BOSKO SUVAJDZİC/ GÜNÜMÜZDE EDEBİYAT OYUNLARI

Boško Suvajdžić – Sırbistan

Günümüzde Edebiyat Oyunları

Şiir yazmak; okumayı bilme, benzerlikleri fark etme ve farklılıkları anlama demektir.

Dil, modern toplumda zayıf ve kırılgan insan için yanılsamalara ve kuruntulara karşı en sağlam barajdır. Bütün dijital devrimler bir tarafa, dil insanda maneviyat için halen en modern çekim unsuru ve dünyadaki kötülüklere ve felaketlere karşı en güçlü savunma hattıdır. Hikâye ile hayat arasındaki bağlantıdır. Dil; yoklukla varlık, hiçlikle sonsuzluk arasında havada asılı duran ilahi nokta arasında, insanın tüm yaşamının özetini ve toplamını algılamanın tekrar edilemeyen anlarını aydınlatmaktadır.

Umberto Eco, “Dil kendi yolunu bulmakta ama edebiyatın kendisine yaptığı fısıltıları duyabilmektedir. Dante olmadan tek tip bir İtalyan dili olmazdı,” demiştir. Sırp şair ve deneme yazarı Jovan Hristić, “Sözcükler biçimin yerine konamaz ama biçim ancak sözcük bulunduğunda gerçek olur. Dolayısıyla edebiyatın tercih ettiği en güçlü heyecanlandırıcı unsurlardan birisi kesin olarak anlamı ve algıyı yakalamak için kendisinden önce gelen her şeyi mümkün kılan entelektüel ifade edişe, sözel açıklığa nüfuz etmektir,” diye belirtmiştir.

Edebiyat bir oyundur. Evrenin kökeni ile ilgilidir ve ebedidir. Edebiyat hayat için, yaratmak için bir oyun olduğu kadar aynı zamanda ölümün ve yıkımın da bir oyunudur. Edebiyat; yiyip bitiren, yoran, kendini inkâr eden bir oyundur. Hayat ve ölüm oyunudur. Kadim bir kökene sahiptir. Yüksek sanatsal beceri ise doğaüstüdür. 

Günümüzdeki hayatın ve edebiyatın temel sorusu, baskıcı ve özgürlükçü güçler arasındaki dengenin felsefi sorusudur. Bu esasında bir Sartre sorusudur. Moliere’in sahici olmayan karakterler galerisi; sahte doktorlar, sahte bilgeler, sahte hastalar, sahte inanç sahipleri, küresel siyasi sahnede maskeleriyle birlikte hayat bulmuşa benzeyen ama hayatlarımızın, depresyonlarımızın ve kaderlerimizin mahrem bir galerisini taşıyan sahte püritenler ile ilgili bir sorudur. Moliere insanların yüceliği konusunda hiçbir yanılsamayı beslememiştir ama onların umutlarını da yok etmemiştir. Günümüzün bayalığı sonunda bizi umutlarımızdan edecek midir?

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Ivo Andrić “Aska ve Kurt” başlığıyla bir öykü yazmıştı. Bu öyküde Aska’nın en önemli konusu, hayatı için dans etmesiydi ve bu sanatçının kaderi ve sanatın gücü hakkında kinayeli bir anlatımdı. Andrić’in Aska’sı, hayatın sevinçleriyle örülü bir kişi olarak kana susamış bir kurtla karşılaşıyordu ve bu da insanın ebedi sorusunu temsil etmektedir: “Kötülükler sanatla fethedilebilir mi? Ölümle karşı karşıya olan hayat ayakta kalabilir mi?

Ukrayna’daki ve Gazze’deki dehşetli savaşlar, Kosova ve Metohiya’da Sırpların ve bütün meridyenlerdeki çeşitli insan topluluklarının yok edilmesi karşısında, bizim bütün bilimsel, insani ve eğitim girişimlerimizin işe yaramaz olduğu görülmektedir. Aramızdaki şiddet sarmalını arttıran bu yıkımı, muhtemelen durdurabilecek hiçbir güç yok. İlk insanların karanlıkta şaşkın bir şekilde karşılaştığı bugün bizim maruz kaldığımız doğal ve iklim değişikliklerinden bahsetmiyoruz bile.

İlk başta o kadar görünür olmasa da şiir ve gerçek pek çok ortak özelliğe sahiptir. İkisi de sağlam bir kurallar sistemi üzerine oturmaktadır ve ikisi de olağanüstü bir zihinsel çaba ve bitmek tükenmek bilmeyen yaratıcı bir enerji gerektirmektedir. Her ikisi de hayal gücüne dayanmakta, bilinmeyeni öğrenmek için çabalamakta ve hayatın ve insan varlığının anlamı nedir sorusunu mantıkla ve duygusal olarak yanıtlama girişiminde bulunmaktadır.

Değerli okurlar. Okuyun, hayal edin, düşleyin. Birbirinize saygı gösterin. Kendi kafanızı kullanın. En önemlisi, her tür şiddete ve nefrete karşı çıkın. Diğer insanlara karşı hoşgörülü olun. Farklı olanlar sizin düşüncenizin rehberi olmalıdır. Ve en önde gelen şey özgürlüktür. Bu harika bir sözcüktür ama günümüzde unutulmuştur. Özgürlük, bütün fikirlerimizin sisi içinde bir deniz feneridir.

İnsanlar, şiddet oyunlarından ve küresel drama sahnesinin repertuvarında yer alan masum mağdurlardan başka bir şey görmemektedir. Dünyadaki sürekli sayıları artan oyuna katılanlar; kellelerini, kollarını organlarını kaybetmekte, onları çevreleyen maddeci dünya, özünü ve insan kimliğini yitirmelerine yol açmakta, yazarlar da daha önce olmadığı kadar oyunlarını oynamak zorunda kalmaktadır. Kişinin sahip olduğu her şey bu oyunda, kişisel onurun ve kimliğin ortaya çıkması için devreye sokulmak zorundadır. Güzellik ve sağduyu için… Adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün ölümsüz fikirleri için… Hizmet ettikleri dil ve savundukları edebiyat için… İnsan ruhunun kurtarılmasa bile en azından dile getirilmesi için tek yol budur.

Türkçeye Çeviren: Mesut Şenol