LOKMAN BAYBARS/SEMPATİ  EKONOMİSİ

SEMPATİ  EKONOMİSİ

Batı merkezli duygu emperyalizmi, yalnızca büyük trajedileri unutturmakla kalmaz, aynı zamanda gündelik hayatın içinde ürettiği yeni duygusal sömürü nesneleriyle de insanlığın ortak vicdanını işgal etmeye devam eder. Son günlerde sosyal medyada ve küresel haber ağlarında dolaşıma sokulan “nihilist penguen” ve “terk edilmiş yavru maymun” gibi imgeler, bu sömürü mekanizmasının en yenileridir. Bu imgeler, aslında duygusal fetişizm olarak adlandırabileceğimiz bir olgunun parçasıdır.

Duygusal fetişizm, belirli hayvan figürlerini veya doğa olaylarını insani duygularla yükleyerek onları küresel bir tüketim nesnesine dönüştürme sürecidir. Nihilist penguen, varoluşsal bunalımı simgeleyen bir ikon haline getirilirken terk edilmiş yavru maymun, masumiyetin istismar edilmesinin sembolü olarak sunulmaktadır. Oysa bu imgelerin ardında, asıl sömürülen şey, insanın duygu dünyasının ta kendisidir. Bu hayvan figürleri üzerinden üretilen duygusal tepkiler, gerçek dünyadaki insani trajedilerin üzerini örten birer perde işlevi görür.

Bu tür duygusal sömürü nesneleri, sempati ekonomisi adını verebileceğimiz bir küresel pazarın ürünleridir. Sempati ekonomisi, insanların duygusal tepkilerini metalaştırarak onları tıklanma sayılarına, izlenme oranlarına ve reklam gelirlerine dönüştürür. Nihilist penguen videosu milyonlarca kez izlenirken, aynı hafta içinde Gazze’de öldürülen çocukların haberleri görmezden gelinir. Terk edilmiş yavru maymunun videoları viral olurken savaş mağduru çocukların hikâyeleri yok sayılır. Bu seçicilik, duygu emperyalizminin en temel işleyiş prensibidir: Hangi duygunun evrenselleştirileceğine, hangi acının tüketileceğine, hangi sevincin paylaşılacağına Batı merkezli medya ve eğlence endüstrisi karar verir. Bu karar mekanizması, duygusal arıtma işlevi görür. Duygusal arıtma, insanlığın ortak duygu dünyasını, Batı’nın kendi çıkarlarına uygun olmayan tüm unsurlardan temizleme işlemidir. Bu işlem sonucunda geriye kalan, sterilize edilmiş, paketlenmiş ve tüketime hazır hale getirilmiş bir duygu dağarcığıdır.

Nihilist penguen ve terk edilmiş yavru maymun vakaları, aslında daha büyük bir eğilimin habercisidir. Önümüzdeki yıl boyunca, bu tür duygusal sömürü nesnelerinin sayısı ve çeşitliliği artarak devam edecektir.

Bunun birkaç nedeni vardır:

Birincisi, küresel medya endüstrisi, insanların dikkatini çekmek için sürekli yeni ve şok edici içerikler üretmek zorundadır. Hayvan figürleri üzerinden üretilen duygusal hikâyeler, bu ihtiyacı karşılamak için ideal araçlardır.

İkincisi, bu tür içerikler, politik olarak tarafsız göründükleri için her türlü ideolojik bağlamda tüketilebilirler. Oysa bu tarafsızlık görüntüsü, aslında en büyük yanılgıdır. Çünkü her duygusal sömürü nesnesi, bir başka gerçekliğin üzerini örterek, mevcut küresel adaletsizliklerin devamına hizmet eder.

Üçüncüsü, yapay zekâ ve dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte, bu tür içerikleri üretmek ve yaymak her zamankinden daha kolay hale gelmiştir. Sentetik duygu adını verebileceğimiz yapay zekâ üretimi duygusal içerikler, yakında gerçek hayvan hikâyelerinin yerini alacak ve duygu emperyalizmini bambaşka bir boyuta taşıyacaktır.

Bu bağlamda, “penguen nihilizmi” ve “maymun yetimliği” gibi kavramlar, aslında insanın kendi varoluşsal sorunlarından kaçışının birer yansımasıdır. İnsan, kendi yarattığı dünyanın anlamsızlığıyla yüzleşmek yerine, bir penguene nihilist duygular atfederek rahatlar. Kendi terk edilmiş çocuklarını, savaş mağduru yetimlerini görmezden gelmek yerine, bir yavru maymunun kurtarılma hikâyesiyle avunur. Bu, duygusal yer değiştirme mekanizmasının tipik bir örneğidir.

Duygusal yer değiştirme, insanın kendi sorumluluk alanındaki acılara karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Kişi, kendi yarattığı sorunlarla yüzleşmek yerine, uzaktaki, kendisiyle doğrudan ilgisi olmayan bir duygusal nesneye yönelir, böylece vicdanını rahatlatır. Bu mekanizma, küresel ölçekte işlediğinde, Ortadoğu’da katledilen çocukların yerini, viral olan hayvan videoları alır. Gazze’nin enkazı altında kalan bebeklerin çığlıkları, sevimli hayvan paylaşımlarının gürültüsünde kaybolup gider.

Önümüzdeki dönemde, bu tür duygusal sömürü nesnelerinin çeşitleneceğini öngörebiliriz. İklim değişikliği mağduru kutup ayıları, orman yangınlarında mahsur kalan koalalar, plastik atıklara takılan kaplumbağalar… Her biri, kendi başına önemli olan bu ekolojik sorunlar, duygu emperyalizmi tarafından ele geçirilerek, insanlığın asıl trajedilerini unutturmanın birer aracına dönüştürülecektir. Bu süreçte, hayvan hakları savunuculuğu ile insan hakları savunuculuğu arasında yapay bir karşıtlık yaratılacak, insanlığın ortak vicdanı parçalanacaktır. Oysa unutulmamalıdır ki, bir hayvanın acısına duyarlı olmakla, bir insanın acısına duyarlı olmak arasında hiçbir çelişki yoktur. Çelişki, bu duyarlılıkların birbirinin yerine ikame edilmesinde, birinin diğerini unutturmak için kullanılmasında yatmaktadır.

Bu nedenle, duygu emperyalizmine karşı mücadele, aynı zamanda bir duygu egemenliği mücadelesidir. Duygu egemenliği, bir toplumun kendi duygu dünyasını, kendi acı ve sevinçlerini, kendi anlatılarıyla ifade etme ve küresel dolaşıma sokma hakkıdır. Bu hak, Ortadoğu’nun kadim medeniyetleri için hayati önem taşımaktadır. Çünkü bu medeniyetler, binlerce yıldır, kendilerine ait bir duygu dünyası inşa etmişlerdir. Bu dünya, Batı’nın dayattığı steril duygu kalıplarına sığmayacak kadar zengin, karmaşık ve derindir. Bugün Gazze’de yaşananlar, bu duygu dünyasının en acılı ama en dirençli ifadesidir. O direnci kırmak, o duygu dünyasını işgal etmek, Batı emperyalizminin en büyük arzusudur. Ancak bu arzu, asla gerçekleşmeyecektir. Çünkü duygular, bombalarla yok edilemeyecek kadar güçlü, ambargolarla kuşatılamayacak kadar özgür, propagandalarla ele geçirilemeyecek kadar dirençlidir.

Sonuç olarak, nihilist penguen ve terk edilmiş yavru maymun gibi duygusal sömürü nesneleri, duygu emperyalizminin yeni yüzleridir. Bu nesneler, önümüzdeki yıl boyunca artarak çoğalacak, çeşitlenecek ve insanlığın ortak duygu dünyasını işgal etmeye devam edecektir. Ancak her işgal, yeni bir direnişi de beraberinde getirir. Bu direniş, Gazze sokaklarında, Batı Şeria dağlarında, Lübnan vadilerinde, Irak nehirleri kıyısında, Mezopotamya’nın bereketli topraklarında, Pers’in görkemli saraylarının gölgesinde, Fenike’nin kadim limanlarında, Mısır’ın heybetli tapınaklarında sürmektedir. Bu direniş, insanlığın ortak vicdanını geri kazanma mücadelesidir. Bu mücadele, eninde sonunda kazanılacaktır. Çünkü hakikat, ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, eninde sonunda gün ışığına çıkar. Tıpkı binlerce yıllık medeniyetlerin, tüm işgallere rağmen hâlâ yaşıyor olması gibi.