CUMHURİYET VE KÖY ENSTİTÜLERİ
Çamlıbelde bir gül açsa
Uykuları kaçar Bolu beyinin
Çünkü kırmızıdır gül
Halkın ve toprağın uyanışına benzer.
Ekmeği ikiye bölsen
Aydınlık sesi duyuluyordu halkın
Toprağı tutmuştu aşkın ve terin hünerleri
Bir oldular da Bolu Beyiyle
Kapattılar enstitüleri…
Mehmet Başaran
“Eğitimdir ki bir ulusu ya özgür, bağımsız, ünlü ve yüce bir toplum olarak yaşatır ya da tutsaklığa, yoksulluğa sürükler.” M.K.Atatürk
“Bu savaş yılları içinde bile, dikkatle hazırlanması gereken ulusal eğitim programları geliştirmeliyiz. Bütün eğitim sistemimizin verimli olarak çalışacağı temelleri hazırlamalıyız. Benim inancıma göre ulusumuzun geri kalmışlığında, geleneksel eğitim yöntemleri en büyük etken olmuştur. Ulusal eğitimden söz ettiğim zaman, bütün geleneksel inançlardan, doğudan ya da batıdan gelen bütün yabancı etkilerden arınmış, ulusal niteliğimize uygun eğitimi anlıyorum.” M.K.Atatürk
“Bu memleketin asıl sahibi ve toplumumuzun ana ögesi köylüdür. Bu köylüdür ki bugüne kadar eğitimden yoksun bırakılmıştır. İzleyeceğimiz eğitim politikası, köylünün cehaletten kurtulması olacaktır. Bir yandan cahilliği yenmeye çalışırken, bir yandan da çocuklarımızı toplumsal ve ekonomik yaşamlarında verimli, başarılı kılabilmek için gerekli bilgi ve becerileri iş içinde iş vasıtasıyla vermek, eğitim yöntemimizin temelini oluşturmalıdır. Eğitim, toplumun gereksinimlerine, çağın gereklerine uygun olmalıdır.” M.K.Atatürk
“Aydınlanma, insanın kendi suçuyla düşmüş olduğu ergin olamayış durumundan, yani kendi aklını bir başkasının kılavuzluğu olmadan kullanamayış durumundan kurtulması demektir,” E. Kant
“Biz, ilim ve felsefede imtiyaz ve aristokrasi kabul etmiyoruz. Bütün bilgimiz ve dilimiz halk dilinin içindedir. Ve öyle olacaktır. Başka milletlerin ilim ve felsefe adamları bu kurala uyarak büyük olmuşlardır. Biz, kuşdili değil Türk dili söylemek istiyoruz. İlim için, felsefe için, her türlü insan düşüncesini anlatmak için, Türk dilini dile getirmek istiyoruz.” Sözleriyle ulusal dilimizi eğitim dili haline getirme çabasına girmiştir.” Hasan Ali Yücel
“Türk vatanının dağlarında, bayırlarında ve kırlarında hatta en ücra yerlerinde kendi kendine açıp solan çiçek bırakmayacağız,” Hasan Ali Yücel
“Bilimin ve tekniğin sustuğu yerden sonradır ki, fiziğin ötesine taşınıyoruz.” Hasan Ali Yücel
“Halkın kendi kendini idare etmesi ilkesine bağlanan devlet, önce modern manalı ilköğretime dayanır.” İsmail Hakkı Tonguç
1924 yılında çıkarılan, “Eğitim Birliği Yasası”yla ülkede nasıl bir insan yetiştirileceği belirlenmiştir. Eğitimin sürekliliği köy enstitüleriyle yaşama geçirildi. Aklın inançtan, bilimin dinden ayrıştığı bir eğitim sistemine geçişin, topsuz tüfeksiz beyin gücüyle yapılan bir kurtuluş savaşı değil de nedir? İnsanın doğayı değiştirirken, kendini değiştirme sürecini başlattığı yerdir enstitüler. İnsanın kültürel köklerinden yola çıkararak yeni bir insan geliştirme tasarısıdır.
“Taklitçi okuldan, üretici okula geçmişiz,” diyen S. Eyüpoğlu’nun saptaması ne denli gerçek. İlkesi emek olan, ezber bozan eğitim kurumlarıdır köy enstitüleri.
O yıllarda ülkemizdeki 40.000 köyün 35.000’i okulsuz. Köylü ilkel araçlarla toprağı işliyor. Karnını doyuramıyor. Bu durumun değişmesi gerekiyor.
*M.Başaran (Öğretmenim Hasan Ali Yücel)
John Dewey, raporunda bu konu için:”Türkiye’de ulusal refahın gelişmesi, tarım çalışmalarının düzeltilmesiyle sıkı biçimde ilgilidir. Bu bakımdan Türkiye eğitimi için en baş sorun, derslerin konuları köy hayatına iyice bağlı olacak ilk ve ortaokullar kurulmasıdır,” demektedir.
Türk halkının eğitimle gelişeceğine inanan, eğitim bakanı Saffet Arıkan, İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne İ. H. Tonguç’u getirerek “Eğitimde kurtuluş savaşı”nı başlatmıştır. Ferit Oğuz Bayır’la birlikte düşünerek, askerliğini onbaşı olarak yapmış insanları eğitmen kurslarına alıyor. Onları köylerdeki üç yıllık eğitim veren okullara gönderiyor. İsmet İnönü, Bakanlar kurulunda: “Köy odaları, halkevleri ve köy enstitüleri desteklenecektir,“ biçiminde karar alıyor. Bakan Saffet Arıkan’ın ve İ. H. Tonguç’un çalışmaları, daha sonra eğitim bakanlığına gelen H. A. Yücel’le daha da ivme kazanıyor. 17 Nisan 1940’ta ‘3803 Sayılı Köy Enstitüleri Yasası’ çıkarılarak, kurtuluş hareketi başlatılmıştır. Yasanın ilk maddesi: “Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere, ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, maarif vekilliğince köy enstitüleri açılır,” denilmektedir. Böylelikle Eskişehir Çifteler ve Mahmudiye’den başlayarak ülkemizin on yedi bölgesinde köy enstitüleri açılmıştır.
Hasan Ali Yücel “Dağ başlarında kendi kendine açıp solan çiçek bırakmayacağız.” diyerek, yüzde sekseni köylü olan bu ülkede yapacaklarının sınırsızlığını vurguluyordu.
İsmail Hakkı Tonguç “Köy enstitülerinin amacı, özgür ve kişilikli birey yetiştirmektir. İş, üretim bir araçtır; bir amaç değildir.” diyerek köy enstitülerinin niteliğini çiziyordu belleklere.
Bu yıl bu özgün kurumların kuruluşunun seksen altıncı yılı. Cumhuriyetin nasıl da önemli kazanımlarıdır köy enstitüleri. Tam anlamıyla, ülkemizin özgün, bir kültür ve uygarlık projesidir. Sosyoekonomik açıdan feodal toplumun çöküşüyle, burjuva toplumunun ortaya çıkışıdır. İnsanın doğayı değiştirirken kendini değiştirme sürecidir. Bu bir uygarlık koşusudur. Öz varlığa giderken, evrensel değeri bulmaktır. İnsanın kültürel köklerinden, yeni bir insan geliştirmesidir.
Bu uygarlık koşusunda insan da doğayla at başı, kendini yeniden yaratıyordu. Yokluğun, yoksunluğun dahası bilisizliğin acımasızlığında sinen insanımız, silkiniyordu yeni baştan. Kulluktan bireyliğe geçişin en çarpıcı örneğini sunuyordu dünyaya! Durduraksız çalışıp didiniyor, coşkusunun ardına saklıyordu yorgunluğunu.
Renkleri tanımayan birine karayı ak diye yutturmak kolaydır, kolaycılıktır. Işığı tanımayanları, başka yaşamları bilmeyenleri öte dünyalar için avutmak da kolaydır. Dahası koşullarından ötürü öncelikli derdi doyunmak olan bilisiz ana babayı bu anlamda kandırmak da… O yıllarda bilisizliğin kıskacındaki bozkır gülüşlü insanımız güçlünün sürekli sömürüsüne uğramıştır. Bu durum 17 Nisan 1940 tarihinde köy enstitülerinin açılmasına değin böylece sürdü. Devlet, bir askere alırken bir de vergi toplarken anımsıyordu köylüyü. Kurtuluş savaşını yapan insanlara ancak bu umut okullarıyla ulaşılmıştır.
Çağ dışı kalıntılardan arınmış, yaşamında doğmalar barındırmayan, her türlü olayı eleştirel bir düzlemde irdeleyebilen yurttaşlar yetiştirmiştir köy enstitüleri.Umut okullarına ulaşmak için yalın yapıldak yollara düşen yoksul köy çocuklarının tamamına yakını trenlere koşuyor, ilk kez tren görmenin şaşkınlığını taşıyorlar günümüze. Yine o çocukların söylemiyle:“Bu tren İsmail Hakkı Tonguç’un kara geceye vuran aydınlık trenidir.”
Ülkemizin pek çok seçkin yazarı, her türden sanatçısı ve yöneticisi köy Enstitüleri’nden yetişmiştir. Bu uyanışın yarattığı insanlar yaptıklarıyla, ürettikleriyle güçlü ve duru Türkçeleriyle; içine kendi yaşam öyküsünü de sığdırarak ölçüsü anlatılamaz bir değerbilirlik örneği sundular topluma! Bu özgün türküye aykırı sesler karıştırmak isteyenlerin yolunu bu yapıtlarla kestiler.
Köy Enstitüleri geri dönüşüm yöntemiyle köylünün yazgısına ışımıştır! Köydeki ağanın, insan kimliğini bile çok gördüğü çobanını alıp eğiterek (ben o çobanlardan birinin kızıyım) onu aydın kimliğiyle tekrar köyüne göndermiştir. O çoban, yüklendiği sorumlulukla ve donanımla okulunu bitirip köyüne dönmüş, köylüsüne gönülden hizmet etmiştir. Ne ki kısa sürede, köy çocuklarından aydın yetişmesi, egemen güçlerin gözünü korkutmuştur.
Sözün burasında, yönümü köy enstitülerden yetişmiş değerli insanlara dönüyorum. İş içinde iş eğitimi alırken, her gün zorunlu okuma saatlerinde dünya klasiklerini okuyan bireyler yetişti oralardan. Erken yaşlarda bu alışkanlık oturduğundan, yeteneklerini geliştiren çeşitli araçlara yöneldiler. Müzikle, resimle, demircilikle, tarımla uğraştılar. Yazdılar, çizdiler. Güçlü ve duru Türkçesiyle bugünün yazarlarının önünde giden, ülkemizin pek çok seçkin yazarı, sanatçısı ve yöneticisi köy enstitülerinden yetişmiştir.
Dağ uzaklaştıkça güzelleşirmiş! Bugün köy enstitülerinin yerini alabilecek eğitim kurumlarımız yok yazık ki! Bu olmadığı gibi köylü kendisine yol gösteren öğretmenden de yoksun bırakılmıştır. Ekonomik gerekçelerle taşımalı eğitim sistemine geçilerek, birçok köyün çocukları eğitim ve öğretim için belli merkezlere taşınmaktadır. Köylü, imamın ellerine bırakılmıştır. Eğitim kurumları yozlaşan politikalarla ayakta duramaz duruma düşürülmüştür. Bunların doğal sonucu olarak köylerden büyük kentlere göç hızlanmıştır. Büyük kentlerin kamburu giderek büyümektedir. Toprağından koparılan köylü, doğal olarak üretimden uzaklaşmıştır. Bunun ardından pılını pırtısını toplayarak büyük kentlerin kıyısında, bir sığıntı gibi yaşayıp, uğradığı kimlik kaybına mı yansın, giderek yoksullaştığına mı? Başı dönmüş durumdadır. Bu durumdan en çok yararlananlar yine politikacılar olmuştur. Günü geçirme ve gerçeklerin üstünü örtme politikalarıyla ülkemin kamburu giderek büyümüştür.
Hayvan yavrusuna gösterilen özenin, insan yavrusuna gösterilmediği günümüzde; bu alaca günlerden kurtulabilmenin tek yolunun okumaktan geçtiğini, dilimin döndüğü ve gücümün yettiğince anlatma kararlılığında olduğumun altını çiziyorum. Köy enstitülü Mehmet Cimi öğretmenimle okullarda okumayı özendirme amaçlı söyleşi çalışmaları yaptık 27 Kasım 2023 günü Cimi öğretmenimi sonsuzluğa uğurladık.“Tonguç Baba (Ülkeyi Kucaklayan Adam), O yıllar Dile Gelse, Karanlığa Işık Tutanlar olmak üzere ardında birçok ölümsüz yapıt bıraktı. Benim için aynı zamanda bir baba vekiliydi. Kocaman bir boşluk var şimdi yerinde. Dilinden Türkçeden hiç ödün vermeden yaşamını tamamladı koca çınar.
Köy Enstitüleri ve buradan yetişen değerler, ülkemin karanlığına ışık tuttukları için, bu durum halkın uyanmasını istemeyenlerin gözünden kaçmamıştır. Kendi çıkarlarını önde tutan politikacılar, ağalar, beyler çok kısa sürede onların karşılarında yer almışlardır. Gerçek olmayan, dedikodu boyutunu aşamayan sözlerle bu özgün kurumları karalama politikaları başlatmışlardır.
Menderes : “Köy enstitüleri, yöneten kesimden daha akıllı bir vatandaş profili oluşturuluyor.”
Bu özgün ve ışıklı kurumların kapatılmasında payı büyük olan Demokrat Parti Van Milletvekili Kamran İnan’a yıllar sonra bir gazeteci sorar.
“Sn İnan bu kurumların kapatılması için birçok olumsuz konu öne sürdünüz. Sonuçta da bu özgün kurumların kapatılmasını sağladınız. Aradan bunca zaman geçti. Öne sürdüğünüz maddelerde yazılanlar doğru muydu? Bu kurumlar kapatılmayı hak ediyor muydu?”
Kamran İnan: ”Ne yazık ki öne sürdüklerimizin hiçbiri doğru değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Üstelik Rus Ordusu’nda görev yapan biriyim. Bu okullar bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Kendi yöremde bana bağlı 125 (yüz yirmi beş) köyüm var. Bu köylerden yaşı gelen gençler askere giderdi. Onlardan gelen mektupları ailesine benim marabalarım okur. Yine cevabı da onlar yazardı. Bu köylerden, biz fark edemeden önce bir kişi sonra birkaç kişi okullara gitmiş. Okul bitince hizmet etmek üzere yine köyüne dönmüş. O da bu okullara başka çocuklar göndermiş. Bir baktım benim marabalara mektup yazdıran, mektup okutan yok. Araştırdığımda bunun nedeninin ne olduğunu öğrendim. Demem o ki bu konuya biraz daha sessiz kalsaydık bizim esamemiz okunmayacaktı. Önce bölgedeki ağaları örgütledim. Bir an önce harekete geçip kapatılmaları için örgütlü olarak DP ile pazarlığa girişip ne gerekiyorsa yaptık!”
Ülkenin 21 yerinde kurulan ve eğitim veren enstitüler bu özgün kurumlar 25 Ocak 1954 yılında kapatılmıştır. O güne kadar bu kurumlardan 1308 kadın ve 15943 erkek olmak üzere 17 251 öğretmen, sağlık memuru, ebe yetişmiştir.
Gerçekten bir on yıl daha yaşasaydı bu kurumlar, bugün ülkemiz bambaşka bir yerde olurdu. Ne yazık ki ışıkla donanıp bu ışığı kendi topraklarına taşıyan enstitülü bireylerin değişik yöntemlerle yolları kesildi. Enstitüler kapatıldıktan sonra bu kurumlar öğretmen okullarına dönüştürüldü. Daha sonra da öğretmen liselerine… Taşımalı eğitim başladıktan sonra da köylü kendisine yol gösteren öğretmenden de olmuştur. Bundan ötürü de köylerden kentlere göç hızlanmıştır. Kendi köyünde kendinin efendisi olan köylü, büyük kentlerin varoşlarında sığıntı gibi kalmış, buralarda büyük bir kimlik kaybına uğramıştır. Günümüzde tarımda hayvancılıkta, vs kötü görüntüler ortaya çıkmıştır.
İsmet İnönü bu kurumlar kapatıldıktan sonra, “Bir çocuğu yitirmiş kadar üzgünüm.” demiştir.
Yazık ki aralarında babam da olmak üzere bu özgün kurumlardan yetişen insanlar bir bir düştüler artık dallarından. Şimdilerde bir elin parmakları kadar kaldılar.
Bu topraklarda yazılan bir destandı Köy Enstitüleri
Mayası, ırası ve yapısı sağlam, usunun buyruğuna uyan bilge anaların çocuklarının destanı!
Çocuk olmanın çocuksuzluğunu yalın yapıldak omuzlayıp bilim imecesine katılanların destanı! Köprüleri yakıp gelenlerin destanı!
Umarsızlıktan uğunup duranların, yoksulluğun üstesinden gelebilmek için geceden bölüp gündüze ekleyenlerin destanı!
Yaşama sevinci örselenmiş, kekik kokulu dağda bayırda düş kuran, sopa yontan, kaval çalan aç ve açık sığırtmacın destanı!
Ağaların, beylerin kapılarındaki keçi kadar değer vermedikleri yetim Ahmet’lerin, yalnızlıklarından çıkarılıp umut yüklenmelerinin destanı!
Umut okullarına koşarak, ruhunu yüreklerine taşıyanların destanı!
Bir acının dışa vuran değişimlerinin destanı!
Düşleri kanatlanan, içlerinde yelesi savrulan aslanlar yaşatanların destanı!
Erkek doğuran ananın övündüğü, kız doğuranın dövündüğü günlerde kız çocuklarının hocaya mı, kocaya mı gönderilsin kararsızlığına yansıyan gün ışığının destanı!
Küçük bir gazete parçasının yarattığı, sokaklara sığmayan sevincin destanı!
Kısa sürelerde birkaç ömre bedel yol alanların, ardına bakmaya bile zamanı olmayanların, karanlığın üstüne üstüne gidenlerin destanı!
Işığı yüklenenlerin karanlığa ışımalarının destanı!
Yokluğun, yoksulluğun ve bilisizliğin sindirdiği insanın kulluktan bireyliğe geçişinin destanı! Bu destan yazgısını değiştirmek için ışığa koşan köy çocuklarının destanıdır!
Selam olsun bu özgün kurumların kuruluşuna emek veren Mustafa Kemal Atatürk’e, Tonguçlara, Yücellere, İnanlara… Selâm olsun, o özgün kurumlardan yetişen ışıklı insanlara… Selam olsun koyun güderken heybesinde kitap taşıyanlara… Selam olsun kısa sürede ardına bile bakmadan, birkaç ömre bedel yol alıp, zifiri karanlığa ışıyanlara…
Her şeye karşın, insanı ışıtan ülkemizin yazgısını değiştiren özgün kurumlarımız olan köy enstitülerinin kuruluşunun 86. Yılı kutlu olsun!

