İSA KÖROĞLU/KAYGILARDAN KAÇIŞ

ÇIĞ DERGİSİ II. ÖYKÜ YARIŞMASI’NDA YAYIMLANMAYA DEĞER BULUNDU

KAYGILARDAN KAÇIŞ

Uzun zamandır amansız ve duraksız bir saplantıyla peşine düştüğü şey kendisiydi. Aynada gördüğü binbir çeşit kuruntunun gölgelediği yüze, bütün tereddütlerini ve güvensizliğini açık eden diline beslediği husumet günden güne büyüdü. Büyüdü ve kaçınılmaz sonuçla infilak etmeye yaklaştığında bildiği en eski sığınağa yöneldi ilkin. Kitaplar. Oysa kitapları gündelik sıkıntılardan kaçış olarak görebileceği eşik çoktan aşılmıştı. İçselleştirdiği, dertleriyle dertlendiği karakterler kaygılarını besliyordu. Eskiden kapıyı çekip evine girdiğinde dışarıda bıraktığı sorunlar artık kapı eşiklerinden, anahtar deliklerinden sızmaya başlamıştı. Sıkıntı, gölgesine sığınacağı bir kurtarıcının bağrından dönüp baktığında geride bırakabileceği dışsal etkenlerden değil, nereye giderse gitsin bir sivrisinek ısrarıyla onu takip eden düşüncelerinde hayat buluyordu. Teşhisi büyük bir olgunlukla koydu. Tıpkı yıllar önce izleyip adını bile unuttuğu filmde bir karakterin aklına kazınan sözü gibi, hastalık düşüncelerindeydi. Olası ya da değil, her hareketinde bin türlü ihtimalin çetrefilli hesaplarından adım atamaz olmuştu. Bu sabah uğradığı fırında iki seçenek arasında kararsız kalıp eve ekmeksiz dönünce ipin ucunun kaçtığını kabullendi.

Geriye dönüp baktığında önüne çıkan fırsatlardan, gidilmesi mümkün yollardan onu mahrum eden kaygıları hiçbir pişmanlık duymadan onu selamlıyordu. Onlara cisim verip kanlı canlı şekilde karşısına oturtma kudretine sahip olmayı diledi. Bu hale gelirken geçtiği yolların taşlarını tekrar tekrar döşemekten, içindeki koru beslemekten vazgeçme arzusuyla bu tür tekinsiz düşüncelerden sıyrılıp kendini sokağa attı.

İçine işleyen, düşüncelerini bile uyuşturan soğuğa minnet duyarak yolu olabildiğince uzattı. Bilmediği yollara sapıp kaybolmayı istedi. Gücü tükenene kadar yürüdü. Dermanı kalmadığında isyan edip kontrolü ele alan ayakları kaslarının hafızasına güvenerek onu en sık uğradığı adrese götürdü. Hiç de işlek olmayan, en yeni baskısı ihtiyar sahibiyle yaşıt kitaplarla dolu sahaf. Önünde durup boş gözlerle dalgın dalgın baktığı tabelanın eskimiş ve yıpranmış, yıllar yılı güneşin değişken ama istikrarlı tacizine maruz kalmış solgun haline acıdı. Zihninin derinliklerindeki uyuyan anıları yerlerinden sıçratan gülüşleriyle bir grup genç çıktı kapıdan. Anıların uyanıp peşine düşmesine fırsat vermeden içeri girip kapıyı sıkıca kapattı.

Üst üste, boşluk bırakmadan dizilen kitapların ağırlığından değil de taşıdıkları anlamların yüküyle ezilmiş gibi güçlükle ayakta duran rafların arasında döndü durdu. Önceden hazırlanmış bir listeye riayet eder gibi bir hız ve keskinlikle, kısa sürede kucağına doldurduğu kitaplarla kasaya yöneldi. Satırların doyurucu etkisinden midir, anlatımın yavanlığından mıdır aynı sayfayı tekrar tekrar okuyan adamla yüz yüze geldi. İstemsizce yüzüne yerleşen merak ve hayreti süratle kovan adam, diline hücum eden sözcükleri aynı iradeyle zapt etti. Soru sormadı. Hesap yapmadı. Erman’ı büyük bir külfetten kurtararak kafa selamı vermekle yetindi. Müşterilerinin ilgilendikleri veya satın aldıkları kitaplardan kişilik analizi yapmak gibi zararsız bir huyu vardı. Hızlıca kitaplara göz gezdirdi. Kitapların ortak temasını fark ettiğinde yerinden fırladı. Erman ne olup bittiğini anlamadan iki kitapla geri döndü. Kucağına yığdığı kitaplara yenileri eklenen Erman, minnetini ifade edecek kelime bulamadı. Buna gerek de yoktu. Sefere çıkan oğlunu yolcu eder gibi bir havaya bürünen Sahaf, sırtını sıvazladığı Erman’ı iyi dileklerle yolcu etti.  

Eve döner dönmez kitapları masaya serdi Erman. Kaygıları ve ondan kurtuluş yollarını ucundan kıyısından konu edinen kitapları ilk izlenimlerine göre sıraya koydu. Farklı dinlerden ve kültürlerden çıkan, yaklaşımı ve yöntemi farklı ama aynı amaçla ortak düşmana karşı bir araya gelmiş kitapları dur durak bilmeden okumaya başladı. Oturarak, odasında dört dönerek, kâh hayretle kaş çatarak, kâh küçümseyici bir bakış atarak okudu da okudu. Yemeyi içmeyi unuttu. Okumaya daldıkça başka başka alemlerin kapılarında dolaştı, kıyısından geçti. İslam alimlerinin dizinin dibine oturdu, öğütler aldı. İnzivaya çekilmiş keşişlerin rahatını kaçırdı. Şamanlardan medet umdu, tütsülerin dumanına karıştı.   

İnsanların, okuduktan sonra hayatlarının değiştiği kitapların olduğu iddialarına hayret ederdi. Değişmek için bir kitaba muhtaç yaşamlara acıyarak, tiksinerek bakardı. Oysa kendisi sadece değişmekle kalmamıştı. Ara vermeden üst üste okuduğu kitaplar bir tüfekten ateşlenmiş saçma gibi bilincini paramparça edip ortalığa saçtı. O ana kadar kendisini sınırlamış, onu bir çembere hapsedip çizdiği sınırların dışına çıkmaktan alıkoymuş kaygılarını dört bir yana dağıtmıştı. İnsanlığın ortak birikimi olan binlerce satırın ağırlığıyla dolan zihni, artık kaldıramaz olduğu bu aşırı yüklemenin altında can çekişiyordu.

Onu bu kırılma anına sürükleyen hesaplaşmanın zanlıları olay yerinde aldırışsız varlıklarını sergilemeye devam etti. Sehpaya gelişigüzel yayılmış bir düzine kitap… Eğer yaratıcıları, asırlar sonra bile insanlar üzerinde böyle bir etki yaratabildiklerini görselerdi kınanmayı göze alıp kibirle dolup taşarlardı. Düşüp kaldığı halının üstündeki titremesine, seğiren kasları ve belli belirsiz iniltileri eşlik etti. Güçsüz ve dermansız kalmasına rağmen hissettiği hafiflik hissi öğütlerin ve öğretilerin işe yaradığını gösteriyordu. Başarmıştı. Kaygılarını zihninden kovmuştu.

                                                       —

Ömrü boyunca bir sığıntı gibi hissettiği vücuttan kurtulmanın hafifliği ile yıllar boyu yeşerip serpildiği damarlarında gezinip kökleştiği bedenini uzun uzun seyretti. Alelacele, ne varsa yanına alıp çıktığı bedeninden -buna mecbur bırakılmıştı- ayrılışının üzerinden geçen saatlere rağmen bir uydu gibi yörüngesinde kaldı bedeninin. Temelsiz korkulardan, yersiz endişelerden, bin düşünüp bir adım attıran ihtiyattan meydana gelen, şekilsiz biçimsiz ve görünmez haliyle boşlukta süzülmeye devam etti. Zamanı çoktan gelmiş ayrılığın ilk anlarında duyumsadığı hafiflik ve rahatlamanın etkisi uzun sürmedi. Ağır basan kaygılarıyla büyüdü, kabardı ve ağırlaşıp çöktüğü odanın zeminine ısınıp yükselmeyi bekleyen bir buhar katmanı gibi yayıldı.

Bir zamanlar etkisi altına alıp kukla gibi oynattığı bedeni nihayet ayaklanıp odada gezinmeye başladığında, gözden düşen varlığı büzüldükçe büzüldü. En ufak takdirin çok görülüp kolayca gözden çıkarılmasına isyan etti. Yaptığı yerinde müdahalelerle kaç kez güç durumlara girmekten, risklerin içine atılmaktan kurtardığı Erman’ın hal hatır bilmez halini görmeye katlanamaz oldu. Yine de eski alışkanlıklarını bırakmadı. İhtiyat ve temkinlilikten örülen zırhını kaybeden Erman’ın başına gelecekleri düşünmeden duramadı.

Onu bu düşüncelerden çekip çıkaran yine kendi bedeni oldu. Aylar önce alıp, kendi tarzının biraz dışında kaldığı için giymeye hiç cesaret edemediği gömleği üzerinde görünce şaşırdı. Alması muhtemel olumsuz yorumları, yargılayıcı bakışları düşününce Erman’ı uyarmak istedi. Henüz alışamadığı ayrılıkla birlikte bu niyeti de sadece düşünceleriyle sınırlı kaldı.  Zavallı Erman için utandı. Bir yandan da uğradığı vefasızlığın doğurduğu kinin etkisiyle kötücül bir memnuniyetle doldu. Onsuz yaşanacak utanç dolu, kaçınılmaz facialara tanık olup “oh olsun” diyebilmek için bedeninin baş ucunda kalmaya tam da o anda karar verdi.

Yüzüne alışılmadık bir gülümseme, yürüyüşüne başkasında görse yadırgadığı bir vurdumduymaz tavır takınan Erman soluğu sokakta aldı. Yeni halini test etmek, farkı görmek istiyordu. Hızlıca istisnasız her gün uğradığı büfeye yöneldi. En umutsuz ve yılgın günlerinde dahi onu evden çıkarma kudretine sahip kasiyer kıza bugüne kadar selam vermekten öte geçememişti. Zihninden kovmayı başardığı ama peşinden ayrılmayan kaygılarla birlikte girdiği büfeden aynı hızla çıktı. Yaptığı arkadaşlık teklifi nezaket eşliğinde geri çevrilmişti. Yaşadığı utancı ve hayal kırıklığını görmek için sabırsızlanan kaygıları, Erman’ın yüzündeki gülümseme kahkahaya dönünce hayretle doldu. Erman, sokakları dolduran kalabalığın şaşkın bakışları arasında kahkahalarına ve yarı lakayt yarı savruk yürüyüşüne devam etti.   

Eve döndüğünde gözünde yaş, çenesinde güç kalmamıştı. Umduğu sonucu elde edememişti ama hissettiği ferahlığa kendisi de şaşırdı. Deneyimlediği yeni ruh halini minnetle kucaklayıp koltuğa kuruldu. Uzun zamandır izleme listesinde duran ama ya kötü çıkarsa diyerek pas geçtiği filmlere göz gezdirdi. Her zaman risk almaktan kaçınır, zaten kalitesini bildiği filmleri tekrar tekrar izlerdi. Bu kez listesinden rastgele bir film seçip hakkındaki yorumlara bile bakmadan oynattı. Çok geçmeden sıkılıp kapattı. Yanından ayrılmayan kaygıları manidar bir bakışla Erman’ı süzdü. Yüzünde görmek istediği hayal kırıklığından iz bulamadı. Bir anda yaşadığı açlık hissiyle doğruldu Erman. İki gündür yemek yemediği aklına geldi. Yaşadığı tuhaf ve alışılmadık deneyim süresince göz ardı ettiği dünyevi ihtiyaçlar yavaş yavaş kendilerini göstermeye başladı. Favori restoranlardan birini seçmek yerine, hiç yemediği ve kesin önyargıyla uzak durduğu Asya yemeklerinden sipariş etti. Sabırsızlıkla beklediği yemeği geldiğinde her lokmasında ön yargıları dağıldı, eridi.

Hayatının en güzel uykusuna daldığı sırada üst komşusundan gelen ama şimdiye kadar aldırmadığı, kanıksadığı seslerle irkildi. Zayıf yalıtımın sağladığı yakınlık sayesinde tanık olduğu kavgaların bir yenisi başlamıştı. Gür sesiyle apartmanı sallayıp aşınmış temellerine bir darbe daha vuran Hasan amca söylevine aynı tonda devam ediyordu. Boşanma sürecinde olan kızının akıbetinin, bir türlü mezun olamadığı bölümü bu sene de uzatan oğlunun geleceğinin endişesiyle sürüp giden tartışmalar bitmek bilmezdi. Tartışmanın tarafı bile olmayan, susup sessiz kalarak fırtınanın dinmesini bekleyen Neriman teyzenin bu tutumunu aldırmazlığa yoran Hasan amca iyice kendinden geçer, hatır gönül bırakmazdı.

Olası tartışmalardan, belki de kavgaya evrilecek gerginliklerden kaçınmak için hiç uyarı teşebbüsünde bulunmamıştı Erman. Bu kez daha fazla tahammül edemedi. Duraksamadı, düşünmedi. Kalkıp kapıya yöneldi. Yatışan ama hala etrafından ayrılmayan kaygıları dehşete kapıldı. Erman’a engel olma isteğiyle yanıp tutuştu.  

İkinci kez çaldığı kapının arkasındaki yüz kendisini gösterdiğinde Erman istifini bozmadı. Kızarmış gözlerle, sıkılmış dişlerle kendisini karşılayan Hasan amca, “Ne var?” anlamında mimikle gözlerini Erman’a dikti. Bakışlarını bir an bile kaçırmayan Erman kendinden emin bir tavırla:

“Sizin de kurtulamadığınız kaygılarınız mı var?” dedi.