ERGÜN DOĞAN/ÇIĞ DERGİSİ II. ÖYKÜ YARIŞMASI İKİNCİLİK ÖDÜLÜ

ÇIĞ DERGİSİ II. ÖYKÜ YARIŞMASI İKİNCİLİK ÖDÜLÜ

ERGÜN DOĞAN

KARASİNEK

Kan ter içinde kalmışım, ıslak yatağın bir köşesinde. Her yanım oluk oluk! Soluk alamıyorum. Tepemdesin. Tepemdesin de farkımda mısın? Hiç sanmam. Ağustos. Ortalık cayır cayır. Öyle böyle değil, bildiğin cehennem. Pencere açık ama tül perdede zerre kımıltı yok.

Bilmezsin, sıcağı hiç sevmem. Üstüne şu karasinek. Nasıl da musallat oldu meret! Çıplak bedenimde gezmedik yer bırakmadı ya. Bir de o vızıltılar yok mu? Çok sinir bozucu! Yıllardır kanepede, küçük iniltilerle, ölü gibi yatan annen bile kapı aralığından bu vızıltılara kulak kesilmiş. Bir an olsun gözlerini ayırmıyor bizden. O, öyle hareketsiz bakarken karasinek de vızıldayarak kollarımdan bacaklarıma, bacaklarımdan kollarıma, keskin pikelerle uçup duruyor. Derken, birden havalanıp tepede birkaç daire çizdikten sonra usulca sol mememin ucuna konuyor.

Sen ne sineği görüyorsun ne de çıldırtan vızıltıları duyuyorsun.  Annense hâlâ pür dikkat izliyor olan biteni. Sanki yıllardır ilk kez konuşmak ve bütün sırlarını dökmek ister gibi. Bu sırada karasinek ön ayaklarını birbirine sürtüyor, memenin ucundaki pütürlü açık kahvelikte. Ama çok kalmıyor orada. Sert bir uçuşla havalanıp dudağımın kenarındaki kan sızıntısına iniyor bu kez. Çok seviyor orayı. Kanımı seviyor. Sessiz sedasız emiyor donmuş bir film gibi.

Tuhaf! Burada herkes ölü ama en çok ölen sensin sanki. Gözlerini neredeyse hiç kırpmadan ta derinlere bakıyorsun. Gözlerimin en dip kuytularına. Aklından neler geçiyor acaba? Tahmin ediyorum aslında. Serkan’la kaç zamandır… Nasıl seviştiğimi sonra… Annen yan odadayken attığım çığlıkları. Onun çıplak sırtında gezen ellerimi…

Ağır şeyler bunlar. İçin daha bir sıkılır, midene kramplar girer. Olan olmuş zaten. Bu saatten sonra… Paydos zamanı da yaklaştı değil mi? Ben de yokum, iş başa düştü. Kimse almaya gelmezse korkar. Bilmez miyim biricik kızımı, çok korkar, vallahi!

Karasinek kanımın içinde kaybolduğu halde vızıltıları kesilmiyor. Dinmeyen bu vızıltı katlanılmaz. Az önceki tantanayı yeniden yaşamak istiyorum neredeyse. O büyüyen gözlerini, atılan çığlıkları, oluk oluk akan kanların sıcaklığını bile özlüyorum. Peki ya annen? Şimdi sinek vızıltısına iniltileriyle eşlik ederek yastığının üzerinden bizi izleyen annen? O gürültü patırtıda bir kez olsun dönüp bakmamıştı, değil mi? Baksa da gördüklerini unuturdu ya!

Hemen hemen her şeyi unutuyor zaten. Olur da aklı eserse ayda yılda bir onu görmeye gelen Ercan’ı unutuyor. Seni bile unutuyor bazen, seni bile. Ama tazeliğini hiç kaybetmeyen yatak yaralarını, dinmeyen iniltilerini unutmuyor. Her Allah’ın günü eve girip çıkan yirmisini yeni devirmiş Serkan’ı da unutmuyor asla.

Kaç kez söyledim. Yaşlı bakımı zordur dedim. Hele yatalaksa. İndir, kaldır, altını temizle, tepeden tırnağa sil pakla. Bir de kapanmak nedir bilmeyen yaralar yok mu? Çekilir dert değil. Bizim ev küçük zaten. Seksen metrekare. İki artı bir. Eee, kız da var. Çaresiz salonda yatıp kalkacak. Böyle olunca evde ne düzen kalır ne huzur. Biraz da Ercan baksa ne olur sanki? Evi müstakil, saray gibi. Çoluk çocuk desen, yok. Ama neymiş efendim, Ercan bakmasına bakarmış da Huriye’ye söz geçiremezmiş. Hem kadın ne yapsınmış? Memurmuş, işi gücü başından aşkınmış. Geleni gideni de çokmuş hani.  Peki, benim günahım ne? İnsan biraz vicdanlı olacak. Halden anlayacak biraz.

Yine de sesimi çıkarmadım. Kaderime razı geldim. İçim elvermese de boyun eğdim. Belki bir gün aklın başına gelir diye bekledim durdum umutsuzca. Ah beni bir anlayabilseydin! Dahası, beni bir duyabilseydin. Kanımın içinde neredeyse zevkle kendinden geçen şu karasinek var ya! Hani şu görmediğin, vızıltılarını duymadığın karasinek, dudağımın ucundan beni izliyor şimdi. Kapı aralığında inildeyen annen. Gözleri sonuna kadar açık. Ayaktasın. Kanlı gömleğin pantolonun dışına sarkmış. Sürmene bıçağından kan damlıyor. Hep uzaktın, ben soğurken gitgide daha bir uzaklaşıyorsun. Ah bir duyabilseydin! Ah bir duyabilseydin! Böyle olur muyduk? Ben de etten kemikten yaratılmışım! Bir yerde patlıyor insan sonunda.

İşte ben bu durumdayken sen tut her Allah’ın günü oğlanı bize gönder. Yok market alışverişiydi, yok annenin ilaçlarıydı, yok tamir işleriydi. Olacak iş mi bu? İlk zamanlar, beni sınamak için böyle yaptığını düşünmedim değil.  Ama insan sevdiğini kıskanır, değil mi? Erkeksin, bunu da ben mi söyleyeyim?  Baktım olmayacak, zararım hep kendime. Ben de her şeyi oluruna bıraktım sonunda. Bu işin pek hayırlı bitmeyeceğini bile bile bıraktım oluruna. O gelip gitmelerini, günahı boynuna, bazen senden habersiz çat kapı gelmelerini ben bile bekler oldum.

Yalan değil, oğlan da boylu poslu, filinta gibi. Hem oğlan dediğime bakma.  Benden daha iyi bilirsin, seni beni cebinden çıkarır. Gözleri fıldır fıldır, orama burama bakıyor edepsizce. Diyeceğim, tam bir piç kurusu! Ama ahlak yoksunu olsa ne yazar? Belki de çoktan unuttuğum bir şehvet yüzünden kapıldım gittim işte! Kadınım sonuçta. Alevleniyor içim bazen. Ama bütün bunlara sen sebep oldun. Az önce havalanıp yeniden tepemde daireler çizmeye başlayan şu sinek kadar değerim oldu mu gözünde?  Yoksa benim aklımdan geçer mi böyle bir şey? Bin yıl düşünsem geçmez.

Zaten dört duvar arasında, şu pencerenin gerisinde geçip gitti yıllarım. Şimdi alnında kıpkızıl parıldayan gün ışığını bile göremediğim zamanlar oldu. Annen yüzünden doğru dürüst dışarı çıktığım mı vardı? Kolay mı sanıyorsun? Senin dünyadan haberin yok tabii. Gün boyu dükkânda gününü gün et. Sorsan, başımı işten kaldıramıyorum dersin. Bilmez miyim dükkânı tekkeye çevirdiğini? İti uğursuzu dost tuttuğunu. Yalnızca o da değil, yediğin haltların hepsinden haberim vardı. Başımı yakan o orospu evladı yok mu? Ağzı pek de sıkı sayılmazdı hani.

Tabii, her akşam iş çıkışı meyhaneye uğramazsan olmaz. Arkadaşların gücenir alimallah. Orada da güzelce bir keyif sür, kadeh tokuştur. Gelsin mezeler, gitsin yemekler. Vur patlasın, çal oynasın.  

Geceyi ettikten sonra kör kütük bir zahmet eve gel. Ama ne gelmek? Leş gibi sarımsak.   Zıbar, yat. Annen öldü mü kaldı mı haberin olmaz.

Koca bir ömür böyle geçer mi? Sabır! Sabır bir yere kadar. Hem annenin kahrını çek hem senin umursamazlığın.  Hele annen yok mu? Hele o annen! Günahsız da olsa, çekilir dert değil. Allah affetsin! Ölse de kurtulsam demediğim bir gün olmamıştır.

Baksana şu halimde bile, o küçücük kapı aralığından huzurumu kaçırmaya devam ediyor. Belli ki oğlan yüzünden. Nispet eder gibi elindeki kanlı bıçağa, kızıla boyanmış çarşafa, donuk gözlerime bakıyor durmadan.

Şu kapıyı kapatsan… Durmadan vızıl vızıl tepemde gezinen, beni yiyip bitiren şu sineği de dışarı kovsan… Annenin iniltileri… Sineğin vızıltıları…  Dinmiyor, dinmiyor. Paydos zili odaya dolarken bile dinmiyor.

Neyse, sen onu bunu boş ver. Çıkmadan üstüme temiz bir çarşaf ört. Şu oğlanı da n’olur yanımdan alıver artık. Elif beni böyle görmesin, annesini kötü bilmesin.