ANNEM VE TEL ÖRGÜLER

KENAN ŞAHBAZ

Umut Varlı’nın İlk Kitabı “Annem ve Tel Örgüler” Üzerine

“Babamla çok güzel oyunlar oynardık. Saklambaç, sessiz sinema, yakan top… Cici babam hiç güzel oyunlar oynamıyor. Annem, oynamak istediğimde “yaramazlık yapma,” diyor. Kuzenlerim de kendi aralarında oynuyor, beni dahil etmiyorlar. Oyuncaklarıyla oynamama izin vermiyorlar. Anneannem de beni hiç dinlemiyor. Ben büyüyünce bütün çocuklarla oynayacağım hem de en güzel oyunları.” s. 42

Umut Varlı, 1993 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluk yıllarından itibaren edebiyat, müzik ve tiyatroyla iç içe büyüdü. Üniversitede İnşaat Mühendisliği eğitimi aldı, 2021 yılında yüksek lisansını tamamladı. Öyküleri çeşitli dergilerde, eleştiri yazıları gazetelerin kültür sanat eklerinde yayımlandı.

Annem ve Tel Örgüler, Umut Varlı’nın ilk kitabı. Edebiyat sahnesine öyküyle atılan yazar, dili sadeleştirerek kullanırken önceliği anlatımdan ziyade anlatılana veriyor.

Öykülerde geçen anneler de genel olarak çocukları üzerinde birer baskı unsuruna dönüşmüş, sözümona koruyucu olan ama aslında çocuklarının yaşamı çevresine tel örgüler çeken anneler. Kimi doğrudan davranışlarıyla kimi varlığıyla diğer karakterler üzerinde bir baskı unsuru… Kitapta geçen tel örgü bir binanın çevresine çekilen bariyeri anlatsa da bu ismin anlatıcıları çevreleyen duvarlara dönüştüğü fikri de yadsınamaz.

On üç öyküden oluşan kitabın neredeyse tüm öykülerinde anne figürü çok öne çıkıyor. Ve hatta anneanneler… Bazen teyzeler… Varlı’nın öykü evrenindeki anneler toparlayıcı ve koruyucu olan değil, daha çok bozulan ilişki yumağının merkezindeki birer karakter olarak yer buluyor. Anneler çocuklarıyla ve kendi anneleriyle ilişkilerinde baskılayıcı ve yıkıcılar. Aynı zamanda yıkık… Kısmen de çocukların sorumluluğuna dönüşmüş durumdalar.

“Bakışları o kadar uzak ki yavrusuna yabancılaşan kediler geliyor aklıma.”s.32

Işığı Söndürmek isimli öyküdeki bu ifade çok dikkat çekici. Kişisel kanaatime göre öykülerin büyük kısmında yer alan anne çocuk ilişkilerini en iyi anlatan cümlelerden biridir.

Diğer karakterler genel olarak annelere göre daha silik duruyorlar. Bu, karakterlerin travmatik çocukluk yansıması gibi duruyor. Özellikle anlatıcıların fiziksel varlığına odaklanılmıyor. Bazı öykülerde isimleri dahi yok anlatıcı karakterlerin. Hikâyeler onların gözünden yaşanırken onların travmaları ve etrafında örülen duvarlar göze çarpıyor.

Bireyin iç dünyasına odaklanan öykülerde zaman geçişleri de kullanılıyor. Eksiltmeli anlatım ve sade bir dille beraber olaylar arasında bazen çok hızlı geçişlere tanıklık ediyoruz. Hızlı geçişler esnasında silik bir gerçeklik oluşuyor. “Bu gerçek mi?” sorusunu sorduran anlatım biçimi o gerçekliğin sorgulanmasını da sağlıyor.

Anlatıcılar geçmişiyle sorunluyken yaşanan anın sorunlu olması da böyle anlatılabilirdi.

Öykülerinde çok sade bir anlatım dili kullanan yazar, sözcük tercihiyle de dikkat çekiyor. Yer yer günlük hayatta artık yer bulamayan sözcükleri kullanarak dile de özel bir hassasiyet gösterdiğini vurguluyor. Günlük kullanımın cazibesine kapılmadan Türkçe kullanımı konusunda çabalıyor. Günümüz öyküsünde yoğun betimleme ve uzun cümleleri de tercih etmiyor. Kısa cümlelerle, doğrudan ve duru anlatımı var.

“Etraf koli dolu. Tüller asılacak. Benim tüller pencereye fazla büyük. Terzi eli değmesi gerek. Bakar bir çaresine.” s.18

Okuduğumuz birçok metinde yukarıdaki gibi bir anlatımı tek ve uzun bir cümleye sıkışmış ve anlamı bazen daralmış, bazen genişlemiş olarak görürüz. Umut Varlı, bunu bilinçli olarak böyle tercih ediyor gibi görünüyor. Anlatımın dil özelliğini duru tutmak isterken duygu ve karakter psikolojisine daha fazla odaklanıyor.

Sözü uzatmıyor, etrafından dolanmıyor. Betimlemelerle uzayan anlatımdan kaçınarak işaret ettiği duruma odaklanıyor.

Anlatımdan ziyade monolog ve diyalogların etkisi ise daha yoğun. Tanrı anlatıcı fazla tercih edilmemiş. “Rayların Kenarındaki Ev” öyküsündeki anlatıcı dikkat çekici. Anlatıcı kendini ikinci tekil olarak anlatıyor. Genel olarak birinci tekil anlatıma rastlasak da diğer anlatıcılar da öykülerde yer buluyor. Bu da yazarın anlatım çeşitliliğini gösteriyor.

“Tavana bakarken elin kalbinin üzerine gitti, içten içe bir titreme duydun. Öfken koca bir çığlıkla taştı.” s.10

İkinci tekil anlatım anlatıcı karakterin kendine yabancılaşan bir kişiliğe bürünmesini sağlıyor. Bu yabancılaşma ve tekinsizlik hâli hemen her öyküde karşımıza çıkıyor.

Öykülerde belirli kalıpların tekrarları da dikkat çekici. İki öyküde kombinin bir öyküde hidroforun bozulması ve tamirci çağrılması, nesneler aracılığıyla da verilen bir yıkılma mesajı gibi okunabilir. İki öyküde karganın, birinde yılanın öykünün sürek unsuru olması da benzer biçimde anlamlar taşıyor. Rüya görmenin ve bu rüyaları karşısındakine açmanın birden fazla kez kullanılması da bazı kalıpların yazarın öykü evreninde önemli yer tuttuğunu düşündürüyor. Rüyalar hikâyeyi derinleştirerek tekdüze ilerleyişten çıkarıyor.

“Anne gece rüyamda sizi gördüm.” s.9

“Kâbus gördüm.” s.21

“Dün gece ilk kez kâbus görmeden uyudum.” s.38

“Neden sonra susayarak uyandım. Yataktan doğrulurken rüyamı anımsadım.” s.40

Varlı’nın uzun bir edebiyat yolculuğu olacağına yürekten inanıyor, öykü severlerin Annem ve Tel Örgüler’i beğeneceğini tahmin ediyorum.

Arka kapaktan:

Annem ve Tel Örgüler, gündeliğin dar alanlarında sıkışan insanların, kendileriyle ve geçmişleriyle kurdukları kırılgan bağların izini sürüyor. Umut Varlı, suskunlukların, yarım kalmış cümlelerin ve bastırılmış hatıraların içinden geçerek; okuru, görünmeyenin eşiğine çağırıyor. Bu öykülerde herkes kendi tel örgüsünü taşır: kimi korunmak için, kimi unutmak için. Okur, her sayfada biraz daha içeri çekilir; tanıdık olanın tekinsizleştiği o yerde, kendisiyle baş başa kalır.

Künye
Umut Varlı, Annem ve Tel Örgüler
Alakarga Sanat Yayınları, Nisan 2026, 98 s.

Kenan Şahbaz