YALNIZLIĞIN DİLE GETİRİLME BİÇİMİ/ÖNİZ ERCAN

YALNIZLIĞIN DİLE GETİRİLME BİÇİMİ    

“Şimdi kıyıya gideceksin,

Yalnızlığın denize bakacak.

Ağlamak güzeldir.”

Necati Tosuner’in eserlerinde yalnızlık, ötekileştirilme, umut, sevgi, kaçış gibi bireysel konuların yanı sıra toplumsal yapıdaki çürüme, eşitsizlik, adalet yoksunluğu gibi sorunlara ilişkin ince eleştiriler yer alır. Onun satırlarında giderek büyüyen ve çoğalan bir başkaldırının izlerini süreriz. Yazarın öykülerinde kahramanlar hep bir yalnızlık duygusunun sancısını içlerinde taşırlar. Ancak 1965 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı Özgürlük Masalında diğer eserlerinden daha yoğun biçimde, neredeyse her satırda vurgulanan ana temadır yalnızlık.

Yalnızlık, eğer geçici bir konfor alanı yaratmak için seçilmiş bilinçli bir tercih, bir gönüllü yalıtım değilse, toplumun kişiyi maruz bıraktığı bir yalınlık, tekil bir yoksunluk duygusudur. Çoğu kez farklı olduğu için ayrıştırılan, sessiz, sevgisiz, paylaşımsız yaşamında yeni ilişkiler kurabilme beklentisi gittikçe azalan insanın hayatla zaten zayıf olan bağı iyice cılızlaşır, kaybolmaya yüz tutar. Özgürlük Masalı’nda yer alan öykülerin kahramanları da tercih etmedikleri bir yalnızlığın mağdurudur. Kalabalıklara karışmak, onlardan biri olmak, çift olabilmek, hiç değilse dost olabilmek arzusuyla yanıp tutuşsalar da dışlanmaktan, yok sayılmaktan kurtulamazlar.

Yalnızlığa Övgü adlı hikâyede toplum içindeki tekliğinden kurtulmak isteyen bir adamın tükenen ümitleri gözler önüne serilir. Adam yalnızlığın çözümünün mümkün olmadığını düşünür.  Bu yüzden yalnızlığıyla savaşmak yerine, onu kabullenerek mutlu olabileceğine inanmak ister.

“Çift çifttir herkes. Bir yalnız ben varımdır. Dayanılmaz yalnızlıkta bir yirmi beş kuruşluk sakız ya da bir Bafra sigarasıdır arkadaşım. Beklerim, beklerim eli boş…(…)Akşam olur, ışıklar yanar. Çiftler biraz daha sokulurlar birbirlerine. Geçerler, giderler hep. Ne bir bakış, ne bir merhaba… Bir ben kalırım plakçının önünde. Bir de yarım yarım ezgiler hoparlörde… Umutlar, düşler… Hangi düşler? Düş mü kaldı ki? (…)  Savaşmaya, yalnızlığı yenmeye gücüm var mı? Yok. Öyleyse? Sevmeliyim. Mutluluğumun yolu yalnızlığımı sevmektir. Yalnız olmaktır yaşantım. Yalnızlık dostumdur benim. Ben yalnız, ben mutlu.”(Özgürlük Masalı, 2012: 1-3).

Özgürlük Masalı adlı öykünün kahramanına göre sessizliğin sesi, insanların sesinden daha korkunç, ürkütücü ve kaygı vericidir. O, insanların sesine kavuşmayı arzular, bu çaresiz teklik duygusunun insanı kuşatan ve iliklerine kadar ürperten soğukluğuna vurgu yapar. Diğer yandan, yalnızlığını giderek insanlarla değil, yine kendisi gibi yalnızlarla göz göze gelip sonra dokunmadan geçip gidişine hayıflanır.

“Yalnızlık canıma ‘tak’ demişti. Bir dost, bir arkadaş gerekliydi bana. Soğuktu yalnızlık. Yakıcıydı… Kuşlarla da arkadaş olunmuyordu ki…(…)Oysa kötü de olsa bir yere erişmek, boşlukta kalmaktan iyidir. Boşluğun gürültülü sessizliğini yalnızlara sorun siz. Kulaklardan silinmeyen gürültülerdir bunlar. Bir ömür boyu, kulaklar boşluklara çınlar. (…) Sonra kız çıktı. Bizden daha da yalnızdı, -yalnızlar birbirini iyi tanırlar da- o kalabalıkta en ıssız yolları seçen bir o vardı.” (ÖM, 2012:7- 8, 12).

Yalnızlık teması yoğun bir şekilde işlendiği Martılar Gülüştüler adlı öyküde somutlaşarak adeta hikâyenin bir kahramanı, mevsimler boyu yalnız gezen bir kızın soğuk, cansız bir yoldaşı olarak karşımıza çıkar.

“Ortalığa bir yalnızlık siniyor. Buram buram bahar, yaz, kış kokan bir yalnızlık…(…)Yalnızlık yorganı kaldırıyor, sinsice sokuluyor kızın yatağına. Yatakta çaresiz bir sessizlik… Yalnızlık uyuyor.(…)Yatakta yalnızlık sıkıca sarıldı ona. Belki de o, bir şeye sarılmak isteğiyle yalnızlığı kolları arasına aldı. Her neyse, birlikte yattılar işte. Düşündü, yarını düşledi, uyumaya çalıştı. Yalnızlığın soğukluğunda uyudu.” (ÖM, 2012: 20-21).

 İnsan Sayılmak adlı öyküde, yalnızlığını kanıksayan, dost edinen kahraman, tıpkı kendisi gibi engelli olan bir diğer kahramanın ayna tuttuğu dünyasına karşı öfke ve isyanla doludur.

Adama görünmeden oralardan kaçmaya çalıştım. İşte, onu görmekle yalnızlığım bütün sıkıntılarıyla basmıştı beni. Odama gidecek, yalnızlığımı yalnızlıkla unutmaya çalışacaktım.

Döndüm, adam başı önüne eğik gidiyordu. Bir yalnız odaya gider, kapıyı kilitler, kendini yatağa bırakır, ağlardı belki. Ağlamak onu sıkıntılarından kurtaramayacaktır. Duvarlara dönecek, tavana kaldıracaktır başını, sövecektir bildiği her şeye…”(ÖM,2012: 34).

“Bir Ebemkuşağı Peşinde” adlı öyküde yine fiziksel engelli bir adam hiç tanımadığı bir kadının rastgele bir bakışından bile anlam çıkarıp hayallere dalabilmekte ve yalnızlığını kurduğu hayallerle gidermektedir.

“Kadın, Sirkeci’de, bir otobüs yazıhanesinin önünde yağmurdan sakınıyordu. Göz göze geldik. O anda bütün eksikliğimi unutmuş, bir düş evrenine kaptırmıştım kendimi. Bir kadının gözlerine bakışta beni düşlere iten yalnızlığın verdiği bunalımdı.(ÖM, 2012: 36).

Tosuner, eserlerini popüler kültürün geçici ve yüzeysel anlayıştan uzak içtenliğe, özenle ince ince işlenmiş sözcüklerle kurulan şiirsel bir dille kaleme almaktadır. İlk öykü kitabından bu yan geçen 60 yılı aşkın zamanda kalemi yetkinliği ve keskinliği artarken yalnızlığın hüzünlü tonu değişmemiştir. Öyle ki, yazar için yalnızlık ancak ölünce dinebilecek bir ıstıraptır.

“Çisil çisil bir yağmur

tabutumun darası.

Benden ağır darası

tabutumun.”

(Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi, 2012: 29).

Kaynaklar
Tosuner, Necati (2012),Özgürlük Masalı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul
Tosuner, Necati (2012), Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul
Paker, Nurhayat (2017), Necti Tosuner’in Hikâyeleri Üzerine Tematik Bir İnceleme, K.Maraş Sütçü İmam Üniversitesi ,Sosyal Bilimler Enstitüsü