“TENDEN GÖMLEK” ÜZERİNE/ORHAN AYTUĞ TOLU

ZULÜM, SÖMÜRÜ VE ERİL TAHAKKÜMLE HESAPLAŞMA: TENDEN GÖMLEK

“kurtlar içimizde uluyor

uyuma donarsın, uyuma”

               Arife Kalender

Arife Kalender’in son şiir kitabı Tenden Gömlek, 2025’in Temmuz ayında Everest Yayınları tarafından yayımlanarak okuyucularla buluşturuldu. Kitap; yetmiş bir sayfa, otuz altı şiir. “Tenden Gömlek” ve “Haikular ve Türküler” adlı iki bölümden oluşuyor. Yaşlılık psikolojisi, çocukluk yılları, anılar, doğa-insan ilişkisi, ekolojik sorunlar, ataerkil yapının eleştirisi, zamanın sorgulanması kapsamında geliştirilen izleklerdir. Zamanın sorgulanması ve kadınların karşılaştığı sorunlar öne çıkarılıp diğer izlekler bu temel üzerinde inşa ediliyor.

Tenden Gömlek’in şiir öznesi (şairin kendisi) yaşlılık yıllarının ortaya çıkardığı duygudurumuyla ilk gençlik aşkı, çocukluk dönemi ve politik yıllara ait anıları şiire taşıyor. Çocukluk, bir kadının yetiştirilme biçimi üzerinden şiire yansıyor; ninenin ördüğü pembe-mavi çoraplar, nostalji oluşturmasının yanı sıra çorabın örüldüğü renkler ve gömleğin kırmızı olması toplumsal cinsiyet rollerine işaret ediyor. Bu bağlamda “Atlar ve Kuşlar” şiirinde mavi bisikletli genç kız, öznenin ölmüş heveslerini canlandırıyor ve kuşlarını (özgürlük) öldüren amcanın ‘kızların bisiklete binmesini yasakladığı’ hatırlanıyor. Bisikletli kızın doru bir tay olduğuna yönelik ifadesinden hareketle şimdiye dönülüp ataerkil düzenin coğrafyasına mercek tutuluyor: “bisikletli kız bir doru tay mıydı? / hani İran’da saçlarından öldürülen Mahsa / ohooo, bizde her gün kaç bıçak, kaç tabanca / tüm çığlıklarını topluyorum da ağızların / bu kadar ölümü nereye sığdırsam usta!” (s. 20). “Usta” sözcüğüyle Refik Durbaş’a göndermede bulunuluyor. Şiirin devamında eril tahakkümün sözel şiddetine ve kız çocuklarını baskı altına alma pratiklerine değiniliyor: emirler, amirler, sus ve konuşma tepkileri… Bu sürecin, hayatı savaşa çevirdiği vurgulanıp eril pratikleri üretenler “beynini çükleriyle yemişler!” olarak nitelenip kadınlar, feminist başkaldırıya çağrılıyor:

“karanlıkta toplandılar, geceydi

gece besler örümcekleri odalarda

kalkın kızlar, çalın yere öğrendiğiniz ne varsa

sarı, kara saçlarınızı rüzgâra salın

canınızı kim savunacak canımızdan başka!” (s. 21)

Ataerkil yapının yeniden üretilmesine kadınlar dâhil edilip eril tahakküm, annelere boyun eğdiriyor. Kız çocuğunun, ailesinin sırtına “yük” olduğu söylemine dair sitemine ve tepkisine “Anaların Kızları” şiirinde değiniliyor ve kuşaktan kuşağa aktarılan bu gerilik “annem tarihini çeyiz verdi bana” dizesine sığdırılıyor. Gülüşünden duygularına kadar şekil verilen kız çocuğu yetişkinliğe ulaşamadan evlendirilip yine bir evin içine ve bir erkeğin tahakkümü altına hapsediliyor.

Hakkını ararken cop vurulan kadınlar, köprü altlarında tecavüze uğrayanlar, sesi/tepkisi şiddetle susturulanlar, bedeni cinsel “obje” diye algılanıp tarihte kendisine yer verilmeyenler Arife Kalender’in şiirinde kayda geçiriliyor. Düzenin erkeklik üzerine kurulması “babam döver, jandarma söver, duvarlar ıssız” (s. 64) dizesiyle vurgulanıyor. Eril şiddetin anneler tarafından yeniden üretilmesi, çocuğun her itirazı üzerine terlik fırlatma eylemine geçilmesi dizelere aktarılıyor. Bir bütün olarak ataerkilliğe tepki verilirken kendi sorunlarını diğer kadınların sorunlarıyla bağdaştırıp çözümü ortak tepki vermekte gören öznenin sosyolojik imgelem kullanması dikkat çekiyor.

Toplumun kadına şekil verme süreci; çocukluk, ilk gençlik, annelik aşamalarında geliştirilen edilgen kılma pratiklerinde kendini gösterdiğinden Tenden Gömlek bu sürecin her aşamasına tepki içeren sözleri sarf etmekten sakınmıyor. Bu nedenle ilk gençlik aşkının verdiği duygular, cinsellik, arzu, şehvet, beden algısı ve menopoz süreci görünür kılınıyor.

“Dedim ki geldiğin gün

kırmızı bir şarap koyarım dolaba

kırbaçlamak için arzularını

biraz parfüm, ipek gecelikler

kalbimi nereye koysam seni görünce?

içimin uğultusunu duyma, istemem

Seni bekledim

son dakikasını sayan bir mahkûmun

sevinci gibi odamda” (s. 40)

Tenden Gömlek’te politik mücadelenin yoğunlaştığı yıllar öznenin anılarında canlanıyor. Alanları dolduran kitlelerin ve mücadele seslerinin üzerine postallarla basılması, kitle çalışması yapılan kahvehaneler, işkencede ve idam sehpalarında öldürülenler, karanfillerle uğurlananlar, yeni bir düzen hayali kuranlar, yitirilen arkadaşlar “Arife, bir sigara ver, diyen, sonra da öldürülen” (s. 23) şiirin merkezine yerleştirilip zulme, ezilmişliğe, yoksulluğa ve katliamlara tepki geliştiriliyor. Özne, kendisinin de içinde bulunduğu politik kesimi, sayıları azalan kır çiçekleri diye adlandırıyor. Bu sürece gelinmesinde askerî darbelerin, önemli tarihî-toplumsal kırılmalara yol açtığı vurgulanıp tutulan ölüm kayıtları gündeme getiriliyor. Özünde kadın odalara/eve, hak arayanlar cezaevleri ve mezarlara gömülüyor. Asiliğinden dolayı kendisine terlik fırlatılan kız çocuğunun politik mücadelesi kitlelerle buluştuğunda bir kez daha zulümle karşılaşılıyor:

“Ara sıra içimin mezarını kazıyorum (…)

ihtilâl, sıkıyönetim, ezilmiş günler

hevesler sökülüyor, yaşanmamış

korkunun yaktırdığı kitaplardan sıçrayan alev

duyuruyor birinin çığlığını işkencede

son sigarası ağzında sönmüş delikanlı

tel örgüler, kelepçeler, karlı gece” (s. 42)

Hak temelli mücadele sadece politik anı ve nostalji olarak kalmıyor Tenden Gömlek’te. Hayata bakışı ve yaşam biçimini belirleyen bir dinamizm olarak öznenin yaşamında devam ediyor. Mücadele kadın haklarıyla sınırlanmayıp demokratik, eşit ve özgür düzen ideali dizelere dökülüyor. “Bu İstanbul Var Ya” şiirinde demokrasinin işletilmemesi ve seçimlerle sınırlandırılması, ideolojik aygıt olarak medya, kapitalist kentleşme eleştiriliyor.

Özne; emekli olarak az az yaşadığını, silahlı film ve dizilerin kanalları işgal ettiğini, rahatını kaçırmak için her şeyin hazırlandığını, parlamento bağlamında seçim yapmaktan elinin yorulduğunu belirtip sitem ediyor. Emekli bir insan için ömrünün toplumsal koşullar kıskacında nasıl geçtiği birinci tekil kişinin ifadeleriyle aktarılıyor. Ayrıca tehcir, emperyalist işgallerle petrolün sömürülüp tarımın bitirildiği, bombaların kâr için yağdırıldığı, çocuklara oyuncak yerine top atıldığı, “doğal” afetler ve hastalıklarla insanların kanından ve canından beslenildiği, lüks içinde yaşayanlar  ve yoksullar arasında uçurum oluşturan sınıf farklılıklarının bulunduğu, zeytinlerin kesildiği ve kapitalist kentleşmenin ekolojik tahribata yol açtığı, insanların en ağır koşullarda çalıştığı hâlde yoksullaştığı yönündeki olumsuzluklar Tenden Gömlek’in tarihî-sosyolojik gözlem alanına girer. Bu kapsamda -6 Şubat özelinde- depremde yitirilen canlara ithaf edilen “Göçük Altında” şiirine yer veriliyor.

Arife Kalender’in şiirlerinde yalnızca toplumsal sorunlar ve buna yol açan gerçeklerin eleştirisi yer almıyor. Bireyin yaşadığı sorunlar evrensel insan gerçeği çerçevesinde şiire alınır. Kadın olmanın bedeli, toplumsal koşullara bağlıdır. Bu noktada şiirde duyulan, kadınların sesidir; ses, çoğulun çığlığı olarak yankılanıyor. Zaman, yaşlanma, ontoloji üçgeninde üzerine düşünülen ve hüzün veren sorunlar insan gerçeğine denk düşüyor. “gövdemizin kırışığında nice gömlek eskittik” (s. 13) diyen şair için yaşlanmak, anıları yanına alıp dolaşmaktır/yaşamaktır. Bu kırışıklık, suyu kuruyan dere imgesiyle bütünleşiyor.

Zaman, tekil düzlemde insan için vardır. Mütemadiyen akış hâlindedir ve bu hâl, insanı bedenen ve ruhen değiştirip tenini kırıştırır, her kırışıklığa anılar sığdırılır: “Günlerde harcadım / kırışmış tendir / zaman ütülemez ki…” (s. 60). Zaman ileriye aktıkça insan yaşlanır ne zaman ne de insan yaşamı geriye dönebilir; bu, insanın varoluşsal çıkmazıdır. Zamanın para olduğu (Vakit nakittir) ve harcandığına yönelik metafor (zamanın harcanması) kullanılıyor.  Zamanın hızlı koşuşuna ve bir fırtına biçiminde eceli getirdiğine haiku biçiminde yazılan şiirlerde değiniliyor. Bu duygudurumun temelini yaşlanan birey için zamanın nasıl algılandığı oluşturuyor. Yine zamanın bir değirmenci gibi buğdayı un ettiği, evde gezen yabancı gibi olduğu, su ve yaprak gibi akıp gittiği; kent-zaman ilişkisi bağlamında metropolün insan ömrünü yonta yonta azalttığı; kadın için zaman algısının dokuz ayını bekleyen bir ananın durumu üzerinden şekillenebileceği yönündeki dizelere rastlanıyor. Ömrün bir gün ve bir yıl olduğuna yönelik metafor gün ve mevsim geçişi üzerinden işleniyor.

Eşya, mekân ve kentin insan psikolojisi ve belleği üzerindeki etkilerine “Haydarpaşa Sende Nem Kaldı?”, “Yatağın Söylediği”, “Bu Deniz Başka” şiirlerinde değiniliyor. Özellikle “Bu Deniz Başka” şiirinin öznesi, içinde bulunduğu mekânın etkisiyle kenti algılıyor. Sinestezik algısı harekete geçen özne, hastane penceresinden kente baktığında semtleri ve şarkıları gördüğünü söyleyerek duyular arası aktarımın dilsel imkânlarından yararlanıyor. Dilsel sinestezi kapsamında şarkıların notasının betonla doldurulan kıyılara çarpa çarpa yamulduğu ifade edilip kapitalist kentleşme görünür kılınıyor. Nostaljinin günümüz gerçekliğinin katı duvarına çarpması özneyi hüzünlendiriyor. Hastane penceresinden izlenen kent, tıp dilinden alınan sözcükle nitelenip mekânın insan psikolojisi ve algısı üzerindeki etkiye özgün bir yaklaşım sergileniyor: “hastahane penceresinden görünen yaşam / eski bir resim gibi sararmış / hasta” (s. 51).

Sonuç olarak, Tendek Gömlek; “bir nokta bile değiliz yukarıdan bakınca” (s. 54) diyen bir şairin kendi varlığına, zamana, topluma, politikaya ve kadına dair gözlem ve tepkilerinin anılar düzleminde dizelere döküldüğü bir kitaptır. Şiddetin karşısına sevgi dili, bireyciliğin karşısına kolektivizm ve dayanışma, ataerkil sömürü düzeninin karşısına adil, eşit ve özgür bir düzen, zulmün karşısına vicdan, betonlaşmanın karşısına doğa, farklılıkların/ayrıştırmaların karşısına kardeşlik, nesneleştirilmenin karşısına özne olma çağrısı konuluyor. Özne olmanın yolu sorgulamaya ve irade geliştirmeye bağlanıyor. Bu bilinç de politik teori ve eylem alanında şekilleniyor, kadın için “özel” alanın dönüşümü politik bir sorun teşkil ediyor.

Alevi-Bektaşi inancına ait deyişler, portreler ve kavramlar Tenden Gömlek’in şiir dili ve içeriğinin beslendiği kaynaklardandır. Ahenk unsurlarından uyak, birçok şiirde kullanılırken halk şiirinin imkânlarından ve beyit nazım biçiminden de yararlanılıyor. Günümüz şiirinde kullanım alanı genişleyen haiku Arife Kalender’in şiirinde yeniden üretiliyor. Tenden Gömlek, özelde kadın şairlerinin poetik üretimlerinin genelde günümüz Türk şiirinin birey-toplum ilişkisini göstermesi açısından protest bir şiir kitabı niteliği taşıyor.

Orhan Aytuğ TOLU