STEFANO GUARASCIO: PİYANO, MÜZİK VE SEYAHAT

STEFANO GUARASCIO: PİYANO, MÜZİK VE SEYAHAT

Stefano, müziğe olan ilgisini henüz beş yaşındayken, ailesinin müzik setlerine gösterdiği doğal merakla belli etmeye başladı. Kendisine hediye edilen ilk elektronik klavyesiyle, henüz akademik eğitimine başlamadan önce sahip olduğu mutlak kulak (absolutepitch) yeteneği sayesinde parçaları çalabilmesi herkesi şaşırttı.

Lecce’deki “Tito Schipa” Konservatuvarı’ndan en yüksek derece, onur belgesi ve özel mansiyonla mezun olan Stefano, Roma’daki “Santa Cecilia” Ulusal Akademisi’nde Maestro Benedetto Lupo ile eğitimini en yüksek puan ve onur belgesi ile tamamlayarak kariyerini sürekli bir gelişim üzerine kurdu. Hocalar Ippazio Ponzetta ve Vincenzo Balzani ile, ardından Imola Uluslararası Piyano Akademisi’nde Leonid Margarius ile tekniği geliştirdi. 2011 yılında, Moskova’daki “Çaykovski” Konservatuvarı’nda Natalia Trull Hoca ile uzmanlaşmak üzere burs kazandı.

Bugün Stefano, Uluslararası “Città di Acquaviva delle Fonti” Yarışması’nda kazandığı “En İyi İtalyan Piyanist” ödülü de dahil, 30’dan fazla ulusal ve uluslararası birincilik ödülüne sahiptir.

Avrupa, Asya ve Avustralya’da konserler veriyor. En unutulmaz deneyimleri arasında Salzburg’daki (Avusturya) Wiener Saal’da, Vatikan Müzeleri’nde (Italia) ve İnghiltere, Belçika, Romanya, Japon ve Kore prestijli salonlarındaki performanslar. İspanya’da dünyaca ünlü kemancı NobukoÍmai ile birlikte çaldı. Mendelssohn, Mozart, Liszt ve Rahmaninov eserlerini kapsayan orkestra konserleri, onun yorumcu olarak çok yönlülüğünü ve derinliğini kanıtlamaktadır.

2016 yılında Workin’ Label etiketiyle, Haydn, Ravel ve Liszt-Busoni’nin eserlerini içeren ilk solo albümü yayınladı.

Eğitimcilik kariyeri ise Katar’daki Doha College’dan, halen “Dans eşlik teknikleri ile dans için müzik teorisi ve pratiği” dersleri verdiği Lecce’deki “Ciardo-Pellegrino Lisesi”ne kadar uzanmaktadır.

Stefano Guarascio, müzik dünyasına ve dünyanın müziğine piyanoyla yolculuğunu anlattı.

Piyanist olmak kesinlikle tutku ve yetenek gerektirir; bunlar vazgeçilmez başlangıç noktalarıdır ancak çalışma, süreklilik ve özveri olmadan ifade edilmemiş kalma riski taşırlar.

Piyano, karmaşık hikâyeler anlatabilen ve kelimelerin içine sığmayan duyguları aktarabilen tek enstrümandır. “Çalmak, teknik ve tutkuyu birleştirmek demektir,” Dediğimiz gibi, hazırlık, eğitim, çalışma çok önemlidir ancak sihir, doğaçlamada gizlidir. Piyano, duygulara, anılara ve atmosfere başka hiçbir enstrümanın yapamadığı şekilde ses verme imkânı tanır.

Temel ilham kaynağım, farklı stilleri sıra dışı ve üstün bir virtüözlükle harmanlamayı başaran mükemmeliyetçi ve ironik besteci Maurice Ravel’dir. Ravel’in eserlerinin icrası en zor icralar arasında kabul edilir; aynı zamanda antik atmosferleri yeniden canlandırma yeteneğine sahiptir. Ravel’in “müziği duyguların kusursuz bir saati” haline getirme yeteneğine hayranlık duyarım ve kendi performanslarımda da aynı titizliği ve duyarlılığı sergilemeye çalışırım.

Benim için müzik ve yolculuk her zaman el ele gitmiştir. Küçüklüğümden beri yarışmalar ve konserler beni İtalya’nın dört bir yanına taşıdı. Zamanla bu seyahatler, Avrupa ve kıtadışı deneyimlere kadar daha derin tecrübelere dönüştü. Tanıştığım her kültür, her şehir ve her müzisyen eğitimimde çok derin bir iz bıraktı.

Tüm bunlar arasında Japonya hep aklımda; orada dinleyiciler klasik müziği kutsal bir saygıyla karşılıyor ve her performans sessiz, tam bir bağ kurma anına dönüşüyor. Bir diğer eşsiz ayrıcalık ise, olağanüstü ve ölümsüz güzellikteki başyapıtlarla çevrili Vatikan Müzeleri’ndeki Raffaello Salonu’nda verdiğim konserdi.

Her başarı, hem duygulanmak hem de duygulandırmak amacıyla yeni bir başlangıca dönüşüyor. Hayatı bir piyano icrası olarak görüyorum: bir kısmını planlarız, diğer kısmını ise doğaçlamaya bırakmalıyız.