GÖRSEL SANATLAR VE ESTETİK MEKÂN
Görsel sanatlar, denge ve düzen kurma anlamında ortak özellikler taşır. Söz gelimi sinemasal görüntünün, bir resimsel ve de fotografik kompozisyonla ilişkisi çekici bir ayrıntıdır. Salt yüzeysel değil, mekân kullanımında, bir alan düzenleme çalışması da çoğu zaman resimden esin ve matematiksel yapı alır. Resim eğitimi alan, ama sinema üzerine de düşünen ve yazan biri olarak, çağdaş sinemanın en büyük adlarından olan, bir anlamda ‘Yeni Dalga Sinemacısı’ olarak anabileceğimiz Alain Resnais’nin (1922-2014) Last Year at Marienbad (Geçen Yıl Marienbad’da) filminin bu konuda çok önemli bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Karşılaştırmalı olarak, bir tuval, bir üç boyutlu alan, bir de sinemasal mekân ayarlamasını örnekleyelim: Raoul Dufy, derinliksiz bir yüzey ve mekandaki boşluğu ‘dolduran’ düşünsel ve biçimsel izleri düşünsel /matematiksel anlamda dengelerken, Alain Resnais, sözünü ettiğimiz filmde koskoca bir alanı, fotografik anlamda olduğu gibi, plastik anlamda da düzenlemiştir tonlara ayırmıştır ve felsefi açıdan da görüntülemiştir. O zaman görsel olan bütün sanat alanları ortak özellikler gösterir diyebiliriz.

Resnais’nin, Last Year at Marienbad adlı filminde bir Land Art çalışmasını andıran biçimde, geniş bir bahçeye, insanlar ve bitkilerden oluşan objeleri yerleştirirken, yaptığı düzenlemenin plastik dengesi dışında başka bir anlamı daha vardır: Görselde görüleceği gibi, insanların gölgesi vardır bu karede; ama bitkiler ve diğer nesneler gölgesizdir. Burada da kavramsallığın ve felsefenin plastik sanatlardan, yedinci sanata kaydığını ve birbiriyle yakın bir iletişim içinde olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Biçimsel, felsefi ve aritmetiksel olarak var olan sanat, modern anlamda da çağa tanıklık etmek, çağın önüne geçmek gibi bir kaygıyı -hangi dönemde yaşıyor olursa olsun- öne sürmek, incelemek ve sonuçlandırmak zorundadır. Da Vinci ya da Renoir mükemmelliği değildir burada gözlenen; burada sorulacak soru, yaratıcı zekasının hangi çağı yaşadığıdır. Görselliğin beslendiği diğer sanat dalları da apayrı bir konu. Çünkü geometri ve aritmetik dışında ve kamera-vizör bağlamı dışında fonetik alandan, poetik alandan, roman sanatından da çok şey almak zorunda sanat. O zaman modern olmanın sorumluluğu büyüktür düşüncesini, Balzac’ın “soylunun yükü ağırdır” söylemiyle birleştirmek yanlış olmaz. Modern sanatın günümüzdeki bazı örneklerini burada ortaya kurallarıyla koyarsak, çağın sanatını gerçekleştirmek anlamında, ülkede ve dünyada açılan pek çok serginin de anlamsız olduğunu görme gerçeği ile karşı karşıya kalırız.
Görsel Sanatlarda Şiirsel Gerçekçiliğin Anlamı:
Kanımca en içe dönük sanat olan şiir, görüntüsellik içermede, felsefi yapı taşıyan ender sanat dallarından. Altın Kesim’in romanda, felsefede kullanılması özetini, bir Murathan Mungan şiirinde de Aragon yapıtında da görüntü çizen bir yapıyı incelerken de inceleyebiliriz. Sahtiyan, (Murathan Mungan -1981) dizeleri okundukça, bizi içine çeken bir görsellik içerir. Ama moderndir biçimi ve felsefesi itibariyle. Bir şark hikayesinin, aşiret destanının, bir hayvan derisinden yola çıkarak düş gücünü kamçılar biçimde anlatımıdır söz konusu olan, on üç bölümden oluşan bu şiirde. Orhan Pamuk romanlarında ise çağın biraz ötesi gösterilir. ‘Yazılmaz/olunmaz’ ama gösterilir. Asıl konu olan görsel sanatlara geçince, Şiirsel Gerçekçilik ustası sinemacı Marcel Carne (1906-1996) yine çağının çok ötesinde bir görüntüsel izlek sunar bize. Mekân da hikâye de teknolojik eksikliklere rağmen, görüntü kurmakta usta işidir, çok eski bir çalışma olan Les Portes De La Nuit (Gecenin Kapıları) adlı filmde Carne, düşünceyi savaş ortamındaki bir Paris mekânına çekmeyi başarmıştır, felsefi diliyle. Tabii ki burada sözü edilen dil görsel mekân dili değil. Felsefi anlatımı örneklerken bu tür değerli yapıtlar da söz konusu olabiliyor ve olmalı da.

Les Portes De La Nuit (Gecenin Kapıları)
Çağın, kavramsal anlamda düşünce ve estetik düzenleme üzerine yetkin bir tarzı olan Benoit Maire örneğinde ise , sözü edilen kavramsal dil bir üst alana taşırken, teknik olanaklar dışında, düşünsel birikimler, bulunan alana yöneltilir. Ama burada yine anlamlı olan ‘mekân kullanımıdır’ öncelikle. Fikir, fikrin düşüncede ve çağdaş zekada yeşermesi, sonunda da felsefi bir görünüm olarak sunulması. Buradaki ‘sunum’ sözcüğü, sergileme ya da pazarlama anlamı taşımıyor; biliyoruz ki anlık gösteriler anlık silinmelerle de sonuçlanır ve bazen “bellek= sanat” olur.

Benoit Maire
Kazimir Malevich ise şu ana kadar örneklediğimiz sanatsal yapıyı, milenyum yılları öncesi çalışmalarında yüzeye taşıma kaygısındadır. Tabii ki biçimsel denge burada salt yüzeyde sağlanma çabasıyla sergilenmiştir.
Mersin Üniversitesi Fotoğraf Bölümü Başkanı sanatçı Murat Çelik , su içerisindeki kamışları görüntülerken, rengi de biçimi de mekânı da nasıl kullanabileceğimizi öğretir bize, öğrencilerine yansıttığı gibi. Burada, çeşitli sanat dallarındaki görselliği, plastik anlamda tanımlamaya çalışırken, düşünsel ögelerin de imgelemde görüntü çizebileceğini apaçık görebiliyoruz.

Buna göre şunu söyleyebiliriz: Bu anlamda kavramsal bir şiir aynı zamanda görsellik de taşıyabilir, tıpkı görsel bir yaratım ve sergilemenin şiirsel özellikler taşıması gibi.

