AKIŞIN ESTETİĞİ: SİNAN BALTA’NIN FIRÇASINDAN SULUBOYA
Resim sanatında bazı teknikler vardır ki yalnızca ustalık değil; sabır, sezgi ve doğayla kurulan incelikli bir uyum ister. Suluboya da bu tekniklerin en kırılgan, en dürüst ve en şiirsel olanlarından biridir. Suyun akışına, rengin yüzeyde bıraktığı izlere ve ânın doğallığına yaslanan bu teknik; sanatçı ile malzeme arasında sürekli değişen bir denge kurar. Bazen kontrolün hâkim olduğu bazen de tesadüflerin yön verdiği bu süreçte ressam hem yöneten hem de akışa teslim olan bir anlatıcıya dönüşür.
İşte bu hassas dengenin izini süren sanatçılardan biri de Sinan Balta. Suluboyayı yalnızca bir resim tekniği olarak değil; zamanın, duygunun ve doğanın akışını yakalamanın bir yolu olarak gören Balta, çalışmalarında suyun ve rengin yarattığı o kısa ama etkili anların peşinden gider. Onun resimlerinde su, yalnızca boyayı taşıyan bir araç değildir; kompozisyonun ritmini belirleyen, duyguyu yüzeye taşıyan görünmez bir anlatıcı gibidir. Renkler bazen bir manzaranın dinginliğini bazen de anlık bir ışığın titreşimini yansıtırken, suluboyanın doğasına özgü şeffaflık resimlere hafif ama derin bir atmosfer kazandırır.

1984 yılında İstanbul’da doğan sanatçı, çocukluk yıllarından itibaren resimle güçlü bir bağ kurdu. Akademik bir sanat eğitimi almamış olsa da resim, onun hayatının her döneminde varlığını koruyan güçlü bir ifade alanı oldu. Uzun yıllar endüstriyel tasarım alanında çalıştıktan sonra yönünü tamamen resme çeviren Balta, özellikle suluboya tekniğinde yoğunlaşarak kendi sanatsal dilini oluşturdu. Bu süreçte suluboyanın spontane doğası, hızlı fırça darbeleri ve suyun yarattığı beklenmedik lekeler, sanatçının estetik anlayışında belirleyici bir rol oynadı.
Kadıköy’deki atölyesinde üretimlerini sürdüren Sinan Balta hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda suluboya sanatının dikkat çeken isimlerinden biri hâline geldi. Katıldığı yarışmalar ve festivallerde elde ettiği başarılar, onu dünyanın farklı ülkelerinden sanatçılarla aynı platformda buluşturdu.
Çığ Kültür Sanat için gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Sinan Balta; suluboyanın tarihsel kökenlerinden teknik inceliklerine, su ile kurulan ilişkiyi nasıl yorumladığından sanatın insan ruhuna kazandırdığı dinginliğe kadar pek çok başlık üzerine düşüncelerini anlattı.

SİNAN BALTA:
Çocukluğumdan beri resme ilgim hep vardı. Elim kalem tutmaya başladığından beri resim yapıyorum. Akademik bir sanat eğitimi almadım ancak resim hayatımın her döneminde yer aldı. 20’li yaşlarımın başında suluboya ile çalıştım. Suluboya bana şiir gibi gelmişti. Su ve boyanın karışımından oluşan doku ve lekeler, hızlı fırça darbeleri şiir yazmanın resim sanatındaki yansıması gibiydi. Bu nedenle suluboyayı kendime daha yakın hissettim. 2015 yılında usta suluboya sanatçısı Işıl Özışık’tan bir süre ders aldım. 2018 yılında Uluslararası Suluboya Derneği’nin düzenlediği ve dünyanın birçok ülkesinden sanatçıların katıldığı bir yarışmada ‘En İyi Genç Suluboya Sanatçısı’ ödülünü aldım. Aynı derneğin 2019 yılında düzenlediği yarışmada ise ikincilik ödülüne layık görüldüm. Birçok uluslararası festivalde dünyanın önde gelen suluboya sanatçılarıyla birlikte Türkiye’yi temsil etme şansı buldum.

Suluboya tekniğinin kökeni çok eskilere dayanır. İlk örneklerine Çin ve Mısır uygarlıklarında rastlanır. Avrupa’da özellikle Rönesans döneminden sonra gelişim göstermiştir. O dönemde ressamlar suluboyayı, yağlı boya resimlerinin eskizi olarak ya da açık havada hızlı çalışmalar yapmak için kullanmışlardır. 18. ve 19. yüzyıllarda ise bağımsız bir sanat dalı hâline gelmiştir. Doğayı ve ışığı yansıtma gücü sayesinde sanatçılar tarafından sıklıkla tercih edilmiştir. Ülkemizde suluboya, Osmanlı döneminde minyatür sanatında kullanılmıştır. Ancak günümüzde hâlâ hak ettiği değeri tam olarak gördüğünü söylemek zordur. Son yıllarda ilgi artsa da suluboya sanatı yeterince tanınmamaktadır.
Suluboya ile yapılan resimlerde kontrol sudadır. Su, resmin büyük bir bölümünü oluşturur ve boyaya yön verir. Bir suluboya ressamı, güzel resim yapmanın yanında suyu yönlendirmeyi ve onu kontrol edebilmeyi öğrenmelidir. Bazen boyanın kurumasını sabırla beklemek, bazen de kurumadan müdahale etmek gerekir.

Suluboya genellikle sakin ruhla insanlara hitap eder. Doğayı ve sadeliğe seven, sabırlı, duygularını sanat yoluyla ifade edebilen ve estetik duyarlılığı yüksek kişiler bu tekniğe daha yakındır.
Suluboya ile resim yapmak her şeyden önce stresi azaltır. Osmanlı döneminde su ile psikolojik tedavi yöntemlerinin kullanıldığı bilinmektedir. Suluboya odaklanmayı arttırır, sabretmeyi öğretir, yaratıcılığı geliştirir ve duygusal rahatlama sağlar. Aynı zamanda insana sanatsal bir bakış açısı kazandırır.
Suluboyayı diğer tekniklerden ayıran en önemli özellik, tesadüflere açık olmasıdır. Ressam önce suyu kontrol etmeyi, sonra da kontrol etmemeyi öğrenir. Bu süreci öğrenmek zaman alır. Suluboyanın hafif ve zarif görünümü, duyguyu doğrudan yansıtması da onu özel kılan en önemli özelliklerindendir.


