SIDDIK SERT/ANADOLU’DA BİR KADIN OZAN: SELDA BAĞCAN

ANADOLU’DA BİR KADIN OZAN: SELDA BAĞCAN

Adaletin Bu mu Dünya” denince hemen hepimizin aklında bir simge, bir duruş, bir politik görüş ve kıvır kıvır sarı saçlı, sevimli mi sevimli, tonton (Tabii şimdiki hali) bir kadın sanatçı imajı çıkar karşımıza. Gesi Bağları”  ve  “İnce İnce Bir Kar Yağar” dersem bu imaj iyice canlanır gözlerinizde. Çünkü bu sözler bir şarkıdan çok bir döneme damgasını vuran bir felsefenin, bir anlayışın, bir duruşun notaya/müziğe bürünmüş halidir. Evet; protest müziğin sembol olmuş bir isminden Anadolu’da bir kadın halk ozanından bahsediyoruz: Selda Bağcan…

Sadece Adaletin Bu Mu Dünya mı,Yaz Gazeteci Yaz, İnce İnce Bir Kar Yağar, Yuh Yuh!, Uğurlar Olsun tüm bu şarkılar (45’lik Plaklar) piyasaya çıktığı ilk andan itibaren köylüsü kentlisi herkesin ruhuna iyi gelecek, derdine derman olacak türküler olmuştur. Kentlerde, özellikle varoşlarda adeta köylü gibi yaşayan ve kentli olmanın ekonomik ve sosyal nimetlerinden faydalanamayan halkın fazlasıyla ilgisine mazhar olmuştur. Öyle ki bu sevimli kadını Anadolu insanı köylüsü kentlisi ayırt etmeksizin çok sevmiş, benimsemiş ve bağrına basmıştır.

Adeta aileden, bizden biri gibidir. Onun kendine has sanatçı duruşu, sahnedeki performansı herkesi kendine hayran bırakmaya yetmiştir. Hele bir de eserlerinin toplumun kanayan yaralarına parmak basan türde düzene karşı sert duruş sergilemesi, iğneleyici politik ve toplumsal mesajlar içermesi halk tarafından sevilip bağrına basılması için yeterli bir sebeptir. Hemen hepimizin bildiği bir sanatçı olan Selda Bağcan’ı gelin biraz daha yakından tanıyalım. Türkiye’nin en etkili folk, Anadolu rock ve halk müziği sanatçılarından biri olan Havva Selda Bağcan’ın hayatı, sanata yaklaşımı, önemli eserleri ve müziğe bakışını detaylı biçimde inceleyelim.

Havva Selda Bağcan

Kayseri yöresine ait bir türkü olan Gesi Bağlarında Dolanıyorum başladığında kadife gibi bir ses ve Anadolu’nun yar üzerine söylenmiş en güzel ezgilerden birinin kulaklarınızın pasını sildiğini hissedersiniz. Çünkü bu türküye Barış Manço ile birlikte değişik bir yorum getirmiştir Selda Bağcan. Bu türkü özellikle gençler arasında (benim de olduğu gibi) gitara ilk başlayan hemen herkesin büyük bir istek, arzu ve hevesle çalmaya çalıştığı şarkıdır. Ama ‘Gesi Bağları’ öylece bir ortamda dinlenmez. Bu şarkıyı dinlerken özellikle Anadolu’nun ıssız bozkırlarını hayal ederek gözlerinizi kapatıp dinlemelisiniz.

Bizim çocukluğumuzda kitle iletişim araçları bu kadar çeşitli ve yaygın değildi elbet. Hele hele sosyal medya denen olay hiç yoktu. Onun yerine mektuplaşma vardı. Sosyalleşmek için iki üç arkadaş bir araya gelir, ya bir enstrüman çalar veyahut kişisel zevklerine uygun olarak her cadde başında yerleşik bir kasetçiye doldurttuğu, sevdiği sanatçılara ait şarkıları kasetçalardan dinlerdi. Televizyon henüz tek kanal (TRT-1) ve yayın ancak akşamın yedisinde başlar gece 24’te İstiklal Marşı ve Anıtkabirdeki bayrak töreni ile sona ererdi. İşte o yılların en yaygın iletişim aracı radyolardı. Frekans Modülasyonlu (FM) yayınlar henüz bu kadar yaygın değilken kısa, orta ve uzun dalga Genlik Modülasyonlu yayın yapan radyoyu sabah ilk önce babalar açar ve dikkatle kulak kabartırlardı ajanslara. Memlekette neler olup bittiği ancak böyle anlaşılırdı. Ardından saat ona, on bire doğru evlerdeki bulaşığı temizliği bitiren genç kızlar üşüşürlerdi radyonun başına. Avludaki koca bir dut ya da incir ağacının altındaki sedire kurulan birkaç kız arkadaş, radyoyu son ses açar “Çemberimde Gül Oya” şarkısına neşeyle eşlik eder, kim bilir ne hayaller kurarlardı. İşte o günlerden hatırlarım pürüzsüz, yassı, ipek gibi sesiyle Selda Bağcan’ı. Ancak yetmişli yıllarda radyolarda çokça dinlediğimiz Selda Bağcan, 1972’den sonra özellikle seksenli yıllarda 12 Eylül darbesi sonrası siyasi rejime ters düştüğü için kedisine ve şarkılarına TRT’de ekran ve yayın yasağı getirildi.

1960’lı yıllar, tüm dünyada esen özgürlük ve savaş karşıtlığı akımının başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu akımın öncüleri de o yıllara damgasını vuran gençlik hareketi 68 Kuşağı. Tüm dünyada gençler arasında etkisini hissettiren protestoların başladığı ve özellikle sol görüşlü bir akım olarak bilinir. Dünyada müziğe damgasını vuran Pink Floyd gibi grupların kuruluşu altmışlı yılların ortalarına rastlar. Bu akımın sosyal ve kültürel yaşama olan etkilerini ve yansımasını özellikle protest müzikte oldukça baskın olduğunu Joan Baez, Janis Joplin gibi sanatçıların ortaya koyduğu eserlerde görürüz. Bu sanatçıların ürettiği evrensel sorunlara parmak basan eserler tüm dünyayı etkilemiştir; Joan Baez’in “Bangladesh”i gibi… Gençliğin bir dönüm noktası olarak kabul edilen bu kuşağın tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkileri çok büyük olmuştur. İşte ‘Moğollar’ın kuruluşu Barış Manço, Ersen ve Selda Bağcan gibi sanatçılar ülkemizde 68 Kuşağının temsilcisi olarak bir döneme damgasını vuran sanatçılardır. Ürettikleri eserlerde işlenen toplumsal temalar bakımından bugünkü müzik grupları ile kıyaslanamayacak kadar farklı kulvarlarda oldukları söylenebilir.

Selda Bağcan için kadim Anadolu müzik kültürünün Joan Baez’i desek haksızlık etmiş olmayız. Haddimiz olmayarak onu özellikle altmışlı yılların sonunda aykırı müzikler yapan ve protest müziğin ilk temsilcilerinden olan Amerikalı şarkıcı, söz yazarı, müzisyen ve aktivist John Baez’le özdeşleştirmemizin nedeni bu iki kadın sanatçının da ilkeleri doğrultusunda ödün vermeyerek protest müzik yapması ile ünlenmesidir.

Havva Selda Bağcan, 14 Aralık 1948, Muğla (Menteşe)’da doğar. Ailesi Makedonya göçmenidir. Babası Selim Bey veteriner, Kırım Tatarı olan annesi Fevziye Hanım öğretmendir. Ağabeyi Serter Bağcan da müzikle ilgilidir. Serter, 1975 yılında Eurovision Türkiye elemelerine katılır ancak seçmelerde elenir. Ailenin en küçük üyesi ve tek kız çocuğu olan Selda,on yaşına kadar Van’da yaşar. Babası da müzikle ilgilendiği için Selda, beş yaşında mandolin, ilerleyen yıllarda gitar çalmayı öğrenir.Üniversite yıllarında İngilizce, İtalyanca, İspanyolca şarkılar söyler; sonrasında Cem Karaca, Barış Manço, Fikret Kızılok gibi Anadolu rock müziğinin öncülerinden etkilenir. İlk iki 45’lik plağını çıkardığında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Mühendisliği’nde henüz öğrencidir. Bu iki plak yarım milyondan fazla satar. Bu ün ve şöhret onu müziğe daha çok bağlar. Birçok ülkede konserler verir. Geleneksel Türk halk müziğini protest müzik ile harmanlayarak “Anadolu Rock”ın güçlü temsilcilerinden biri olur. Eserlerinde toplumsal konular, adaletsizlik, emekçi sınıf, demokrasi gibi temaları ele alarak güçlü bir aktivist duruş sergiler. Müziği hem melodik hem de içerik odaklı: bağlama eşliğinde protest türkü yorumları, batı enstrümanlarıyla rock/psikedelik geçişlere yer verir.1972 yılında Bulgaristan’da düzenlenen Golden Orfe (Altın Orfe) Festivali’nde Türkiye’yi temsil eder. Özellikle sol partilerin organizasyonlarında bolca boy gösterir. 

1970’lerde “Türkülerimiz” albüm serisiyle, Anadolu Rock ve protest halk müziğini harmanlar. Cem Karaca, Barış Manço gibi isimlerden etkilenerek özgün bir tarz yaratır.1972 yılında Moğollar grubuna dahil olur ama kısa sürede gruptan ayrılır.

İlk 45’likleri (1971–1973):“Çemberimde Gül Oya, Adaletin Bu Mu Dünya, Gesi Bağları” gibi türkü yorumlarıdır. Selda, Yaz Gazeteci Yaz, Adaletin Bu Mu Dünyagibi eserleriyle toplumsal adaletsizliği dile getirir. Disiplini, sağlıklı, doğal ve sade yaşam tarzını benimser. Geleneksel sazlar (bağlama, mandolin) ile rock, elektronik gibi modern unsurları harmanlayarak “psikedelik halk” müzik tarzını oluşturur. Longplay Albümleri: Dost Merhaba (1986), Yürüyorum Dikenlerin Üstünde (1987), Ben Geldim (2002), Güvercinleri de Vururlar(Hrant Dinke Ağıt) (2009), Halkım (2011)“Uğurlar Olsun” Gazeteci Uğur Mumcu’ya adanmış, dönemin sembolik protest şarkılarındandır.

1972’de “Mapushanelere Güneş Doğmuyor”u söyledi diye o dönem tutuklu olan hiç tanışmadığı Deniz Gezmiş ve arkadaşları arasında bağlantı kurulur. TRT, ‘Sanatçının gereksiz reklamı yapılıyor’ gerekçesi ile onu yasaklar. TRT yasağı tam 20 yıl sürer. 1980 darbesi sonrası protest içeriğe sahip şarkıları nedeniyle üç kez tutuklanır. Pasaportu alınır ve halka açık etkinliklerde susturulmaya çalışılır. 1987’de pasaportunu geri alır. O yıl Avrupa’da Universal Music Publishing ile küresel sponsorluk anlaşması yaparak WOMAD, Glastonbury gibi festivallerde eserleri sahne alır.1990’da Hatay’a giderken trafik kazası geçiren sanatçı müziğe iki yıl süre kadar ara verir, 2002’de “Ben Geldim” geçirdiği ciddi trafik kazası sonrasında çıkardığı dönüş albümüdür. Protest müzik mirasıyla sol çevrelerin ikonları arasında yer alır, diaspora ve uluslararası kamuoyunda da kabul görür. Elijah Wood, Peter Gabriel ve WOMAD destekçileri gibi figürlerle işbirliklerine imza atan Selda, 2014–2020 yıllarında “40 Yılın 40 Şarkısı” gibi derleme ve remix albümlerle geniş kitlelere ulaşır.

Sahnede doğallık ve samimiyetle halka seslenir; müziği sadece dinletmek değil, duygusal ve toplumsal bağ kurdurmak üzerine şekillenir. Sanatını politiği ayırmadan düşünür; cumhuriyet, adalet, eşitlik mesajları eserleriyle bütünleşmiştir. Protest ve psikedelik türde eser üreten sanatçının diskografisi oldukça zengindir. Kısa bir eser analizi ve bu eserlerinde verdiği politik mesaj ve söylemlere göz atacak olursak “Adaletin Bu Mu Dünya”1971’de çıkış yapan en keskin politik eserlerindendir. Adaletsizliği ve ezilenlerin çığlığını güçlü bir şekilde yansıtır. Bağcan’ın duygusal yorumu onu solda bir simge haline getirmiştir.“Yaz Gazeteci Yaz” gazetecilere ve mizahçı, yazar kesime yaptırım uygulayan yönetimleri hicveden bu parça, ifade özgürlüğüne verdiği desteği gösterir. Şarkı, son dönemdeki otoriter eğilimlere karşı duruşun sembolü haline gelir. “Uğurlar Olsun”1993’te, gazeteci Uğur Mumcu’nun suikastının ardından duygu yüklü bir ağıt olarak kaleme alınan bu eser, kamu vicdanına seslenen bir veda niteliği taşır.“Yuh Yuh! halk müziği geleneğinden gelen bir taşlama niteliğindedir. Bağcan, bu parçayı bağlama ve güçlü vokaliyle rock elementlerle buluşturarak protest müziğin modern bir simgesine dönüştürmüştür. “İnce İnce Kar Yağar”canlı olarak uluslararası sahnede yer aldığı (London) konser performanslardan birisidir. Konser boyunca izleyiciler ‘Gezi’ sloganlarıyla eşlik ederken, Selda’nın müziği, yalnızca Türk dinleyiciler için değil, çeşitli jenerasyonlardan gelen global izleyiciler için de protest müziği evrensel bir dil haline getirmiştir. ‘Bis’ sonrası sahne arasında yaptığı konuşmalarda, Van’da doğduğunu, İstanbul elit yaşamından uzak ve siyasi bilinçle büyüdüğünü anlatması, sanatçının protest geleneğe ait kimliğini sahnede somutlaştırmıştır. Psikedelik altyapıya bağlamanın yaptığı çağdaş dokunuş, küresel müzik sahnesindeki yerini gösterir.“Güvercinleri de Vururlar”adlı eseri Hrant Dink’e ağıt için söylenmiştir.

Boom Pam ile birlikte Krakow’da ve İstanbul’da sahneye çıkan Selda Bağcan, sahnedeki müzikal altyapıda elektrikli gitarlar, davul, klavye, saz ve tuba gibi karakteristik enstrümanları birleştirerek Anadolu folk ve psikedelik sound arasında kusursuz bir bağ kurar. Sahne karakteri ve izleyici etkileşimi oldukça güçlü olan Bağcan, sahnede ve konser sırasında çok hareketli değildir. Bu durum onun kliplerine de yansır. Hemen tüm kliplerinde ya oturarak ya da ayakta, tek başına sade ve gösterişsiz mekânlarda yine stabil kameralarla çekilmiştir. Bir röportajında“Ben sol muhafazakârım, açık giyinmeyi ayıp buluyorum. Çok içki içmem. Sigarayı hiç içmem. Şeker hastasıyım. Yiyeceklerime dikkat ediyorum. Biraz kilo fazlası var. Bir türlü atamıyorum. Eurovision’dan teklif gelmedi. Dışişleri Bakanlığı’nın isteği üzerine 1972’de Bulgaristan’da gerçekleştirilen Altın Orfe Festivali’nde Türkiye’yi temsil ettim. Bu devlet adına ilk ve son faaliyetim oldu” diye özetlemiştir kendini. “Bir teklif gelse Türkiye’yi temsil etme konusunda elbette giderim. Türkiye’de diğer ülkelerdeki gibi bazı sanatçılara diplomatik pasaport vermeli” diye ince bir mesaj vermeyi de ihmal etmemiştir.“Türkiye’de protest müzik neredeyse bitti, çünkü bu tarz müzik yapanlar hapse girdi. Geçmişte ilahi de okudum. Ahmet Kaya yok yere öldü. O gün linç kampanyası falan korkunç şeyler yaşadı ve üzüntüden öldü. Onun için ‘İşte gidiyorum’ diye bir şarkı söyledim diyerek röportaja son vermiştir.

Selda Bağcan, hikâyesi olan kadın sanatçılarımızdandır. Anadolu rock ile protest halk müziğini özel bir harmanla birleştirdi. Siyasi duruşunu sanatla ifade etti, üç defa hapse girdi, sansüre rağmen üretime devam etti. Şarkı sözleri yüzünden defalarca yargılandı. Uluslararası arenada tanınırlığını yükseltti. Global müzik ekosistemine etkisi büyük oldu. Sahip olduğu güç ve etkisini yalnızca sanat için değil, toplumsal bilince katkı için kullandı. Kırsal yaşamı, emekçileri, adaletsizlikleri akustik ve güçlü vokal kombinasyonuyla ifade etti. Şarkılarında “Aşıklar” geleneğini sürdürdü. Müzik, Selda için direnişin aracı olup; onunla özdeşleşti. Doğu ile Batı’yı birleştiren müzik yapısı; dünya müzik sahnesine “psikedelik Anadolu” türü olarak damga vurdu

Şimdilerde Bodrum’da sayıları yirmiyi aşkın kedisiyle birlikte sakin ve sessiz bir yaşam süren Havva Selda Bağcan, sadece güçlü bir ses değil; halk ezgileriyle harmanlanmış özgün politik duruşu, toplumun sesi ve vicdanı oldu. Hem halkın hem de global müzik dünyasının gönlünde unutulmaz bir yer edindi. Müzik felsefesi “Toplum için sanat” anlayışıyla şekillendi; sanat aracılığıyla toplumu düşünmeye, olayları sorgulamaya davet etti. Disiplinli yaşamı ve uluslararası etkisiyle Türkiye’nin kültürel hafızasında derin izler bırakan bir sanatçıdır. Protest müziğini halkla buluşturmuş, baskılara rağmen yılmamış, dünya müziğine adını altın harflerle yazdırmıştır. Elli yıla yayılan bir sanat yolculuğudur onunki. Sesi kendine has tarzı ve duruşuyla müzikseverlerin kalbinde hep özel bir yerde kalacaktır.

                        YUH YUH!

Uzaktan yakından, yuh çekme bana
Sana senin gibi gibi baktım ise yuh!
Efendi görünüp bütün insana
Hakkın kullarını yıktım ise yuh!

Yuh yuh, yuh yuh soyanlara
Soyup kaçıp doyanlara
İnsana kıyanlara
Yuh nefsine uyanlara, yuh!

Ne demek efendim, bey ve amele, bey ve amele
Fakir soymak yakışır mı kemale?
Rüşveti hak bilip bilip her dakika hile
Yapıp yapıp inkâr inkâr ettiysem yuh!

Bu kadar milletin hakkın alanlar, hakkın alanlar
Onları kandırıp zevke dalanlar
Diplomayla olmaz olmaz hakim olanlar
Suçsuzun başına, hey dost, çöktüm ise yuh!

Ben insanım, benden başlar asalet, başlar asalet
Asillere paydos, beye nihayet
Şu insanlık derde derde girerse şayet
Ona yar olmaktan bıktım ise yuh!

Yuh yuh, yuh yuh soyanlara
Soyup kaçıp doyanlara
İnsana kıyanlara
Yuh nefsine uyanlara, yuh!