MERKEZDEN KAÇMIŞ BİR POETİKA: AİT’SİZ KİMLİK KİTABI
“ah r’siz ırgat mustafa
aitsiz kimlik kitabı” (Haydar Ergülen)
Sinema yazarı ve şair Mustafa Irgat 1950’de İstanbul’da doğmuştur. 1995’te İstanbul’da hayata gözlerini yuman Irgat’ın Ait’siz Kimlik Kitabı Mayıs 1994’te Yapı Kredi Yayınları, Eylül 2018’de 160. Kilometre Yayınları tarafından okuyucuyla buluşturulmuştur. 1995’te bu kitap şaire Orhon Murat Arıburnu Ödülü’nü kazandırmıştır. Şairin geride bıraktığı dosya Sonu Zor Sözlüğü adıyla yayımlanmıştır. Bu iki kitaptaki sözcüklerin anlamları İlker Şaguj tarafından Mustafa Irgat Sözlüğü’nde açıklanarak yayına hazırlanmıştır. Şair, Reşit İmrahor müstear adını kullananlardan arasında yer alarak bu imzayla da şiirler yayınlamıştır. İzzet Yasar’ın poetik serüveninde görülen durum Mustafa Irgat’ta da görülür: Az sayıda da olsa ilk şiirlerinde anlamca açıklık söz konusudur.
Mustafa Irgat’ın poetikası Türk şiiri açısından uç, marjinal ve sınır zorlayıcı özelliklere sahiptir. Söylemi öne çıkaran şiirlerde lirizm düşük/geri planda kalır. Söylem; anti otoriterlik, zorbalık karşıtlığı, resmî ideolojiye aykırı konumlanış, özgürlükçülük üzerine kuruludur. Sovyetlerin dağıldığı aralıkta Irgat’ın şiirlerinde “Orak çekice birebir sönmüş yıldızlara, ko… / Yedi horlayan ceddin de çenesini yeni gen’e bağlarlar: Presto!” (s. 31) şeklindeki dizelere rastlanır. Şairin faşizme karşı duruşu “At Gözü” şiirinin “Politika et ve kemiğimdir. / Hiç yoktan bütün bir çocukluğumu / gamalı haçları toprağa gömmekle geçirdim. / Hükümsüz kollarıma dökülen kız başını örmek ban yaraşır.” (s. 75) dizelerinde açığa çıkar. Politika, yaşayan insanlar için geçerlidir ki “et” ve “kemik” kavramları şiirde yer alır. Gamalı haçların toprağın gömülmesi faşizmin ölümüdür. Bu iki dizede karşıt iki güç belirir: canlılık ve ölüm. Faşizm, canlılığa düşmandır; bu yüzden toprağa gömülmeye mahkûmdur. Bu duruş, “Parçalanmış Minyatür” şiirinde zor aygıtlarının devreye konulmasının, gözaltı uygulamalarının, işkencenin eleştirisiyle tamamlanır: “Lirik, su şıpırtısı, dokuzda alan sekizde veren, sen / devlet kapısından bakan kör, sessiz sinema oyuncusu, estetik böcek, / ben neyim? Bir de sen, tabutluklara sokulan, kum torbalarının / altında dövülen, / havası boşaltılan cam fanusun içinde dolaştırılan, kimsin?” (s. 77). Su şıpırtısı, tabutluk, kum torbaları, cam fanus, dokuzda alınıp sekizde verilmek işkencenin ve zulmün kavramları olarak birbirleriyle ilişkilendirilir; bu durum karşısında görmezden ve duymazdan gelme hâli zorbalığın ortaya çıkardığı atmosfere denk düşer. İşkence ve hak ihlalleri diğer şiirlerde de görünür kılınır: “-Kabadayak bitti mi, iki şahitle / babam gitti mi?” (s. 44) dizelerinde masal formu ve tekerleme kullanılarak işkence ve kaybedilme gibi zor pratikleri “bir varmış bir yokmuş” şeklindeki kalıp ifadeyi çağrıştıracak şekilde uyarlanır. Bir varken bir yok edilenler arasında 1 Mayıs 1977’de Taksim’de katledilen işçiler de vardır. Bu katliam “Sular İdaresi’nin Ordan Mancınıkçı Yummacaları” şiirine konu edilir: “Taksim, mitinge bir Pazar. Derken ense kökün parke taşını da karşılar. / Ey gazileşen makadam dervişler, kör rengi asfalt yere giden pencereler / ve aynı anda, Gezi’den yukarı kışlasına kaybolur alipaşasıyla fuat panzer/ (…) / Sular idaresi’nin ordan damlar barut beyninin şimdi yanık damlası” (s. 46, 48). Bir varken bir yok olma her zaman gizli saklı yapılmaz, bu katliamın örneklediği gibi kitlelere gözdağı vermek onları sindirmek için meydanlarda gerçekleştirilebilir. Şiddet bu düzlemde politik bir nitelik kazanır. Mitingler demokratik haklar arasında yer almasına rağmen kurulu düzeni “tehdit” diye algılanan talep ve söylemi dile getirdiğinde anti demokratik uygulamalara ve paramiliter şiddete başvurularak dağıtılmaya çalışılmıştır. Her on yılda bir tekrarlayan askerî darbeler, kamusal alana paramiliter müdahaleler, demokrasinin sesinin kısılması, katliamlar silsilesiyle örülen tarih, hamasetle ve resmî ideolojiyle zihinlerin manipüle edilmesi karşısında inşa edilen muhalif söylemin kürsüsü Mustafa Irgat’ın şiirlerinde kendine alan açmıştır.
Sivil ideolojiyi söylem düzeyinde şiire yansıtan Mustafa Irgat; askerî statüko, darbeler, kamusal alana askerî müdahale pratiklerinin karşısında konumlanır. Bu bağlamda 12 Eylül, göndermeler içeren kavramların birleştirilerek eleştirmesiyle şiire taşınır: “Ne mi yaşıyor? Serotonin, ha! Açısında dar ve ağacının / tünütetik evrenine asılıyor yalnızca, bebeği aşırmış / beşik sallıyor eşraftan yer şahbazına, darbeci cücenize” (s. 28). Bu dizelerde darağacı ve boş beşik kavramları etrafında darbe döneminin anti demokratik uygulamaları eleştirilir. Boş Beşik anlatısı/filmi düzleminde beşikten aşırılan bebek ile darağacı kavramıyla idam edilen insanlar -ki çocuk yaşta olanlar da dikkate alınırsa- aynı şiirde buluşturulur. Darbecilik ve askerî vesayet “Pıhtı Canı” şiirindeki “zulmeden eksilmez hiç genelkurmay” (s. 17) dizeyle ilişkilendirilir. 1960 sonrasında ortalama her on yılda bir askerî darbe yapılması zulmün eksilmemesi yönündeki ifadeyle verilir. Yukarıdaki dizelere tekrar dönecek olursak “şahbaz” kavramına odaklanılabilir. Bu kavramla özdeş şekilde “sırtlangiller” kavramı başka bir şiirde yer alır ve aynı yeri hedef alır: “Bu bahçede ölüm ‘soyman’, silme beyaz tuşlu edimdi / yaşsızlığın sini: Ego, zat-ı devletle indirilen imdi / üst üste yığılan oğullarca yankırken şiddeti düze / karşıma sırtlangiller kokulu bir Baba Korku dikildi.” (s. 30). Ölüm, sin (mezar), indirilen şiddetle oluşan oğullar yığını, sırtlangiller kokulu Baba Korku kavramları “yasal” şiddet üzerinde haritalanır. Max Weber’in siyaset bilimine kazandırdığı “devlet” tanımı önemlidir: (mealen) Sınırlı belirlenmiş/çizilmiş toprak parçası üzerinde yasal şiddet uygulama tekeline sahip güçtür. Devletin baba olarak algılandığı kolektif zihnin reddedilip sivilleşmede ısrar edilmesi bu dizelerde belirgin kılınır: “sivilliksiz mezar sivil oğulcuk atar, toplarsınız.” (s. 55). Mustafa Irgat’ın şiirlerinde “baba, oğul, ata, cet, torun” kavramları resmî tarih ve ideolojisini aksettirmeye yönelik kullanılır.
Mustafa Irgat’ın şiirlerinde geliştirdiği söylemi oluşturan bileşenler arasında Kemalizm, ulus devlet, resmî tarih ve ideolojinin eleştirisi bulunur. Bu bağlamda resmî tarih anlatısında yer alan göçebe-savaşçı topluma ait kıl çadırlar ve Uygur Türkçesi, yeni kurulan düzenle ötekileştirilen ulusal kimlikler-kültürler parodiye alınır, “resmi ninni” ifadesi geliştirilir. Osmanlı dönemine ait kültürel birikiminin aydınlanmacı ve ilerlemeci yaklaşımla ve pozitivizmin etkisiyle bastırılması, yok sayılması ve “geri” kabul edilmesi çağrışımlar yoluyla şiirdeki yerini alır: “sorarlar Enderunlunun ağasına / Tepeüstü: ‘Var mı gölgesi T.C.’de?” (s. 45) ve “gülistan”, “bülbül” gibi Divan şiiriyle bağlantılandırılan kavramların kullanımı. “Yaralı İyileştirici’ye Bir Mandıra Havası” şiiri “Sürü’den ayrı söylenen” ithafıyla başlar. Azınlık-ötekileştirilen kültür/kimlik sorunu, asimilasyon, tarihe geçen acı olaylar Kemalizm bağlamında şu şekilde işlenir:
“(Arada perdesi sonuna açılmış sağır kahır
ölü kulaktan ölü kulağa fısıldaşırlar:
-‘Yorgi, Kemal’in Devlet Beden’i nedir?’
-‘Dolmabahçe’nin ta dibindeki çalıdır’
-‘Peki ya o ger çek liğ i gören nedir?’
Kimlik ikizinin omzuna ‘kalan’
tek azınlık kanadıyla dokunarak:
-‘Atmaca pençelerini çıkarmış
bir padişahın sırtına binmiş
altın yeleli yalazdan bir aslan’)” (s. 22)
Yukarıdaki dizelerde paranteze alınanlar resmî tarihle ve ideolojiyle açıktan ve cesurca hesaplaşılmamış konuların gündeme getirilmesidir, aslında parantezin dışına şiir yoluyla çıkarılanlar tartışmaya açılmıştır. Kimliklerin inkârı ve ötekileştirme pratiklerinin yaslandığı ideoloji, bu ideolojiyi üretenin şahsında açılan kimlik tartışması “kimlik ikizi” ifadesi üretir. “Gerçeklik” sözcüğünün hecelenerek yazılması parçalanmış gerçekliğe işaret eder. Mübadele ve 6-7 Eylül gibi tarihî kırılmalar dikkate alındığında şiirin gün yüzüne çıkardığı parçalanmış gerçeğin ne olduğu belirginleşir. Şiirlerinde kendini “sürüden” ayrı ve “merkezden” kaçmış biri olarak tarif eden şaire göre “sağır” ve “kahır” kavramları “Ters Nefeste Beklemek” şiirinde bir kez daha ortaya çıkar: “Duyulur / sesi kısırlaştırılmış ve aşılmış; pamuk ayaklar / terkedince kemalci tayfasına has takunyalarını / tas tas erkeklik tohumu dökünür hamamcı dinozor / soyağacı aklı yürürken dalları kırık, cennetlik -” (s. 43). Bu dizelerde Kemalist ideolojiyle din gibi yaşayan/yaşatan aydın tipinin eleştirisi söz konusudur; sesi kısırlaştırılmış, dinozor özelliği taşır çünkü mecazen üreme kapasitesi de kısırlaşacak ve soy (söylem olarak) tükenecektir. Ulus devlet karşıtlığı ve tek ulusçu ideoloji aynı şiirin farklı bölümündeki “yıldırım / azınlığın / kanına” (s. 41) ifadelerinde göndermeyle dile getirilir. Azınlığın kanına düşürülen yıldırımın yol açtığı tahribatın ne boyutlarda olduğunu açmak gerekir.
Rum, Ermeni, Çemişkezekli gibi ötekileştirilen, asimilasyona uğrayan ya da azınlık sayılan kimliklere mensup halkların maruz kaldığı olumsuzluklar ve şiddet Mustafa Irgat’ın şiirlerine tarihî-politik düzlemde taşınır: “Artık ve yanyana bile ermeni vatman hışmıyla tramvay süremez / (…) / Erte yeni yıl! Çaputlar altındaki Asabiye’den irin akar, yurdundan / edilmişin ağzına” (s. 46) ve “Iraklaştıralım! Çemişkezekli’nin de nasıl nefes aldığını duyalım. /Bir erken gömülme saplantısı kanırtsın minnacık tabut pencereleri / (Onlar ki Ortadoğu’nun cumhurbaşkanı yalılara dağlama resmi ninni)” (s. 25) gibi dizelerden yükselen ses empati, sorgulama, yüzleşmeye çağrı niteliğindedir. İmparatorluktan sonra kurulan yeni düzende inşa edilen ulus devlet hem askerî vesayeti hem de azınlık sorununu ve ötekileştirme-asimilasyon pratiklerini ortaya çıkarmıştır. Şairin politik direnişi poetik düzlemde gerçekleşir. “Sivil fermanlı” ses, resmî “ninni”ye karşı çıkıp kendi sesini yığınların sesinin karşısında mevzilendirir, “ninnilerle” uyutulan yığınlar gerçeği çarpık algılar çünkü zihinler ideolojik manipülasyona uğratılmıştır: “Kendini vatandaş sananın dondurmacı sesi, her / akşamleyin çökmekte gıcır balkonun demirine.” (s. 50). Mustafa Irgat’ın şiirlerindeki anti otoriter ve anarşist söylemin boyutları, kitabın sonunda yer alan bir soruşturmaya verdiği yanıtta daha net görülür; otoriter kurumlar aynı zamanda devletçiklerdir, bu şartlarda umut etmek de güçleşmiştir:
“Toplumun üzerine abanarak kapanan, büyük bir olasılıkla hâlâ ithal edilen bu devletçikler kurumu silsilesi sürgit durdukça; ‘olmayan gökler’ dahi anlaşılmaz bir biçimde güldürtmüyor, ağız dolusu sövdürtmüyor, şehvetli çığlıklar attırmıyor insanoğlu’na… (…) Şiirin herhangi bir sıkıdüzene örnek oluşturabileceğine de inan(a)mıyorum.” (s. 88, 91)
İdeolojik aygıt bağlamında kurumsallaşan dinin kamusal alanda otorite oluşturmasına karşıt geliştirilen söylemin alay, ironi ve parodiyle şekillenmiştir. Şiire “oku” komutuyla başlayan Mustafa Irgat, anneliğin kutsallığını belirten kalıp sözleri ataerkil toplumun ters yüz edilmesi doğrultusunda yeniden üretir: “Bağnazlık anası. Kiminin oğlu o olduruldu, kefen pahası – / Cennet piç babaların ayağının altında” (s. 80). Dinle ilişkili ümmet evi, elhamdülillah, sakallı şerif odası, kadir-i mutlak gibi kavramlara sıkça rastlanır. İslamiyet öncesi Arap toplumunun yaşantısına şiir bağlamında yer verilir: “askıda âşık sallar en güzel gün // koşul bugün Ukkaz panayırına / yineler yinelemesini üç kez: / İlkinde yaratır boş bir coğrafya” (s. 21) dizelerinde bahsi geçen boş bir coğrafyanın yaratılması üzerinden kozmogoniye geçilir: “Melek bizden sonra gelmedi” (s. 17). Din ve ataerkillik arasındaki bağ cinselliğin bastırılması üzerinden eleştirilir. Bu bağlamda mitolojiden de beslenilerek tanrıça İştar, kadınların bedenine dair cinsel uzuvları belirten kavramlar, cinsel içerikli argo söyleyişlere şiirde yer açılır. “Aşk-ı Sünni” şiirinin “Ayşe kadın sultan erkek fasulye / yoğ’gun işçi o’nu yemekte ister; / dikişini dişiyle diker, şakur şükür / patron kâğıt altına polis çıkartma” (s. 53), “devran abazına, bızırını dola, zevkinden çarmık ger” (s. 29) ve “İştar’la soyunur musun tanrı” (s. 35) dizeleri bu izlekte önem arz eder. Tüm bu otoriter kurumlar ve baskılar karşısında Fahrenhayt 451 kitabının şiirde zikredilmesi tesadüf değildir.
Mustafa Irgat’ın şiirlerinde resmi çizilen toplumsal düzende halka eleştiri söylemin dışında tutulmayan izleklerdendir. Şiddet ve ataerkil şiddet “birbirini kesenlerden aslına dönemiyordu ülkem” (s. 13) ve “ırzına kefenli geçilmiş kız çocuğuydum” (s. 55), halkın inancının çarpıtılması “Yuşa tepesinde dönen bir ölüm-direği ucu zeker’ler dolu / ve seyre gelenlerin hepsi, kıyamete beşinci düldül rahmi” (s. 24) dizelerinde konumlandırılır, bu konumlanışta şairin karşı çıktığı toplum idealini şekillendiren pozitivizme çelişkili şekilde yaslanılmıştır. Uçlarda gezinme pratiği pozitivizmi de geride bırakıp nihilist bir yaklaşımla değer “bozucu” dile bürünmüştür. Bu dil, toplumu “ileri”-“geri” karşıtlığı üzerinden değerlendirmeyle maluldür.
Sonuç
Mustafa Irgat’ın şiiri için uçlarda serbestçe gezinme tespitleri yapılsa da bu tespitin altı tam olarak doldurulmamıştır. Daha önce de İlhan Berk için benzer tespitler yapılmıştır. Değişen toplumsal koşullar ve gelişmelerden kaynaklı şekilde şiirin dönüşüme ve yeni arayışlara kapı aralaması mümkündür. Tanzimat Dönemi Türk edebiyatından itibaren şiirde yeni arayışlar hemen her dönemde ve dönemin önemli şairlerinde gündeme gelmiştir. Türk şiirinin bu tarihsel akışı içinde Mustafa Irgat’ın konumu değerlendirilebilir. Öncelikle dize yapısını dilbilimsel açıdan “bozması” daha önce Ece Ayhan’ın şiirlerinde de görülmüştür. Mustafa Irgat’ın şiir dilinde seçtiği sözcüklerin kaynakları Metin Eloğlu’nun eğilimiyle paraleldir. Şiirde sivilleşme, resmî tarih ve ideoloji karşıtlığı, anti otoriter ve iktidar karşıtı özgürlükçü direniş izleklerine Ece Ayhan’da rastlamak mümkündür. Bu çerçevede değerlendirildiğinde Mustafa Irgat, poetik açıdan Türk şiirinde aykırı mevzide konumlanmış bir şairdir.
Mustafa Irgat’ın şiirleri beslendiği kaynaklar bakımından zengin metinler içerir. Tarih, mitoloji, teoloji, sosyoloji ve politika şiirin içerik temelinde omurgasını oluşturan disiplinlerdir. Çağrışımlarla örülü şiirlerin her bölümünde farklı bir izleğe alan açılır; şiirin bir parçasında azınlık-ötekilik işlenirken sonraki parçasında işçi katliamı işlenir. Bu bağlamda şiirde konu bütünlüğünden öte mısraya önem verildiği görülür. Kavramlar, göndermelere uygun şekilde seçilir. Birkaç dizede yer alan birden fazla kavram farklı olay ve durumları hatırlatır tarzda birbiriyle ilişkilendirilir. Bu açıdan yaklaşıldığında Mustafa Irgat’ın poetikasının “anlamdan uzak” ya da “anlaması zor” diye değerlendirilmesi eksik ve yanlış tespitlere neden olur. Anlamın parçalı fakat parçaların birbiriyle uyum yapısı dikkate alındığında ve bir kavramın başka şiirde ne şekilde yer aldığı birlikte değerlendirildiğinde Ait’siz Kimlik Kitabı’nı oluşturan şiirlerin genelinde anlamın örtük ve göndermeler yoluyla inşa edildiği tespitinde bulunulabilir. Şiirde ortaya konan anti otoriter özgürlükçü duruşun açılımları; Kemalizm, ulus devlet, resmî tarih ve ideoloji, iktidar, iktidar aygıtları, ataerkil düzen ve cinsiyetçilik, bireyi kısıtlayan her türden tahakküm, milliyetçilik karşıtlıkları üzerine kuruludur. Bu izlekler geliştirilirken sözcük seçiminde Türkçenin kaynaklarına inilir, yeni sözcükler kurulur (aşk cumhurkrasisi vb. –“üvercinka” sözcüğünün kurulumundaki gibi-), dizenin söz dizimsel yapısı bozulup sözcüklerin doğrusal dizilimi yerine dağıtılması esas alınır. Argo, kaba söz, sokak dilinden alınan sözcüklerin kullanımı da söz konusudur. Gerek içerik gerekse dilde aykırı konumda mevzilenişin getirdiği poetik ve politik yalnızlık şair tarafından şiire yansıtılır: Şair; merkezden kaçmıştır bir kere, uyumsuzdur, avangarttır, tutunmaya çalışan, çatlak sestir, aidiyetsizdir, temsiliyetsizdir, “sürüden” ayrı düşendir. Bu aykırılık Nihilizmin sınırlarında gezmeye kadar varır. Mustafa Irgat’ın şiirlerinde tarihle ve toplumla hesaplaşıldığından geçmiş zamanın ağırlığı belirgindir, şimdiki zaman yüzleşmeyle şekillenir fakat gelecek zamana dair herhangi bir işarete rastlanmaz çünkü ideale, yeniden kuruculuğa ve kurtuluşa ilişkin söylem söz konusu değildir. Şiir, yıkıcı söylemle şekillenmiş fakat kurucu iradeye dair söz üretmemiştir. Bunun nedenleri arasında post modern düşüncenin etkisi bulunabilir; bütünlükler, büyük anlatılar, iktidar bozuma uğratılıp yerine mikro anlatılar, yatay ilişkiler, bireyci özgürlükler yerleştirilmelidir(!). Mustafa Irgat’ın şiirinin aktığı yatak genel hatlarıyla bu şekilde tarif edilebilir.
*Irgat, Mustafa. (2018). Ait’siz Kimlik Kitabı. İstanbul: 160. Kilometre Yayınları.

