SAHNENİN HİÇ SÖNMEYEN ATEŞİ: SEDAT ERDİŞ HANOĞLU
Sedat Erdiş Hanoğlu’nun sanat yolculuğu, çocukluk sahnesinde aldığı ilk alkışla başlayan ve yıllar içinde tiyatrodan televizyona, eğitmenlikten çocuk oyunları turnelerine uzanan çok katmanlı bir üretim hattına dönüşüyor. Konservatuvar eğitimiyle pekişen sahne disiplini, onu yalnızca bir oyuncu değil; bilgisini aktaran bir eğitmen ve sahne kültürünü taşıyan bir sanat emekçisi hâline getiriyor.
Sahneye adanmış uzun bir ömrün izlerini ve üretme tutkusunun hiç eksilmeyen sürekliliğini bize kendi kalemi ile anlattı.
Çığ Dergisi okuyucularına usta şair Nazım’a yazdığım bir şiirimle seslenmek istiyorum.
NAZIM’A MEKTUP
Nazım,
Sana bu mektubu gece yarısı yazıyorum,
Kelimeler elimde üşüyor,
Senin dizelerin ise hâlâ dünyayı ısıtıyor.
Uzaklardan değil,
Aynı memleketin kırık kalbinden sesleniyorum sana.
Hani sen “en güzel deniz” dedin ya,
Biz hâlâ o denize varmaya çalışıyoruz,
Kimimiz yorgun, kimimiz suskun,
Ama umut hâlâ sırtımızda, bir çanta gibi taşıdığımız
İnadın kadar sağlam.
Nazım,
Biz büyüdük;
Ama dünya hâlâ senin anlattığın çocukluk masalına hasret.
Hâlâ hürriyet kokuyor rüzgârın eksik tarafı,
Hâlâ bir türkü gibi yanıyor memleketin içi.
Sen yoksun ama dizelerin
Sabah ezanı kadar gerçek,
Ve bir annenin duası kadar sıcak.
Ustam,
Bu mektubu sana yazıyorum ama
Aslında kendime söylüyorum çoğunu.
Çünkü sen öğrettin bize:
İnsan, en çok kendi içindeki sesle hesaplaşır.
Ve şiir, bazen bir siper,
Bazen bir başkaldırı,
Bazen de bir yarayı öpmek kadar ince.
Nazım,
Burada hâlâ sevdalar kavga gibi yaşanıyor,
Ve kavgalarda bile bir şiirin gölgesi var.
Senin “yarin yanağından gayrı her şey ortak” dediğin o güzel düş,
Hâlâ bir yerlerde büyümeye çalışıyor.
Son sözüm şu ustam:
Zaman değişti, şehirler büyüdü,
Ama sen hâlâ
Bir mektubun en vurucu satırı,
Bir sokağın en onurlu direnişi,
Bir gönlün en sarsılmaz umudusun.
Bu mektubu kapatırken
Bir mısranı ödünç alıyorum senden:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir orman gibi kardeşçesine…”
İşte biz hâlâ,
Tam da böyle yaşamaya çalışıyoruz Nazım.

SEDAT ERDİŞ HANOĞLU
22 Mart 1963’te Samsun’da doğdum. Sahneyle tanışmam çok küçük yaşlarda, okul tiyatrosunda oldu. İlkokul dördüncü sınıfta oynadığım ilk büyük oyun, hayatımın yönünü belirledi. O gün aldığım alkış, içimde hiç sönmeyen bir ateş yaktı. Ortaokul ve lise yıllarım boyunca tiyatro benim için bir etkinlik değil, bir tutku oldu.
Liseden sonra tiyatro çalışmalarımı daha ciddi bir zemine taşıdım. Kartal Sanat İşliği’nde ve Karayolları Bölge Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptım. Bu dönem, sahne disiplinini öğrenmemi ve tiyatroyu bir meslek olarak benimsememi sağladı.
Askerlik görevimin ardından sanat eğitimimi akademik olarak sürdürmek istedim ve Samsun Belediye Konservatuvarı’nda eğitim alarak mezun oldum. Konservatuvar sürecinde hem oyuncu hem sahne tasarımcısı olarak birçok projede yer aldım. Mezuniyet sonrasında yalnızca sahnede olmakla yetinmedim; Türk tiyatro tarihi ve diksiyon dersleri verdim. Uzun yıllar halk eğitim merkezlerinde diksiyon eğitmenliği yaptım, özel sektörde eğitimler verdim ve devlet hastanelerinde drama dersleri gerçekleştirdim. Eğitmenlik benim için her zaman büyük bir mutluluk ve sorumluluk oldu.
Tiyatro sahnesinde “Töre” “Kesildi mi Ellerin” ve “Yolcu” gibi oyunlarda rol aldım. Kurulan özel bir tiyatroyla Türkiye’nin birçok şehrinde ve Avrupa’da sahneye çıktım. Bunun yanı sıra çok uzun yıllar Türkiye genelinde çocuk oyunları turneleri yaptım. Anadolu’nun pek çok ilinde, ilçesinde, küçük sahnelerde ve büyük salonlarda çocuklarla buluştum. Çocuk tiyatrosu benim için yalnızca bir performans değil; geleceğe yapılan bir yatırım, umutla kurulan bir bağ oldu.
2004 yılında “Parmaklar” ile televizyon dünyasına adım attım. Ardından birbirinden farklı karakterlere hayat verme şansı buldum.
Diriliş: Ertuğrul’da Alpargu,
Yunus Emre: Aşkın Yolculuğu’nda Demirci Bayram,
Medcezir’de Dekan,
Kurtlar Vadisi Pusu’da Hava Tuğgeneral Sedat,
Umutsuz Ev Kadınları’nda Sedat Enişte,
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’da Seyran Ağa
Ben Bu Cihana Sığmazam’da Dayı ve
Eşref Rüya’da Arhavili Avni karakterlerini canlandırdım.
Tiyatrodan gelen disiplinimi kamera önüne taşımaya her zaman özen gösterdim. Ana kadroda da konuk oyuncu olarak da yer aldım; her rolü aynı ciddiyet ve saygıyla çalıştım.
Oyunculuğun yanında seslendirme çalışmaları yaptım, şiir yazdım, şiir yorumladım ve sunuculuk görevlerinde bulundum. Sanat benim için tek bir alanla sınırlı değil; üretmenin olduğu her yerde var olmaya çalıştım.
Uzun yıllar voleybol ve bilardo ile ilgilendim. İki çocuk babasıyım; kızım 40, oğlum 33 yaşında. İki erkek torunum var. Hayatımın en değerli rolleri belki de babalık ve dedelik oldu.
Bugün hâlâ üretmeye, öğrenmeye ve sahnede olmaya devam ediyorum. Çünkü benim için sanat, sadece bir meslek değil; bir yaşam biçimidir.

