SESSİZLİK KULESİ

ERGÜN DOĞAN

                                                                                                                                                                                                                                      
 
Sessizlik Kulesi (**)


simya ve cıvayla giriyoruz hayat
şakaklarımızda zonklayan bir mayayla
kor ve ateşle küllenen yazgımızla
kabzasında tabutu saklı
yanağı keskin yırtıcı mavzerler gibi

 
ne ki hayat da taşır kendi çarmıhını
burçlara dağıttığı eskiyen bir gülüşle

 
yine de sonsuz bir sıvıdır yaşam
biliyoruz ve kesişmeye kulak veriyoruz
birbirini ayartan o kusursuz dengeye
kana kana içmek ve kanamak

 
kana kana içmek ve kanamak
savrulur insan kendi aynasında

 
ve bir ses bir kaf dağı masalı
sazının tellerinde tüfenkler çatan
dut ve gülle ateşler yakan

 
savrulmak yitmektir bazen
bazen çiy serinliğinde çatlamak
goncanın usulca güne bakışı gibi
ya da utkuyla dağlamak etini
açlığına sunulsun diye kavruk bir tat
 

orada başlar ateşin ete daveti
sulusepken ürpertiler başlar orada

 
zaman kederli bir kelebek kozası
tozlarımızla semiren bir kartopu
yuvarlanıp da kangrene dönüşen
zaman…

        üçüncü sayfa cinnetlerimiz
 

ensemiz de çınlar da o vakit
toprağın kokusunu savurup…

 
o koku devrilen kımıltısız ikindi
toynaklarıyla günü parçalayan
siyah bir atın acı acı kişnemesi

 
saatini şaşırmayan bir zangoç
otuz üç yerinden hançerli
soğuyan boylu boyunca
alev alev soğuyan temmuz akşamı
 

 o koku çağrıldığımız turna gülüşü
alazıyla parıldar yüzlerimizde
ateş olup sızarız avuçlarımıza

 
bir cızırtı yanık bir tat
karışır deli sularımız birbirine
karışır tecerin sabırsız volkanları
nehir olur taşarız zamanın terkisinden

 
ve kum saatinde akıp duru kanımız
o incecik sırat köprüsünde
damlayarak ayrılırız kendimizden
ters çevriliriz sonra cam ve abanozda
ters çevriliriz fokurdayan harcımızla

 
tepemizde daireler daireler daireler…
tepemizde koyu kara bulutlar
süzülür o sırtlan gülüşüyle upuzun
süzülür alçalıp usul usul
mahşeri sessizliğimizi çalmaya

 
bir zerdüşt ölüsüyüz şu figanda
avestadan bu yana bir zerdüşt ölüsü
etlerimiz leş kuşlarını besler de
cesetlerimizden önce çürür gömütlerimiz

 
 ve dağlara iner bulutsuz fecir zamanı
taşınırız göğe bir akbaba kanadında
ve söyleriz orada şarkımızı
söyleriz ağrıyan şarkımızı
        gök ne kadar mavi
        duman ne kadar kurşuni

 
 

(*) Sİvas katlİamının 10. yılında serbest vezİn şİİr yarışması 1.
(**) Sessİzlİk Kulesİ: Zerdüştlerİn ölülerİnİ leş kuşlarının yağmasına terk ettİğİ kule.