim. Benim zamanımda, benim çocukluğumda MP3 çalarlar ya vardı ya yoktu. Ortaokuldan sonrasında hatırlıyorum MP3 çalarım olduğunu. O zamana kadar hep evdeki CD’leri kurcalarken ne kadar şanslı olduğumu şimdi daha iyi anlıyorum. Müzisyen olma yolculuğunda bu noktaya gelmemde çok büyük bir artısı var diyebilirim.
SİNAN AYDIN:
Müzik kariyeri yapmak yorucu ve çetin bir iş, bu konuda neler söylersiniz?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Evet, aynı dediğiniz gibi müzisyen olmak kolay, müzik kariyeri yapmak gerçekten çok zor. Bir müzisyen olarak stüdyoya girip müziğinizi kaydedip çıkarsınız. Ama eğer bir müzik prodüksiyonu yapıyorsanız, o çalınan her bir gitarı tek tek editlemek, o söylenen her sözü tek tek incelemek ve hazır hale getirmek çok yoğun bir uğraş gerektiriyor. O yüzden müzisyen olmakla müzik prodüksiyonu, ‘slash’ kariyeri arasında dağlar kadar fark var. Müzisyenlik daha çok performansla ve anla ilgilidir. Prodüksiyon ise detay, sabır ve teknik hâkimiyet ister. Biri duyguyu, o anda ortaya koymaksa, diğeri o duyguyu kalıcı ve en doğru haliyle kayda geçirmektir.
SİNAN AYDIN:
Sahnede kaç gitar kullanıyorsun? Esas gitarının markası nedir? ‘Taylor’ marka akustik gitar kullandığını görmüştüm. Bunun dışında akustik ve elektronik gitar tercihlerin var mı? Hangi marka pena (heavy ,medium,light) ve tel kullandığın merak konusu. O kadar farklısın ki kendine özgü bir gitar akort sistemin var mı?

EVRENCAN GÜNDÜZ:
Akustiği ve Elektrikle çalmayı çok seviyorum. Yerine ve zamanına göre elbette ki değişir. Sahnede her zaman ES-335 kırmızı gitarımı kullanıyorum. Yedek gitar olarak da her zaman bir ‘Strat’ım duruyor. Akustik tarafta ise tercihim her zaman Taylor. Gerek elektronik mekanizması gerek akustik tonu açısından çok başarılı bir gitar olduğunu düşünüyorum. Pena olarak Fender Medium kullanıyorum. Hem ritimlerde rahat çalmamı sağlıyor hem de sololarda penanın fazla hafif kalıp solonun gücünü eksiltmesini engelliyor. Hem ritim hem solo aktif çaldığım için Medium’u tercih ediyorum. Kendime özgü bir akort sistemim yok ama ‘drop beat’ çalmayı çok severim.
SİNAN AYDIN:
Müzik kariyerinde hedefin nedir? Buna paralel olarak 10 yıl sonra kendini nerede görmek istersin?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
On yıl sonra kendimi, bütün dünyayı gezen hem İngilizce hem Türkçe hem de ‘kalp diliyle’ yani dünyada hiçbir dile ait olmayan ama herkesin birlikte söyleyebileceği eserlerle, başladığım yerde devam ettiğim yani sokakta başladığım yerde, yani sokakta devam ettiğim bir yolculukta görüyorum kendimi. Konserler elbette çok kıymetli. Ancak beni tanıyan, müziğimi bilen insanların yanı sıra, o gün sokaktan geçerken bana denk gelen, beni hiç tanımayan yabancılarla kurduğum etkileşim, müziğin evrenselliğini ve tazeliğini koruyan en önemli şeylerden biri diye düşünüyorum. Kendimi on yıl sonra yalnızca Türkiye’de, İstanbul’da bir sokakta değil; belki Japonya’da, belki Afrika’da, belki Amerika’da bir sokakta da müzik yaparken hayal ediyorum. Sokakta da sahnede de konser veren bir sanatçı olarak görüyorum.
SİNAN AYDIN:
Müzik yapanlarla müzik dinleyenler arasındaki bağı nasıl tanımlarsınız?

EVRENCAN GÜNDÜZ:
Ben bir müzisyen olarak seyircimi her zaman ailem olarak görmüşümdür. Ve onlarla beraber eğlenirken, iyi zaman geçirirken sadece benim onlara her şeyi sunduğum değil, onların da bana gerektiği yerlerde cevap vererek motivasyon sağladığı bir ilişki dinamiğinin her iki taraf için de çok daha besleyici olduğunu düşünüyorum. Yıllar içinde seyircim benim onlarla kurduğum ilişkiyi, benim onlardan beklentimi, benim onlardan istediklerimi anladı. Ve ben sahnedeyken benimle beraber çeşitli yerlerde eğlenceli tekerlemeler yapmayı ve alkışlamayı çok sevdiklerini görüyorum. Bu ilişki aramızda bir kalp bağı yaratıyor ve ben onlarla bu şekilde bir ilişki kurmaktan çok memnunum.
SİNAN AYDIN:
Her müzisyenin, özellikle kariyerinin başında etkilendiği sanatçılar vardır mutlaka. Sevgili Evrencan, sen bulunduğun noktaya kendi yeteneklerin ve yaratıcığın ile ilerlerken kimlerden etkilendin? Ayrıca şu anda takdir ettiğin müzik sanatçıları kimler?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Takdir ettiğim müzik sanatçıları B.B. King, Albert King, Raul Midon, Ray Charles, John Mayer, John Legend.
SİNAN AYDIN:
Müzik ve ses atölyeleri düzenliyorsun. Bu çalışmalar, katılımcılara ne tür katkılar sağlıyor? Bu atölyelerde, önceliği teknik gelişim mi yoksa ifade özgürlüğü ve sahne duruşu mu alıyor?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Atölyemiz, teknik bilgilerden ziyade, insanların aslında erişemediği ve ulaşamadığı, hiçbir kitapta ve kaynakta bulamadığı özgür ifade ve bu ifadenin akış yönetimi ile ilgili oluyor. Yani, insanlar atölyeme geldiklerinde seslerinin sadece şarkı söylemek için değil, aynı zamanda hayatlarında doğru iletişimi kurmak için çok büyük bir önem taşıdığını çok daha derinden fark ediyorlar. Hem de ilerleyen bölümlerde yaratıcılıklarının sınırlarının sadece kendi ellerindeki yaratıcılıklarının sınırları olmadığını ve içlerindeki çocuktan esinlenerek bu yaratıcılığı çok daha geliştirebileceklerini öğreniyorlar. Her workshop’ın sonunda da katılımcılarla yepyeni bir beste yapıyoruz. Onların bakış açısı bana da çok ilham veriyor. Yani aynı sahnedeki gibi karşılıklı bir beslenme durumu, karşılıklı olarak birbirimize ilham verdiğimiz bir süreçten geçiyoruz workshoplarda. Aynı zamanda müziği profesyonel, 7’den 77’ye herkesin katılıp çok eğleneceğini düşündüğüm bir workshop bu atölyem.
SİNAN AYDIN:
Yurt dışı konserlerinin sana farklı deneyimler ve buradaki konserlerle karşılaştırma fırsatı kattığını söyleyebiliriz miyiz? Farklı kültürlerde sahne almak sana müzikal ya da kişisel anlamda neler kazandırdı?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Farklı kültürlerde çalmak ve farklı insanlara çalmak, dur bakalım, en baştan. Farklı insanlara çalmak ve her nereye gidersem gideyim, Türklerin misafirperverliğinin ve sevgisinin hiç değişmediğini görmek… Kadim bilgilerimizin ve geleneklerimizin bizi diğer insanlardan ve diğer kültürlerden ne kadar ayırdığını bir kez daha görmüş oluyorum her seferinde. Her seferinde farklı yerlerde çaldığımda hem oranın toprağının kokusundan hem melodilerinden etkileniyorum hem de bütün neşemi ve orayı ziyaret etmemin mutluluğunu da sahnede insanlara aktarıyorum. Benim için yurt dışına çıkmak her zaman çok eğlenceli olmuştur.
SİNAN AYDIN:
Sıra dışı bir sanatçı olarak, Kadıköy-Moda sokaklarında konserler vermen de dikkat çekici. Topluma moral, motivasyon, renk ve pozitif enerji yayıyorsun. Sokakta müzik yapmak sana nasıl bir özgürlük ya da bakış açısı kazandırıyor?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Sahne, sizin duygularınızı bir buçuk metre daha yüksekte ve daha organize bir şekilde anlattığınız yer. Fakat sokak ise hiçbir planın ve hiçbir kurgunun olmadığı, tamamen her şeyin özgür olduğu, istediğiniz kadar durup istediğiniz kadar devam edebileceğiniz ve kendi kendinizin patronu olduğunuz bir yer. Sizden hiç kimsenin hiçbir beklentisinin olmadığı ve aynı zamanda sizi tanımayanların da size dahil olup anlık bir sinerji yaratabileceği özgür bir ortam.
SİNAN AYDIN:
Kariyerinin başında vapur ve sokak müzisyenliği yaptın. Bu deneyimler sana ne tür kazanımlar sağladı? Sahne disiplinin, seyirciyle iletişiminin ve müzikal kimliğin üzerinde nasıl bir etkisi oldu? Anılarında nasıl bir yerde duruyor?

EVRENCAN GÜNDÜZ:
Çok komik bir deneyimdi diyebilirim. O zamanlar Rasim Paşa Yerlimi’nde oturuyordum ve totalde ortalama on beş dakikada aşağıya gidebiliyordum. Her zaman işimi son ana bırakmayı sevdiğim için sırtımda gitarımla tefin çın çın çın sesiyle koşa koşa vapura binerdim. O zamanlar hiç unutamadığım pembe bir öğrenci kartım vardı. Bazen vapurda gizlice saklanırdım, bas bir daha ödememek için. Vapur görevlileri beni yakalayınca ‘hayır, çıkman gerekiyor,’ diye bana kızarlardı. O zamanlar bile muzır bir çocuk gibiydim. Dur bakalım, devam ediyorum şimdi. İstanbul’un ne kadar güzel bir şehir olduğunu ve gün batımında ne kadar güzel göründüğünü vapurda iyice öğrendim diyebilirim. Ve bunu deneyimlerken o güzel manzaraya bakarak müzik yapmak ne büyük bir zevkti. Aynı zamanda, bunu yaparken üstelik para kazanıyordum. Kendimi o zamanlar çok şanslı hissediyordum gerçekten. Sallanan bir sahne, o zamanlar vapur benim sahnemdi ve benim sahnem hiçbir zaman sabit değildi. Her zaman sallanıyordu. Bazen zor anlar oluyordu. Bazen dalgalar sert geliyordu ve bu sallantı halindeyken yine de işimi yapmak zorundaydım. Aynı zamanda hızlıca gitarımı çıkarıp hemen o ilk akoru basmak bana müthiş bir pratik oldu. Yani benim için gitarı elime almak ve bir anda şarkı söylemeye başlamanın büyük bir zahmet olmadığı bir Evrencan olmamı sağladı. Bu da bana pratiklik kattı. Gerçekten pratiklik kattı. Yani silahını hızlı çeken bir kovboy oldum diyebilirim vapurda.
SİNAN AYDIN:
Sahnedeyken ne düşünürsün? Riff ve melodilere mi odaklanırsın, yoksa tamamen doğaçlama ve akışa mı bırakırsın?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Ben sahnedeyken hiçbir şey düşünmem. Sahneden önce düşünmem gereken her şeyi düşünürüm ve ondan sonra sadece çalarım. Gitarı çok az düşünürüm. Yeni çaldığım parçalarda sadece gitara odaklanırım. Ama bir şarkıyı iki senedir çalıyorsam, gözümü kapatarak çalarım. Sadece bazen grup arkadaşlarımla istediğim özel bir hareket, özel bir yükselme varsa onların gözlerinin içine bakarak bu iletişimi kurarım. Neredeyse yedi sekiz senedir beraber çaldığımız için de bir kaşımdan, bir gözümden benim ne yapmak istediğimi anlarlar zaten. O yüzden sahnede güvendiğim, yıllardır bildiğim ve güvendiğim insanlarla çaldığım için çok da bir şey düşünmem. Daha çok sahne önünde seyirciyle olan ilişkimi ve bir anlık yaşanan komik bir durumu avantaja çevirmek gibi şeyler düşünürüm.
SİNAN AYDIN:
Sanat dallarının kişinin üretimine karşılıklı katkıda bulunduğu söylenir. Bu etkileşimin duygusal bir zenginlik sağladığını düşünürsek, müzik yapıtlarında kullanılan söylem ve dizelerin edebi değeri konusunda ne düşünüyorsun? Müzik ile edebiyat arasında nasıl bir bağ var sence? Ayrıca şarkı sözlerinde anlatım dili ve şiirsellik senin için ne kadar önemli?

EVRENCAN GÜNDÜZ:
Açıkçası, eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, müziğin başlı başına bir dil olduğunu düşünüyorum ve ona bir dünya dili ekleyerek aslında bazen anlamını küçültebiliyoruz. Dolayısıyla bambaşka bir gezegende yaşasaydım, mesela kendi gezegenimde, müzikte hiçbir zaman onu kısıtlayıcı sözler olmazdı. Bu yüzden de anlatımında, edebi anlatımında her zaman herkesin anlayabileceği ve anlamını dinlerken melodilerle derinleştirebileceği basit sözler kullanmayı tercih ederim. Bazı insanlar bir şarkıyı dinlerken ilk başta sözlerini dinlerler. Ben bir şarkıyı açtığım an ilk başta bas gitarı, davulunu ve melodilerinin gücünü dinlerim. Sanıyorum bu insandan insana değişiyor.
SİNAN AYDIN:
Müzik aletlerinin bakımı için bir luthierin (lütiye) müzik ekipmanların için bir roadien (rodi), sen ve gurubun ‘Uzaylılar’ için groupeleriniz (gurupi) var mı?
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Elbette, bir rodimiz var. İki tane ustam var. Muğla‘dakini sayarsak hatta üç tane ustam var. İki tanesi İstanbul‘da biri My Chef’in hemen karşısındaki Volkan Özdemir’in atölyesi, ikincisi Rasim, Yel değirmendeki Mothership. İkisinin de çok başarılı olduğunu düşünüyorum. İkisinin de kendince farklı farklı özellikleri var. Gitarın o anki sorununa bağlı olarak götüreceğim kişiyi ben seçiyorum. Muğla’da ise zaten İstanbul’dan taşınıp gelmiş hem bir lütiyer hem de bir gitar yapımcısı olan İsmail Dalgın var. O da gerçekten gitarlarımla bir çocuk gibi dikkatli bir şekilde ilgileniyor. Hepsine selam ve sevgilerimi yolluyorum.
SİNAN AYDIN:
Sevgili Evrencan, bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ediyoruz.
EVRENCAN GÜNDÜZ:
Bunu okuyan kişiler bu ay boyunca bir kez sabahları güneşe ve gökyüzüne, akşamları yıldızlara ve aya bakmaya dikkat etsin. Hayatlarında ne değişecek merak ediyorum. Sadece küçük bir tavsiye.

